Sene 1950’li yıllar…

“Köyde iş yok, şansımızı büyük şehirde arayalım” dediler.

Ufak ufak İstanbul’un tepelerine geldiler.

Önce gelen, yer tuttu.

Baktı bu işte para var.

Bölgesini birkaç adama ücret vererek güya “korumaya” aldı.

Ondan sonra gelen şans arayıcılara parsel parsel sattı.

“Al buraya gecekondunu yap, yerleş” dedi.

Arsayı alan gecekondusunu yaptı.

Yerleşti.

Devlet, çatısı kapatılmış evleri, devlet arazisine kondurulsa bile, çatısı kapatıldı mı, yıkamıyor.

Böyle yasaları var.

Bunu duyanlar bu hakkı kullandılar.

Yıllarca kendi kurdukları mahallelerde köy hayatlarını sürdürdüler.

Bir kere yerleşen kendi köyündekileri bölgeye taşıdı…

Bu girdap giderek büyüdü…

Ve gel zaman git zaman şehir yani İstanbul araziye yayıldıkça yayıldı…

Memleket gibi oldu…

O kadar büyüdü ki artık, “Türkiye’nin başkenti neresi” yerine “İstanbul’un başkenti neresi” soruları sorulmaya başlandı.

Böyle bir şey…

Gecekondu mahalleleri şehir büyüyüp oralara dayanınca değerlendi.

Gecekondu sahipleri oldular Boğaz gören villa sahibi.

Paraya para demediler.

Teklif edilen yüksek rakamlara ”cık” dediler.

Gecekondulaşma Faşist Evren darbesinde biraz durulsa da sonradan yeniden alevlendi

Böyle bir kültürden gelenler bugün Türkiye’nin her yerinde var.

Ve o kültüre sahip olanların devamı Kıbrıs’ta.

Çünkü buradakiler iş yapmayı bilmiyorlardı.

Güya iş yapmayı bilenler gelip yarım inşaat, tam inşaat ve boş arazilere kondular.

Kıbrıslırumların mallarını, “devlet verdi artık bizim” zihniyeti ile bir daha işgal ettiler.

Geçersiz tapuları ve kimlikleri ile “ne götürsem kardır” diyerek günümüze kadar geldiler.

Onun içindir ki.

Bir zamanlar bahçedeki garajın tahtasına bir tahta ilave etmeye kalkınca kapıya dayanan belediye ekipleri.

Bugün barakanın yerine konut inşaatını göremiyorlar.

Veya doğal karşılıyorlar.

Kötüyü örnek almaya başladığın gün iyiliğin iyi olduğunu unutursun…

Bugün Karpaz Özel Çevre Koruma Bölgesi’nde güya “turizm amaçlı” inşa edilen izinsiz yüzden fazla kaçak yapılarla ilgili yargı süreci başladı.

Doğrusu o binaların yapılamaması idi.

Ancak zihniyet gecekondu zihniyeti olunca…

“Çatısını kapat da bir şey olmaz” dediler.

Girne’yi de doğasına aykırı olduğu halde çatısı kapalı gökdelenlerle doldurdular.

İşin doğrusu.

Kendi doğrumuza gelmek…

Ve hem o gecekonduları hem de gökdelenleri, aykırı diyerek yıkmak.

Aksi durumda durumumuz İstanbul’dan beter olur.

Haberiniz olsun.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31