Kontinental ve Anglosakson sistemlerde yasa yapımı

Kontinental ülkelerde yasalar yasama meclislerinin hukuk komisyonlarında şekillenerek oluşmaktadır. Bu komisyonlarda görev yapan kişiler  soyut bazı olasılıkları düşünerek  yasa yapmaktadırlar. Anglosakson ülkelerde ise bu konuda  yargıçlara görev düşmektedir.

Kontinental ülkelerde bazı temel yasaların kusursuz olduğunu biliyoruz. Bu yasaların yapımında ülkenin en iyi hukukçularına görev verilmiş  ve uzun süren titiz bir çalışmadan sonra kıvanç duyulacak bir eser ortaya çıkmıştır. Ancak bir çok yasa bu yöntemle yapılmamakta ve  hukuk komisyonlarında yüzeysel bir  çalışma sonucu ortaya çıkmaktadır. Yapılan  yasalarda akla gelen çeşitli olasılıklara karşı önlem alma bahanesiyle ilk anda mantıklı gibi görünen fakat uygulamada büyük sorunlar yaratan hükümler yer alabilmektedir.

Anglosakson ülkelerde ise olayın  önce yargıcın önünde tartışıldığını  görürüz. Yargıç geniş takdir yetkisine dayanarak soruna bir çözüm bulmaya çalışır. Sistemin temel ilkelerine göre bu çözümün adil olması gerekir. Adil olmak için hukuka uygun olmak yeterli değildir. Kararın görüntüsü de adil olmalı yani sade vatandaşların da adil bulup onaylayacağı bir karar olmalıdır.

Bir mahkeme kararının  bu özellikleri taşımaması halinde karar süratle bir üst mahkeme tarafından  bozulacak ve üst mahkeme o konuda daha adil karar verilmesi için nelere dikkat edilmesi gerektiği saptayacaktır. Böylece ortaya çıkan ilkelerin zamanla diğer yargıçlar tarafından izlenmesi ve yasa koyucu tarafından benimsenmesi halinde bu  ilkeler yasaya dönüşecektir.

Gözaltında tutulma konusunda ilkeler oluşması

Bir an için Anglosakson ülkelerinden birinde  yargıç olduğumuzu düşünelim ve karşımıza gözaltında tutulma talebiyle bir şüphelinin getirildiğini varsayalım. Geniş bir takdir yetkimiz olduğunu  fakat adil  karar vermek zorunda olduğumuzu düşünerek bir çözüm bulmaya çalışalım. Acaba nasıl bir çözüm bulabiliriz?

Dünyanın tüm ülkelerinde suçlar işlenmekte ve polis veya savcılık dediğimiz bir devlet organı  suçların işlenmesini önlemeye ve suçluları cezalandırmaya çalışmaktadır. Devlet organının görevini iyi bir şekilde yerine getirmesinde herkesin menfaati  vardır. Dolayısıyla savcılığın görevini yerine getirmesini desteklememiz gerekir. Diğer taraftan insan haklarının en önemlisi  özgür yaşama hakkıdır. Tutukluluk özgür  bir insanın yaşamına yapılabilecek büyük bir müdahaledir. Acaba yargıç  bir taraftan savcının görevini iyi bir şekilde yerine getirmesine olanak sağlarken, diğer taraftan şüphelinin gereksiz yere tutuklanarak mağdur olmasını nasıl önleyecektir? Bu konuda  adil bir orta yol nasıl bulunabilir?

Yargıç “ Savcılığın soruşturmayı yapma hakkı vardır. Ancak bunu yaparken şüpheliye zarar vermemeli veya mümkün olduğu ölçüde az zarar vermeli” diye düşünmeli değil mi? Bunun için ise zorunlu haller dışında tutukluluk emri vermekten kaçınması gerekmiyor mu?

Pratikte savcılık veya polisin yetkilerini kötüye kullanma ve  soruşturma bahanesiyle gereksiz yere insanları tutuklama veya  tutukluluklarını uzatma olasılığı vardır. Bu tehlikeye karşı yargıcın  gözaltı süresini çok kısa tutması ve çok sıkı denetlemesi  gerekmektedir.

Bu düşünceler ışığında Anglosakson ülkelerde ilk gözaltı müracaatında  3 günden fazla gözaltı  emri verilmemeye başlanmıştır. 3 günden sonra ek süre talep edildiği zaman ise yargıç  3 günün nasıl değerlendirildiği sorgulamış ve ancak zorunlu olması halinde 8 günü geçmemek üzere ek gözaltı emri vermiştir.

