Önce geçen haftanın olaylarına küçük bir hatırlatmanın zımbasını vuralım sonra konuşuruz.  “İlkler”  yaşandıydı.  Yahut olumlu ve olumsuz bazı değişimler olduydu. 

1. İLK: Mesela çok uzun yıllardır her bir şeyleri işitip gördüğümüz için neredeyse,  “artık bu tip haberleri vermeyin,  kanıksadık,  bıktık”  diyeceğimiz anda  “bir babanın kendi çocuğunu öldürdüğüne”  tanık olduk.  Olabilir miydi?  Oldu işte.  Bu soruna döneceğiz.

2.İLK: Ardından bir ilk daha yaşandı:  Eski Cumhurbaşkanı ve Müzakereci Sn.  Talat bir süredir  “Kuzey’le Güney arasındaki siyasi gelişmeleri değerlendirir,  bazen Eroğlu’nu bazen Hristofyas’ı eleştirirken,   ansızın  bizim  “radikal”  diyeceğimiz bir politika  değişiminde Hristofyas’la Rum liderliğini töhmet altına sokarak çözümsüzlüğün sorumluları olduklarını söyledi.  Sadece bununla yetinmedi,  Eroğlu’na da  bilinen misyonu içinde yürüttüğü müzakerelerdeki tutumu nedeniyle hak  verdi.

3. İLK:  Yine geçen hafta  bir yerel gazetemizle  (Havadis)  DAÜ arasında,  adına  “protokol”  dedikleri ve altını Rektör Öztoprak’ın da imzaladığı bir anlaşmaya varıldı.  İlk kez bir Üniversite  “İletişim bölümü öğrencilerinin stajı”  falan denilerek ve de  “DAÜ ile ilgili haberleri haftada bir gün yaymak”  babında,  böylesi törenli imzalı bir işbirliğine gitti.  Yani  Vakıf Üniversitesi DAÜ,   kendisini tek bir gazeteye angaje etti! 

OYSA:   Tesadüf bu ya.   Geçen hafta biz de DAÜ bünyesinde  eğitime  başlayan  “Doğa Kolejinin”   Müdürü Okan Dilik’i ziyaret ediyor,  DAK ve DAİ’i devralmasının üzerinden geçen süre içinde yer alan faaliyetler konusunda bilgi alıyorduk.  Ve Okan Dilik’in özellikle kulaklarını çınlatarak,  “bazı gazetelerle bazı STÖ’nin o dönemlerde  Doğa Kolejleri’nin DAK ve DAİ’i kiralamalarına nasıl kıyasıya karşı çıkarlarken,  bizim,   dolayısıyle Halkın Sesi’nin olumlu tavır koyduğunu”  hatırlatıyorduk.
Ne var ki artık   Devletin ve halkın malı olan DAÜ  diğer gazetelerin üniversiteye yönelik  haber ve olaylarını yansıtmalarında işlevsizliğe iterek   tek bir gazeteye angaje oluyordu.   Dolayısıyle  bizim üniversiteye yönelik  izlenim ve haberlerimizle  yorumlarımızı köşemizden yansıtmamız da    “halt etmek”  oluyordu!   (Buna karşılık yine de  “Doğa Kolejleri” müdürü Okan Dilik’le yaptığım sohbeti bu hafta içerisinde sütunuma aktaracağım…) 
Bu girizgâhtan sonra gelelim  “ilk”lerin açılımına:

**********

  TALAT’IN  DÖNÜŞÜ

Her halde ve bana göre diyorum:  Geçtiğimiz hafta    Sn. Talat artık çizgileri ve içeriği çok belirgin olması gereken bir açıklama yapmak gerektiğine inanmıştı ki      Ofisinden yaptığı söz konusu açıklaması eğer ileride yine bizi şaşırtacak bir politika değişikliğine uğramazsa doğrusu heyecan verici olduydu. 

Sezinlediğimce Sn. Talat  “artık bıçağın  kemiğe dayandığı”  düşüncesinden hareket ediyor  ve toplumda önemli yere sahip oluşunun etkin kişiliğini öne çıkararak,    “ey ahali, siz yat kalk Allah Türk tarafını dolayısıyle kendinizi suçluyorsunuz ama hata yapıyorsunuz.  Çünkü asıl uzlaşmaz olan,  çözümü savsaklayan taraf  Hristofyas’lı Rum tarafıdır”  mesajını veriyordu.

