Uluslar arası hukuk toplantılarında Türk yargısına yönelik eleştiriler

Dünya Basın Konseyleri Birliği (World Association  of Press Councils) (WAPC) nin uluslar arası toplantılarında gerçekleşen tartışmaları sizlere anlatmaya başladım. Bir gazetecinin yazdığı yazının suç oluşturabilip oluşturamayacağı ile başlayan tartışmalar, gazetecilerin  tutuklu yargılanmasına yoğunlaşıyor ve daha sonra diğer tüm suçlarda sanıkların mahkum olmadan önce tutuklu kalması ve tutuklu yargılanması  konusuna odaklanıyordu.

Dünyamızın tüm anayasaları ve yasaları  insanların özgür düşünme ve düşüncelerini yayma hakkı olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle  Sn.Mustafa Balbay, Sn.Tuncay Özkan ve diğer gazetecilerin  suçlu olduğunu uluslararası hiç bir hukukçuya kabul ettirme olasılığı yoktur. Ne var ki Birlik toplantılarında bu konu kısa zamanda şekil değiştirmekte ve çok daha ciddi başka bir tatışmaya dönüşmektedir. Uluslararası hukukçuları asıl rahatsız eden ve hukuk dışı olmanın yanısıra insanlık dışı olduğunu düşündükleri olay Sn.Mustafa Balbay ve Sn.Tuncay Özkan ve diğer gazetecilerin mahkum olmadan önce aylarca ve yıllarca tutuklu kalmalarıdır. Bu durumu onlar Orta Çağda  sanıklara yapılan işkenceye benzetmektedirler. Daha sonra Türkiye’de  bu sorunun  sadece gazetecilerle ilgili olmayıp diğer siyasi sanıklarla ve hatta  tüm sanıklarla ilgili olduğu ortaya çıkmaktadır. Bir sanığın bir suçtan mahkum olmadan önce  uzun süre tutuklu kalması kabul edilebilecek bir durum mu? Sanıkların tutuklu yargılanması dediğimiz bu sorunun tüm dünyada ortadan  kalkması gerekmiyor mu?

Biz dünyada tutuklu yargılamanın tamamen ortadan kalkması için bir mücadele başlatmamız gerektiğini düşünüyorduk. Karşı görüşte olanlar ise sorunun Türkiye’ye özgü bir sorun olduğunu öne sürüyorlar  ve Türkiye’yi aşağılayan onur kırıcı bildiriler yayınlamak istiyorlardı.

Tutuksuz yargılama gerçekçi bir ideal mi?

Ceza davalarında tutuklu yargılamanın tarihe karışması, sanıkların yargılama süresince tutuksuz kalması ve bu yönde  bir devrim gerçekleşmesi  bir çok kişiye o kadar inanılmaz  gelmektedir  ki bu görüşü savunmak “olmayacak bir duaya amin demeye” benzemektedir. O zaman size şunu öneriyorum. Gelin önyargısız kalalım ve bu konuyu birlikte inceleyelim. Belki de bir çok ülkenin bu hedefe oldukça yakın olduğunu ve dünyamızın bu insanlık dışı olaydan kurtulacağı günlerin fazla uzakta olmadığını göreceğiz. Dünya Basın Konseyleri Birliğinde  veya  diğer yerlerde  bu amaç için uğraşanların hayal peşinde koşmadıklarını anlayacağız. Ülkelerinde bu devrimi gerçekleştirenlerin ve tüm dünyada gerçekleşmesi için çaba harcayanların insanlığa önemli bir hizmet verdiğini düşüneceğiz.

Gazetecilerin tutuklu yargılanması konusunda Birlik toplantılarında ve diğer uluslararası hukuk toplantılarında Türkiyeye yönelik çok ciddi suçlamalar yapılmaktadır. Acaba Türkiye’deki yargıç  kardeşlerimiz bu suçlamaların farkındalar mı?  Mahkumiyetten önce bir sanığın göz altında kalmasına veya tutuklu yargılanmasına karar verirken bu olayın dış dünyadaki etkilerini düşünebiliyorlar mı?  Sanıkların mahkumiyetten önce aylarca veya yıllarca tutuklu kalmasının çağdışı bir olay olarak algılandığını ve Türkiye’nin saygınlığına büyük gölge düşürdüğünü anlıyorlar mı?

