1

Dünya Basın Konseyleri Birliğinin Çalışmaları

Dünya Basın Konseyleri Birliği (World Association  of Press Councils) (WAPC) gazetecilik mesleğini geliştirme, gazetecilerin  sorunlarını çözme amacıyla kurulmuş derneklerin üye olduğu,  uluslararası bir Birliktir. Birliğe  üye olan Türkiye Basın Konseyinin başkanlığını uzun yıllar Sn. Oktay Ekşi yapmıştı. Kıbrıs Türk Basın Konseyi başkanlığını ise rahmetli dostum Sn. İsmet Kotak yapıyordu.

 Bir gün Sn. İsmet Kotak’ın  Kıbrıs Türk Basın Konseyine üye olmamı önermesi benim için bir sürpriz oldu. Çünkü gazetecilikle fazla ilgim olmadığını düşünüyordum. Konuyla  ilgim emekli olmadan önce yargıç olarak düşünce ve ifade özgürlüğüne önem veren kararlar vermiş olmam ve yasal konularda yaptığım bazı araştırmaları günlük gazetelerde yayınlamaktan ibaretti. Bu ilginin  Kıbrıs Türk Basın Konseyine üye olmak için yeterli  olmadığını düşünüyordum. Buna rağmen  tereddütlerimi gidererek  öneriyi kabul ettim. Daha sonra uluslar arası toplantılara katılınca  niçin  örgütte hukukçulara ihtiyaç duyulduğunu anladım.

 Birliğin yöneticileri  Hindistanlı emekli bir yüksek mahkeme yargıcı olan Justice G.N.Ray;   ABD li bir hukukçu olan Mr.Chris Conybeare  ve diğer hukukçular idi.  Birliğin çalışmalarında yasal tartışmalar önemli yer tutuyordu.

 2010 yılında Nepal’de ve 2011 yılında Hindistan’da yapılan toplantılara katıldım. Bu toplantılarda   Türkiye’de tutuklu  yargılanan  gazeteciler ve özellikle Sn.Mustafa Balbay ve Sn.Tuncay Özkan’ın tutukluluğu tartışıldı.

 Toplantılarda  Türk  gazetecileri, hukukçuları, siyasileri ve genelde tüm aydınları   yakından   ilgilendiren konuşmalar ve tartışmalar oldu. Bu tartışmaları Türk kamu oyunun bilgisine getirmem gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de yeni Anayasa çalışmalarının   hız kazandığı ve  hapiste olan gazetecilerin sayısının oldukça fazla olduğu bu günlerde Birlik toplantılarında söylenenleri  sizlere anlatmamın  yararlı olacağına inanıyorum.

Nepal’de ve  Hindistan’da Birlik adına yayınlanan bildirilerde Türkiye’de tutuklu yargılanan gazeteciler  sorununa değinilmiştir.  Bu bildirilerde Türkiye’de  gazetecilerin tutukluluğu kınanmakla birlikte  aşırı eleştiriler yapılmış değildir. Bunun nedeni katılımcıların konuyla ilgili tam bir görüş birliğine varamamış olmaları idi.

Acaba Birlik  toplantılarında ortaya çıkan  görüş ayrılıkları nelerdi?  Görüş ayrılıklarının  zaman zaman şiddetli tartışmalara dönmesinin nedeni neydi? Bu konuları öğrenmek isteyenler için  yayınlanan bildiriler fazla aydınlatıcı olmayabilir. Önemli olan arka planda gerçekleşen tartışmalardır. Sizlere bu tartışmaları anlatmaya çalışacağım.

Birlik toplantılarında gerçekleşen tartışmalar Birliği yöneten ve Türkiye’ye uzaktan bakan hukukçularla aramızda geçiyordu. Türkiye ekibinde hukukçu olmadığı için konuşmak daha çok Kıbrıs’tan  gelen bizlere  düşüyordu. Tüm katılımcılar  düşünce ve yayın özgürlüğünün  şaşmaz savunucuları idik . Tümümüz  gazetecilerin yazdıkları yazılar nedeniyle cezalandırılmalarının yanlış olduğunu düşünüyorduk.  Gazetecilerin tutuklu  yargılanmasına ise şiddetle karşıydık. Ancak konunun ayrıntılarına girdikçe ve sorun Türkiye’nin kınanmasına gelince aramızda  görüş ayrılıkları ortaya çıkıyordu.