Yargıçların ortaya çıkardığı ve daha sonra yasalara konan bu ilkeler ışığında Anglosakson ülkelerde göz altı süreleri çok kısa olmaktadır. Ek göz altı emri verebilmek için savcılığın  bir ekibin yoğun  şekilde soruşturma yaptığını, soruşturma süresince şüphelinin göz altında tutulmasının gerekli olduğunu ve yoğun çabaya rağmen soruşturmanın tamamlanamadığını kanıtlaması gerekmektedir. Savcılığın bu yükümlülüğü yerine getirmesi kolay olmadığından şüphelilerin göz altında tutulması çok aza inmekte ve sadece zorunlu hallerde gerçekleşmektedir. İnsan hakların koruyan sistemin böyle çalışmasıdır.  

Tutuklu yargılama konusunda  ilkeler oluşması

Anglosakson sistemde soruşturma süresince bir şüphelinin gözaltında tutulmasının  ne kadar zor gerçekleştiğini, şüphelinin gereksiz yere tek gün ve tek saat dahi tutuklu kalmaması için  yargıçların özen gösterdiğini gördük.  Gözaltı  süresi tamamlanıp sanık bir suçu işlemekle  itham edildikten sonra sanığın tutuklu kalması için  çok daha zor koşulların yerine gelmesi gerekmektedir . Bu nedenle tutuklu yargılama çok daha ender hallerde gerçekleşmektedir..

Kontinental  anayasalarda tutuklulukla ilgili ilkeyi anımsayalım.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, kaçmalarını ve  delilleri yok etmelerini önlemek amacıyla hakim kararıyla tutuklanabilirler.

Bu ilkenin nasıl oluştuğunu tahmin etmek zor değildir. Kontinental ülkelerin anayasa komisyonunda görevli hukukçular böyle bir ilkenin yerinde ve tutarlı olduğunu düşünmüşlerdi.  Onların böyle düşünmeleri doğaldı . Çünkü başka bir çözüm yolu akıllarına gelmiyordu.

Anglosakson ülkelerde ise yargıçların aklına  “Sanığın suçlu olduğuna dair belirtiler vardır. O halde sanığın ceza çekmeye başlamasında sakınca yoktur” şeklinde bir düşünce gelmemiştir. Çünkü onlar daha ilk bakışta bu ilkenin ne kadar tutarsız ve çelişkili olduğunu  görüyorlardı. Bu gerçeği pratikteki deneyimleri onlara göstermekteydi. Sanığın suçlu olup olmadığının duruşma sonunda ortaya çıkabileceğini ve ilk anda görülen belirtilerin fazla  önemi olmadığını biliyorlardı.

Daha da önemli olan Anglosakson yargıçlar ilk anda ortaya çıkan  belirtilere fazla önem vermenin tüm yargılama işlemine gölge düşüreceğinin  farkında idiler. Bu nedenle  “Sanığın suçlu olup olmayacağı duruşma sonunda ortaya çıkacaktır. Bu aşamada önemli olan  sanığın  duruşma günü mahkemede hazır olup yargılanmasını sağlamaktır” diye düşündüler. Sanığın duruşma günü mahkemede hazır olmasını sağlayacak bir önlem aradılar. Geniş takdir yetkilerinden yararlanarak, sanıkları kefalete bağlayarak serbest bırakma yöntemini  uyguladılar.

 Bu yöntemde sanık belli bir tarihte mahkemeye geleceğini taahhüt etmektedir.  Sanık söz verdiği tarihte mahkemeye gelmezse maddi bir kayba uğramayı kabul etmekte ve bunu garantiye bağlamaktadır. Her olayın koşullarına uygun bir karar verildiği için sanığın mahkemeye gelmemesi halinde kaybetmeyi göze alamayacağı bir miktar saptanmakta ve  teminat altına alınmaktadır. Sanık saptanan miktarı yitirmemek için mahkemeye gelmek zorunda kalmaktadır.

İyi niyetli bir  yargıcın başlattığı bu uygulama  daha sonra diğer yargıçlar tarafından izlendi ve bir süre sonra yasa koyucu  uygulamayı yasa haline getirildi.  ( Gör :Archbold Criminal Evidence and Practice sayfa 79) Böylece “Sanıkları kefaletle serbest kalması” Anglosakson ülkelerde  yargılama süresince tutukluluk konusunda benimsenen temel ilke haline geldi.