Birçok hukukçu tutuksuz yargılamanın  ileride gerçekleşebilecek bir olay olduğunu kabul etmekle birlikte halen dünyamızın bu hedeften çok uzak olduğunu düşünmektedir. O zaman sorun uygarlık düzeyimizin ne zaman bu aşamaya geleceği sorunu haline gelmektedir. Bu soruya şu yanıtı verebiliriz. Belki tutuksuz yargılama aşamasına gelmedik ama hiç değilse bu ideali tartışacak aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Gelin birlikte bu tartışmaya katılalım ve tutuklu yargılamanın çağdışı ve insanlık dışı bir olay olup olmadığını araştıralım.

Türkiye yargısında tutuklu yargılamaya ilişkin hükümler  

 Türkiye Cumhuriyeti  Anayasasının 19/ 2 maddesi konumuzla ilgilidir. Bu madde şöyledir.

 Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, (kaçmalarını ve  delilleri yok etmelerini önlemek amacıyla) hakim kararıyla tutuklanabilirler.

Bu madde Türk Ceza Usul yasasında ve diğer yasalarda küçük değişikliklerle tekrarlanmaktadır.

19/2.ci maddeyi  okuduğumuz zaman tutukluluk için temel koşulun “sanığın suçluluğu hakkında kuvvetli belirti” olması olduğunu görürüz. Bu bir ön koşuldur. Buna ek olarak kaçma ve delilleri karartma  olasılığı gelmektedir. Önkoşulu incelemeyi daha sonraya bırakarak kaçma ve delilleri yok etme üzerinde duralım.

Sanıkların kaçmasını ve delilleri karartmasını önleme olasılığı yok mu?

Birçok olayda sanıkların kaçma veya delilleri yok etme olasılığı yoktur. Dolayısıyla bu durumlarda sanıkların  tutuklu yargılanması yasalara ve Anayasaya aykırıdır. Buna rağmen rutin bir prosedürmüş gibi tutuklu yarrgılanmaları emri verilmektedir.

Diğer bir çok olayda ise devletin basit bir önlem alarak kaçma ve karartmayı önlemesi mümkündür. Buna rağmen devletin hiç bir önlem alması beklenmeden tutuklu yargılama emri verilebilmektedir. O zaman sormamız gerekiyor. Anayasa bir taraftan yargılama süresince sanıkların kaçmamasını ve delilleri karartmamasını emrederken diğer taraftan devlete de bir görev yüklemiş değil mi? Devletin de sanıkların kaçmasını ve delilleri karartmasını önlemek için tedbir alma yükümlülüğü yok mu? Devletin  bu çabayı gösterip kendi yükümlülüğünü yerine getirme yerine kaçma ve delilleri karartmayı bir bahane olarak kullanıp sanıkları tutuklatması doğru olabilir mi? Böyle bir yaklaşım Anayasaya uygun olabilir mi?

Kaçma ve delilleri karartma konusunda devletin görevleri

Bir adım daha ileri giderek şu soruyu da sorabiliriz. Devletin yeni teknik olanaklardan yararlanarak ve yeni birimler oluşturarak sanıkların kaçmasını veya delilleri karartmasını tamamen önlemesi mümkün değil mi? Diyelim ki insan haklarına saygılı, özgürlüğe önem veren  bir devlet insanlığın takdir edeceği bir devrime imza atmak istiyor. Yeni teknolojik olanaklar  sağlayarak ve yeni birimler oluşturarak  bu hedefe ulaşamaz mı?

Teknik olanaklar arasında elektronik kelepçe ilk akla gelendir. Elektronik kelepçe takılan   bir kimsenin 24 saat nerede olduğunu saptamak mümkündür.  Buna benzer başka teknik olanaklar da bulunabilir. Bu durumda duruşma günü mahkemeye gelmeyen bir sanığın yerini saptamak ve tutuklayarak mahkemeye getirmek niçin zor olsun? Her an bulunduğu yerin bilindiğinin farkında olan ve tutuklanıp mahkemeye götürüleceğini bilen bir sanık niye gününde mahkemeye gelmesin?

 Delillerin karartılması konusunda da  durum aynıdır. Her suç işlendiğinde soruşturma için   bir ekip görevlendirilse, bu ekip başka herhangi bir iş yapmadan ilk fırsatta delilleri toplayıp koruma altına alsa, delilleri karartma olasılığı kalır mı? Dünyanın bazı ülkelerinde ilk bir kaç günde tüm deliller toplanıp koruma altına alınabildiğine  göre  niçin diğer ülkeler aynı özeni gösteremesin.