İstense,  taşlar kaldırıp altlarından  bu  “doğruyu” söyleyecek  kariyerine” güvenilir  “birisi”  aranmış olsaydı,   bu  “birisi”  Talat’tan daha isabetlisi  olamazdı…            

Hem İkinci Cumhurbaşkanlığı hem müzakerecilik görevlerinde bulunmuş. Üstelik son zamanlardaki siyasi performansı ile   “lider”  etiketine sahiplik koymaya hazırlanan  bir politikacı…

Açıklamasının tümünü sütunuma aktarmam mümkün değil.  Ancak Çözüme ulaşılamamasının sorumlusunun Ankara olmadığını söyleyen Sn.  Talat,  asıl sorumluların Hristofyas’lı Akel’le Rum liderliği olduğunu hatırlatıyor.
Sürekli gündemde tutularak kaşınan ve kanatılmaya çalışılan Maraş konusunda da aklın yolunu gösteren Talat,  “Türkler ellerinden geleni yaptı,  Rumlar’sa olumlu davranmadı”  pozisyonuna gelinmeden  Maraş’ın Türk İdaresi altında açılmasının sakıncalı olacağını söylüyordu.   (Politik   kozları kullanmak olayı.) 

KISACA:  Bir süre önce de Sn. Talat Asker’e yönelik güvenini belirtmişti.  Zaten Cumhurbaşkanlığı döneminde de Ankara ile ilişkileri her zaman iyiydi.  “İçimizdeki Türkiye”   olayına da hep sağduyulu yaklaştıydı.  Buna karşılık Talat’la uzlaşmazlığımız  Annan Planı yanlısı oluşu ile  Hristofyas’a adeta angaje olacak bir  kabulde,   “Tek Devlet,  tek yurttaşlık,  tek vatan”  gibi abuk bir görüşü prensip anlaşması haline getirmesiydi.  Fakat bugün Sn.  Talat’ın bu kanaatlerinin  “Rum’u daha iyi tanıdığı”  gerçeklerde çok değiştiği inancındayım…  Üstelik halkın sağduyuya ihtiyacı olduğu bir dönemde özellikle Talat’tan gelecek aklı başındaki görüş ve önerilerin yararlı olacağı inancındayım.

    **********

BİR PİREYE YORGAN YAKMAYALIM

Dolayısıyle  küçücük çocuğunu öldüren bir babayı bahane ederek,  “bir teki kalmasın,  gitsinler”  demiyeceğiz… Ancak ekleyeceğiz.

Bu olay çok önemlidir.  Aslında TC kökenliler cephesinde her olay çok önemlidir.  Çünkü 1974’den beridir bu insanları ya gettolara kapatarak  Anadolu’dan nasıl geldilerse,  alışkanlıkları ile  kafaları nasılsa öylesine hayat sürmelerine mahkûm ettik  yahut da  “siz bizden değilsiniz”  diyerek dışlayıp horladık ki onlar,  ne bizden vatandaşlar oldularsa ne aramızda  meslekleri ile katılıp işgücü yarattılarsa  yaranabildiler!

YARANMALARI DA MÜMKÜN DEĞİL:   Değil çünkü artık bu memlekette tek bir  “baba”  bulamazsınız ki evladını döve döve öldürdükten sonra ailesinden de yardım alarak götürüp bir çukura gömsün!  

Kıbrıs Türk halkı tutun ki bu tip olayları yarım asır önce terk etti.  (Belki kendi bünyemizde de babaların çocuklarını dayaktan öldürdükleri  görüldüydü.  Yığınla  illegal  olaylar da.  Fakat bunların büyük bölümü aşıldı. Bugün olanlar ise    “kanlı cinayetler”  üzerine değil,  “para”  üzerine olanlardır.)

VE EKLEYELİM.  TC’den çok yanlış nüfus aktarması yapıldı.  Hep yazdık.  Buraya gelenler oradaki işlerini güçleri bırakanlar değillerdi.  İşi gücü olmayanlardı!  Kendilerini namuslarıyla,  çalışmalarıyla kurtaranlar kurtardı,  bizden oldu.  Fakat hâlâ işte bu  “baba”  gibi olanları da  aramızdadırlar.       Sırası geldi yazalım. Gidin, bu TC kökenlilerin,  özellikle kendi mahallerinden gelen öğrencileri okullarından, öğretmenlerinden, gerekirse ailelerinin içine girererek   ailelerinden soruşturun.  Korkunç gerçeklerle karşılaşacaksınız.  Her aile bir   “dram”   yaşamaktadır!             

ŞUNU DEMEK SİSTİYORUZ:   Bu kesimi gerçek anlamda rehabilite etmek zorunlu hale gelmiştir.   Artık Okullardan,  okul aile Birliklerinden başlayacak   Sosyal Hizmetler Dairesini de kapsamına alacak geniş çaplı  araştırma ve işbirlikleri içinde  sorunların üstesinden gelinmesi için   reorganizasyona ihtiyaç vardır.   Geri kalmışlıkla cehaletten kaynaklı bu tip cinayetleri,  illegal olayları önlemenin tedbirleri ancak yine eğitimle çözmek mümkündür.   Hem toplumsal iç barışı sağlamak  hem de bu insanları insanlık adına  “kurtarmak”  için acele edin.   

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31