Sanıkların tutuklu yargılanmasına ilişkin görüşler

 Dünya Basın Konseyleri Birliğini Yöneten hukukçular  gazetecilerin tutuklu yargılanması  konusunda   Türkiyenin insan haklarını açıkça ihlal ettiğini düşünmektedirler. Bu nedenle  Türkiye’yi  şiddetle  kınayan bildiriler yayınlamak istemektedirler.

 Biz ise  tüm okların Türkiye’ye yönelmesinden rahatsızdık.  Anavatanımız Türkiye’nin  açıkça kötülenmesini içimize sindiremiyorduk. Sorunun daha geniş  bir çerçevede  ele alınmasını,  tüm dünya gazetecilerini koruyacak devrim niteliğinde görüşler benimsenmesini ve bu yönde mücadele edilmesini  istiyorduk.

Düşünce ve ifade özgürlüğünü benimsediğimiz için hepimiz gazetecilerin suç işlemekle itham edilmesine karşı idik. Ancak konunun önemli olan yönü bu değildi. Katılımcıların büyük önem verdiği ve büyük tepkilere neden olan yönü bir gazetecinin yargılandığı süreç içinde  aylarca ve bazen yıllarca tutuklu kalması idi. Bu durumun hukuk dışı ve insanlık dışı olduğu görüşü egemen oluyordu.

Tutuklu yargılanan gazeteciler sorunu süratle genelleşiyor ve diğer tüm tutuklu yargılananların haklarını savunmaya dönüşüyordu.  Böylece gazetecilerin tutuklu yargılanması  daha büyük  bir sorunun parçası haline geliyordu. Gazeteci olsun veya olmasın acaba niye Türkiye’de o kadar çok kişi mahkum olmadan önce gözaltında veya tutuklu kalıyor ve tutuklu yargılanıyordu?  Acaba bu  sorunu çözmek için  ne yapmak gerekiyordu?

 Bir tartışmada  görüş ayrılığı otaya çıktığı zaman genellikle herkes kendi bildiğini tekrarlayıp durur. Bu hatalı bir yaklaşımdır.  Doğru olan soru sormasını bilmek  ve karşı tarafın söyledikleri ile yetinmeyerek ne düşündüğünü de anlamaya çalışmaktır. Çünkü bir insanın aklında olan düşünce daha sonra söylediği sözlere ve yaptığı işlere  yansıyacaktır.

Birliğin yöneticisi hukukçular Türkiye’de ceza davalarında bir çok kişinin tutuklu yargılanmasının bir anormallik olduğunu düşünüyor ve  nedenini  Türk ulusunun karakterinde görüyorlardı. Onlara sorular sordukça ve konuşmalarına fırsat verdikçe Türkiye ve Türk ulusu hakkında ne kadar   olumsuz düşünceleri olduğu  ortaya çıkıyordu. Türkiye’de yargının  bağımsız olmadığını, adalet kavramının gelişmediğini ve bir hukuk trajedisi yaşandığını  düşünüyorlardı.

 Onlara göre dünyanın başka hiçbir ülkesinde  bu kadar insafsız  ve vicdansız kararlar verilmiyordu. Henüz mahkum olmamış suçlu olduğu kanıtlanmamış bir çok kişinin  tutuklanması ve aylarca bazen yıllarca tutuklu kalması açıklanabilecek bir durum değildi.

Birliği yönetenlerin karşısında olan ve onlarla tartışan bizler de  gazetecilerin veya diğer sanıkların  tutuklu yargılanmasına şiddetle karşıydık. Ancak bunun Türkiye’ye özgü bir sorun olmadığını öne sürüyorduk. Bize göre tutuklu yargılama  tüm dünyada mevcut genel bir sorun idi ve çözülmesi için genel  bir mücadele verilmesi gerekiyordu.

Karşılaştığımız bu sorunu tarihte kalmış, insanlığın büyük acılar çektiği ve mücadeleler  vererek kurtulduğu  felaketlere  benzetiyorduk. İnsanlığın tutuklu yargılama felaketinden   kurtulacak aşamaya geldiğini düşünüyor ve bu nedenle Birliğin bu hedefe ulaşmak için dünya çapında bir mücadele vermesini istiyorduk.

