Çok sert, hatta aksi bir ihtiyar olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdiniz eğer tanımamışsanız O’nu…

Mızır, geçimsiz, sürekli emirler yağdıran, ağa görüntülü biri de sanabilirdiniz… Öyle görünüyordu açıkçası… Eminim bir çok kişi adını bile duymamıştır… Hele genç nesil?

Ama, Leymosun, Kandu, Piskobu bölgeleri veya yerleşim birimleri ile civarlarının 1970 öncesi nesli O’nu iyi tanır…

Ben İngiltere’de 1990’larda tanıdım Hasan Kamil’i… Tanıdığımda ilk gözlemim; “bilgili, kültürlü ve sevgi dolu bir insan” değerlendirmesini yapmama neden olmuştu.

Aslında evet çok sertti… Hatta evet kabul etmek lazım, bir çok açıdan aksiydi de… Ama, kesinlikle, yüreğinde önce insan sevgisi vardı.

Ülkesine, Kıbrıs’a bağlılığı örnek olma ötesindeydi… Tutku ötesiydi… Nitekim ne yaptı, etti; ölümünden önce geldi, hayalindeki evi aldı ve bir süre Girne Boğazı’nda yaşamayı başardı…

Ailesine, eşine, birini çok acı trafik kazasında kaybettiği iki oğluna çok düşkündü…

Baba sevgisi ve baba olmanın evlat kaybedince ortaya çıkan acısını da O’nda görmüştüm…

Oğlunun cenaze törenindeki göz göze gelişlerimizi hayatım boyunca unutmayacağım…  

Limasol’a bağlı Kandu (Çanakkale) köyünde 1930 yılında doğan ve mücadele yıllarında köyünde bölük komutanı olarak da hizmet veren Hasan Kamil, 1970 yılında İngiltere'ye göç etti.  

Göç öncesi, ülkemiz sendikacılığının Limasol bölgesindeki önderlerindendi. 1970’li yıllara gelinceye kadar geçen dönemde çalışma yaşamında, sendikacılık alanında özellikle Limasol’da binlerce işçi ve emekçiye hizmeti geçti. Çok sayıda Kıbrıslı Rum sendikacı, işçi dostu da oldu.

Saygı duyulan biriydi…  

Kandu O’nun için vazgeçilemez, geri plana itilemez tutkuların en başında geliyordu… Köyünü hep çok sevdi... Asla unutmadı... Yaşadığı bazı ihanetleri de tabii ki… Bir bir anlatmıştı yaşadıklarını bir akşam… Anlatırken de ilk defa ağlamıştı benim önümde…

Parkinson hastalığına yakalanmış ve yaşamının belki de son 15 yılını hem kendi hem de sevgili eşi Hatice hanım için zorlaştırmıştı… Hatice hanımla birlikte kah İngiltere’nin Huntingdon kasabasında, kah Girne Boğazı’ndaki evlerinde zaman geçiriyordu.

En önemli yanı, belki de, asi duruşuydu… Suratını asıyordu ve haksızlığa lanet ediyordu…

Bu, 1950’lerdeki gençlik yıllarından beri, hatta çocukluğundan beri var olan en önemli özelliğiydi... Bir davaya hizmeti geçmiş olanların unutulmaması gerektiğinde ısrarcıydı… Çok önemli hizmetlerinin geçtiğine inandığı mücadele yıllarının, KKTC’de bir emeklilik hesaplamasında sayılmaması ve öncesindeki çalışmışlığının Güney Kıbrıs’ta kabul edilmiş olmasına isyan etmişti bir ara…  

İngiltere’de yaşadığı 1970 sonrasında çok başarılı ticari işlere imza attı.

Londra’da yaşadı uzun yıllar. Sonra, eski başbakanlardan John Major’un seçim bölgesi Huntingdon’a taşıdı bazı işlerini. Oraya yerleşti. Emekli olduktan sonra, önce oğlunun genç yaşta trafik kurbanı olması, ardından da Parkinson rahatsızlığı biraz çökertti Hasan Kamil’i... Ama içindeki insan sevgisi direnmesini de sağladı. Elbette eşi Hatice hanımın büyük desteğini de unutmamak lazım...

Direndi… Direndi…

“Hayırsız, arada bir telefon aç” demişti en son gördüğümde. Boğaz’da evinin balkonundaydık… Meyve yemeye çalışıyordu… Bir avuç ilaç içmişti… İlaçları ile ilgili sorunu vardı ve yine çok sevdiği, savunduğu, uğrauna kavga etmeye kadar vardığı “KKTC”ye lanet yağdırmamak için de direniyordu…

“Aha gene haklı çıkacan be çocuk; nasıl devlettir be bu devlet?” demişti… Benimle bu konuda fikir ayrılığındaydı… Çok Rum arkadaşı vardı, Rumların dürüst olduklarını anlatırdı ama ayrı devletin şart olduğuna inanıyordu…

Bir uçak yolculuğunda tekerlekli sandalyesinin bir parçasını kaybetmişlerdi… İngiltere ile kıyaslıyordu bir çok hizmeti ve kızıyordu… “Neden burada yok?” sorusunu soruyor ve “çok kolay bunları yapmak” diye de ekliyordu…

Yazın aşırı sıcağında, İngiltere’de olmayı tercih ettiğini biliyordum… Belki üç, belki beş aydır konuşmamıştık; haber de almamıştım… Geçenlerde bir akrabası, “abi Hasan dayımı kaybettik” diye sosyal medyadan bir mesaj geçtiğinde yıkıldım…

Telefonlarını denedim. Cevap alamadım… Aynı sosyal medya sayfasından “başsağlığı” dilemek ağırıma gitti… “Hoşçakal” diyemedik huysuz ihtiyara… Elini öpemedik gitmeden önce… Babama insanlığı ve tipi çok benzerdi… Belki bu yüzden de çok sevmiştim… Dün babam küçük bir operasyon geçirdi… Birden Hasan Kamil amca aklıma geldi… Geç kaldık bu yazıyı yazmak için… Araya tatil girdi falan… Ama geç de olsa, Hasan Kamil’i unutmayanlar, bilenler, sevenler ve sayanların olduğunu tarihe kaydetmek istedim… Işıklar içinde uyu; çok sevdiğin ve aslında “O öldüğü gün öldüğün” oğluna kavuştun… Mızırlık etme artık huysuz Hasan amcam…  

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5