Bu sistemde amaç duruşma günü sanığın mahkemeye gelmesini sağlamaktır. Bu nedenle diğer tartışma konuları önemini yitirmekte ve dikkate alınmamaktadır. Sanığın yargılama süresince tutuklu kalması için alınacak her türlü önleme rağmen sanığın mahkemeye gelmeyeceğinin kanıtlanması gerekmektedir. Savcılığın bunu kanıtlaması ise oldukça zor olduğundan tutuklu yargılama olayı çok ender hallerde gerçekleşmektedir. Böylece sistem sanıkların gereksiz yere tutuklu kalmasını önlemektedir.

Türkiye’de gözaltı ve tutuklu yargılanma  kararlarının gerekçesiz olması

 

Uluslar arası hukukçuları isyan ettiren olaylardan biri de Türkiye’de verilen gözaltı ve tutuklu yargılama  kararlarının gerekçesiz olmasıdır. Daha doğrusu bu kararlarda belirtilen gerekçelerin uluslar arası standartlara göre gerekçe sayılmamasıdır.

 

Mahkeme kararlarının gerekçeli olması gereği hukukun en temel ilkelerinden biridir.

Türkiye Anayasasının 142. Maddesi şöyledir:

 

    Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.

Aynı  ilke KKTC Anayasasının 139. cu maddesinde de vardır. Bu ilke  tüm dünyada benimsenmiş hukukun  temel ilkelerinden biridir ve dünyanın hemen her anayasasında vardır. Gerekçesi  olmayan bir kararın  mahkeme kararı sayılamayacağı tüm hukukçular tarafından kabul edilmektedir. Burada ortaya çıkan sorun gerekçenin nasıl olması gerektiğidir.

 

Türkiye’de verilen gözaltı ve  tutuklu yargılama  kararlarında  sanığın kaçma veya delilleri karartma olasılığı olduğu  belirtilmektedir. Uluslar arası   hukukçulara göre bu genel ifadeler gerekçe sayılamaz. Belki gerekçenin önsözü olabilirler. Onlara göre kaçma ve karartmanın gerekçe olabilmesi için o kişinin nasıl kaçabileceği veya delilleri nasıl karartabileceği de açıklanmalıdır. Ayrıca devletin  niçin  bu girişimleri önleyemeyeceği  belirtilmelidir. Yani gerekçenin o olaya özgü ve ayrıntılı olması gerekir.

 

Yargıç gözaltı kararı verebilmek için soruşturmanın niçin o tarihe  kadar tamamlanmadığı ve niçin soruşturma süresince şüphelinin gözaltında  kalması gerektiği  konularına açıklık getirmelidir.

Örneğin yargıcın kısaca “Soruşturma henüz tamamlanmadığı için şüpheli 8 gün daha tutuklu kalacaktır.” deme lüksü yoktur . Çünkü bu gerekçe değildir. “Bu güne kadar soruşturma için aşağıdaki işler yapıldı, büyük gayretler gösterildi ancak aşağıdaki nedenlerle soruşturma tamamlanamadı, kısa bir süreye daha ihtiyaç vardır. Savcılığın bu süreyi çok dikkatli kullanması gerekir. İlk firsatta soruşturma tamamlanıp şüpheli serbest bırakılmalıdır.” demesi gerekir. Tutuklu yargılama kararı verilebilmesi için ise devletin sanığın duruşma günü mahkemeye gelmesi için ne gibi önlemler aldığı anlatılmalı ve bunların niçin yeterli olmadığı açıklanmalıdır.

Türkiye’de verilen gözaltı ve tutukluluk kararlarında Anglosakson hukukçuların veya onlara katılan diğer hukukçuların alıştığı bu tür gerekçeler olmadığı için kararlar gerekçesiz kabul edilmekte ve bu durum büyük tepkilere neden olmaktadır.

Kontinental ve Anglosakson sistemlerde gözaltı ve tutuklulukla ilgili yasa yapımı ve mahkeme  kararlarının gerekçeli olması konusunu incelemiş bulunuyoruz. Yarın Türkiyeye yönelik diğer bir eleştiri konusu olan yargı bağımsızlığı üzerinde duracağız. Bir ülkede yargı bağımsızlığının o ülkeye sağladığı yararları inceleyeceğiz. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31