Türkiye’nin devrimde öncü rol üstlenebileceği görüşü

Aramızdaki görüş ayrılığının bir nedeni kuşku yok ki Anavatanımız Türkiye’ye olan duygusal bağlılığımız idi. Ancak bunun yanı sıra başka  nedenler daha vardı. Bazı alanlarda Türkiye’nin diğer ülkelerden ileride olduğunu ve diğer ülkelerin gerçekleştiremediği başarıları gerçekleştirdiğini biliyorduk. Bu nedenle tutuklu yargılamayı sona erdirecek mücadelede de  öncü rol üstlenebileceğini savunuyorduk. Böyle bir mücadelede Türkiyenin tüm dünya hukukçularının takdir  edeceği kıvanç duyacağımız bir başarı göstermesini ümit ediyorduk.

Birlik hukukçuları insan haklarını ihlal eden ülkelerle ilgili kara listeler oluşturmuştu. Sanıkların mahkum olmadan önce tutuklu kaldıkları ve böylece insan haklarının ihlal edildiği ülkelerin başına Türkiye’yi koymuşlardı. Listenin başında Türkiye’nin bulunması bizi üzüyordu. Bilinçli bir mücadele ile Türkiye’nin bu sorunu çözebileceğine ve  hatta bu konuda diğer ülkelere örnek olabileceğine inanıyorduk. Böyle bir başarının Türk hukukunun ve Türk hukukçularının insanlığa en büyük  armağanı olabileceğini düşünüyorduk.

Bu kadar olumlu düşünceler içine girmemizin bir  nedeni geçmişte Türkiye’nin işkence konusunda gösterdiği başarı idi. Dünya Basın Konseyleri Birliğinin işkence konusunda da kara bir listesi vardı  ve geçmişte bu listenin başında yine Türkiye yer alıyordu. Daha sonra Türkiye ismi listeden silindi. Acaba Türkiye bu başarıyı nasıl gösterebilmişti?

 Geçmişte Türkiye kadar işkence sorunu olmayan ülkeler  listede yer almaya devam ediyorlardı. Bu durum bir ülkenin işkence sorunundan  kurtulmasının  kolay olmadığını gösteriyordu. Geçen zaman  diğer ülkelere yararlı olmamış, ya hiç gelişme gösterememişler veya çok az gelişme göstermişlerdi. Diğer ülkelerle kıyaslayınca Türkiye’nin gösterdiği başarıyı  mucize olarak  nitelemek mümkündü. Bu olay doğal olarak insanın aklına Türkiye’nin  aynı  başarıyı tutukluluk konusunda da gösterebileceği   düşüncesini getiriyordu. Bu  nedenlerle Birliğin Türkiye’yi suçlamasını değil, tutuklu yargılama sorununu  tüm dünyada ortadan kaldıracak  mücadelede öncü olmaya davet etmesini  istiyorduk.

 Bugün Türkiye’de bir sanığın mahkum olmadan önce tutuklu kalması ve tutuklu yargılanması  o kadar sıradan ve normal bir olaydır  ki bunun yargının doğal ve vazgeçilmez bir işlevi olduğu zannedilmektedir.  Acaba bu görüş doğru mu? Gelin  konuyu birlikte inceleyelim. İnanılmaz gibi görünse bile tutuklu yargılamanın büyük bir haksızlık olduğunu ve tüm dünyada ortadan kalkmak üzere olduğunu göreceğiz.

 8 gün sürecek bu yazı dizisinde gazetecilerin ve diğer sanıkların tutuklu yargılanması konusunu çeşitli yönleri ile irdeleyeceğim. Dünya Basın Konseyleri Birliğinde gerçekleşen tartışmaları sizlere anlatmaya çalışacağım. Türkiye yargısına yönelen ağır eleştirileri birlikte yanıtlamaya çalışacağız.  Türkiye ve tüm dünya yargı sistemlerinde insanların gereksiz yere acı çekmesini önleyen bir değişimin gerçekleşebilip gerçekleşemeyeceğini araştıracağız. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31