Vallahi bu hafta “criminologist - kriminolojist” kesildik kafanıza!

Kriminoloji ya da suç bilimi, suçun açıklamasını yapan, suçlu davranışın nedenlerini inceleyen, suçun önlenmesi ve suçlulukla mücadele ile ilgilenen bir bilimsel öğretidir. Bu öğretiyle uğraşanlara da “kriminolojist” denir ki sanırım bizim ülkemizde ya da Türkiye’de bu bilim dalı henüz olmadığı için, bu dalda endam eyleyenimiz de yoktur…

Polis veya emniyet güçleri bünyesinde, adalet bakanlıklarında varsa da ben bilmiyorum. Duymadım, görmedim, ellemedim…

Neyse; suçların önlenmesi veya suçluların yakalanması konusunda İngiltere’de çok önemli ve çok değerli bir yöntem var…

Polis veya devlet, “Crimestoppers” yani suç önleyiciler adıyla çalışma başlattı yıllar önce…

Televizyonlarda programlar yapılır… Yakalanamayan bazı suçlular, kamera kayıtları ile halka izlettirilir ve telefon numaraları, polis merkezinden yapılan canlı yayınlarda verilir, vatandaşların “ismini ve kimliğini belirtmeksizin” ihbar etmeleri istenir.

İhbar!

İhbarcılık!

Gammaz!

Geleceğiz bu konuya yeniden… Ama bir örnek daha vereyim… Diyelim ki Londra’nın bir bölgesinde suç işlendi, biri öldürüldü… Polis, anında basınla temasa geçer… Tüm lokal gazetelere, radyolara gecikmeksizin bilgi verilir… Ve bir de telefon numarası bırakılır. Denir ki, “bilgisi olan, gören, duyan varsa, bizi şu numaradan lütfen arasın”…

İhbar etsin!

İhbarcı!

Gammaz!

“Kültür farkı” çok büyük…

İngiltere’de devlet, vatandaşın hizmetindedir. Hizmetçisidir…

Vatandaş, suçluların yakalanması ve suçun önlenmesi için devlete mutlulukla, sevgiyle, rahatlıkla, gönül rızasıyla bilgi vermekten haz duyar. Vatan görevidir bu… (Türkçe konuşan toplumlar hariç)

Osmanlı geleneğinde ve yer altı teşkilatçılığının ağır etkisindeki Kıbrıs’ta durum çok farklıdır.

Devlet, ezendir, zulmedendir…

Devletle vatandaş küstür…

Vatandaş, devletten korkar…

Korkutulmuştur…

Adalete inanmaz, güvenmez… Dolayısıyla da suçlu olduğuna inansa da birini “satmaz”…

Yeraltı teşkilatçılığı döneminde, otoritenin aradığı EOKA veya TMT’ciler gizlidir. Bunları otoriteye bildirmek, “ihanettir”…

Gelenek ve yeraltı anlayışı birleşince; “ihbar etmek” gibi polisin en büyük yardımcısı olabilecek kurum, “lanetli bir şeymiş” gibi karşımıza çıkar…

Bizim kültürümüzde “ihbar eden”, ya hain, ya gammazdır – adi biridir… İhbarcı korkar… Korunacağı güvencesi de yoktur zaten ki o da ayrı bir mesele…

Oysa batı medeniyetinde suçun aydınlatılması için yapılacak ihbarlar, vatana hizmettir… Ödüllendirilir…

Toplum, suçun önlenebilmesi açısından, korkmadan ve çekinmeden “ihbar” geleneğini de kazanmak zorundadır…

Vaaaay, Serhat İncirli bizi ihbarcılığa teşvik ediyor!

Hırsızı, katili, dolandırıcıyı gördüysem – duyduysam, bildireceğim!

Bu kadar!

 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31