Diyelim ki alınan tedbirlere rağmen bir sanık  kaçmaya veya delilleri karartmaya teşebbüs etti. O zaman savcılığın işi daha da kolaylaşacak değil mi?

 Kaçmaya ve delilleri karartmaya teşebbüs eden kişi kendi aleyhine en ağır delili oluşturmuş olacak ve suçlu konuma düşecektir. Niçin kaçmaya ve delilleri karartmaya teşebbüs ettiğini açıklaması kolay olmayacaktır.

Bir olayda sanığın kaçmaması ve delilleri karartmaması için önlem alındığını düşünelim. O noktadan sonra teşebbüsü saptamak çok  kolay olmalıdır. Mevcut durum belli olduğuna göre teknolojik olanaklarla değişiklik girişimi çok kolay saptanabilmelidir.

Diyelim ki bir olayda sanığın kaçabileceği ve delilleri karartabileceği konusunda  tereddüt ortaya çıktı. Sanık kendisi ek güvenceler vererek bu tereddüdü ortadan kaldırabilmelidir. Eğer amaç gerçekten sanığın  kaçmasını ve delilleri karartmasını önlemekse niçin sanık kendisi  bir   güvence vererek tereddüdü ortadan kaldıramasın?

Kaçma ve delilleri karartmaya teşebbüs

Kaçma veya delilleri karartma teşebbüsünden sonra sanığın tutuklu yargılanması için haklı bir gerekçe ortaya çıkacaktır. Böyle bir kişi tutuklu yargılandı diye  kimse devleti suçlayamayacaktır. Kaçmaya veya delilleri karartmaya teşebbüs eden kişinin “tutuklu yargılanması”  tutuklu yargılama sayılmayacaktır çünkü o kişi  kendi kendini tutuklatmış olacaktır. Soyut kaçma ve delilleri karartma ihtimali var diye bir kişiyi tutuklamak başka şeydir,  kaçmaya ve delilleri karartmaya teşebbüs ettikten sonra tutuklamak başka.

Kaçma ve delilleri karartma olasılığına karşı devletin önlem alması ve sadece böyle bir teşebbüsten sonra sanıkları tutuklatması zahmetli olacak ve işleri uzatacak değil mi? Bu soruya “Hayır” yanıtını verebiliriz.  Çünkü bir çok ülkede örneğin Anglosakson hukuk sistemini uygulayan ülkelerde bu yöntem şu anda  büyük ölçüde  uygulanmaktadır.  Sanıkların kaçması önlenebilmekte ve  bir kaç gün içinde suça ilişkin tüm deliller toplanıp koruma altına alınabilmektedir. Bu nedenle bu ülkelerde şüphelilerin ve sanıkların tutuklanması  gittikçe daha ender hallerde gerçekleşmektedir.

Tüm bu gerçeklerden ve değerlendirmelerden sonra kendi kendimize şu soruyu sorabiliriz. Yasalarını değiştirerek, ek teknik olanaklar sağlayarak, ve yeni birimler oluşturarak devletlerin  tutuklu yargılamaya son vermesi olanaksız mı? İnsanlığın çektiği acılardan kurtulmasını ve daha insanca yaşamasını arzu eden bizlerin dünya devletlerini bu hedefe yönlendirmemiz gerekmiyor mu?  

Erdemli bir insanın özelliği diğer insanların acılarını ve mutluluklarını paylaşabilmektir. Şu anda Türkiye dahil bazı ülkelerde tutuklu yargılama o kadar büyük bir sorundur ki bu sorunu ortadan kaldırmak için mücadele eden ve tutuklu yargılanmayı ortadan kaldıran bir Hükümet  uygarlık tarihinde yıldız gibi parlayacaktır.

Teknik olanaklardan yararlanılması halinde tutuklu yargılamaya gerek kalmayacağını gördük. Şimdi de Türkiye’nin tutuklu yargılamalar nedeniyle uluslar arası platformlarda suçlanmasını nasıl önleyebileceğimizi araştırabiliriz. Bunun için Türkiye yasalarını incelemeye, hatalarını  saptamaya ve hukukun nasıl olması gerektiğini araştırmaya başlayabiliriz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31