Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da 70 ülkeden bin 100 katılımcı ile Dünya Ekonomi Forumu toplantıları   gerçekleşti.  Olay büyüktü.  Türkiye sadece Ortadoğu’da değil, gitgide  dünyada da  “önemli ülke”  oluşuyla değerlendiriliyor.  Hem siyasi hem ekonomik konularda  büyük olaylara damgasını vuruyor,  bölgesel ve dünyasal toplantılara ev sahipliği yapıyor.

Öte yandan bir süre önce  KKTC medyasında da yer aldı.   Artık Türkiye’deki kamu görevlileri  maaşları ile bizdeki kamu görevlileri maaşları arasında çok da bir fark kalmadı.  Üstelik  “aidiyetimizi”  oluşturan bize özgü pek çok unsur da  Türkiye’de   “devasa”  kelimesi ile izah edilecek büyüklüklere ulaştı. 

Kısaca Türkiye artık o eski Türkiye değildir… Eksik yanları olmasına karşın irileşti,  dünya Devleti oldu.                                       *****                                                    YA KKTC NE OLDU?                             Artık rutine girdi.  Her sabah okuduğunuz gazetenin,  izlediğiniz televizyonun,  sohbet ettiğiniz arkadaşınızın,  iş yerinizdeki ilişki ve konuşmalarınızın vaz geçilmez  teması,  KKTC’nin yaşamakta olduğu felâketlerin haber ve yorumlamalarıdır!

“Ölümlü Trafik kazaları,   hırsızlıklar,  cinayetler,  tecavüzler,  pislikler,  dolandırıcılık, rüşvetler ve  memleketin battığına ilişkin yakınmalar!”

Sanırsınız ki  KKTC’den değil,  Afrika’nın Somali’sindeyiz.  Toplumca hep birlikte ve her Allah’ın günü sümük çekerek ağlaşıyor,  Hükümete beddualar ediyor,   içimizdeki  “istenmeyen  insanlara”  Tanrı’nın gazabı olarak bakıyor ve  “bahtı kara memlekete”  nazire karalar bağlayıp matem tutuyoruz! 

Kısaca hepimiz  de iletişimin kaçınılmaz etkileşimlerinin  psikolojisinde  dönme dolabın müşterileri olmuş, başlarımız dönene,  gözlerimiz kararana kadar dönüp duruyoruz! 

BU OLAY GERÇEK Mİ SANAL MI?  Dünya Devleti olan Türkiye artık Yunanistan gibi ülkeleri katlar,  Ortadoğu’nun önder ülkesi olur ve kalkınma hızını dünya ekonomik krizine karşın hâlâ yüzde 4.5’lerde gözetirken;  neden  KKTC böyledir diye sormaz mısınız?

Ki daha düne kadar Anadolu insanı Kuzey Kıbrıs Türk insanına bakıp bakıp   “niçin bu olanaklara biz sahip değiliz”  diyerek  hasetle hayıflanıyorlardı.  Arabalarımızı,  villalarımızı,  maaşlarımızı hatta  “siestamızı”  bile kıskanıyorlardı.  O kadar ki bize  “ekmek elden su gölden cumhuriyeti”  diyorlardı!  İşsizleri işlemek için binlercesi ile Kuzey’e geliyorlardı!

Eee,  ne oldu da battı bu KKTC?  Hem de TC’nin beterince artırdığı parasal yardımlarına, yatırımlarına   karşın.  Borularla denizden akıtacağı sularına,  Kuzey’de petrol arama çalışmalarına başlamasına karşın!  (Ki Rum’un Türk düşmanlığı ile körleşen gözleri,  sağır olan kulakları da duyup işitsin:  Hiçbir dönemde Türkiye bu adaya bugünkü kadar para akıtıp yatırım yapmadı.)

O halde bir daha soralım?  Neden battık?  Neden her sabah felâket tellallarının çığırtkanlıkları ile uyanıyoruz?  Neden sanki memlekette kan gövdeyi götürüyor hezeyanlarında debeleniyoruz?                                           Ve ekleyelim:  Ya yalan söylüyoruz yahut biz Türkiye’nin bu himmetini beceriksizliğimiz nedeniyle heba ediyor,  gitgide darlığa düşüyoruz!                                                             *****

VE GELİYORUZ  ASIL GERÇEĞE:         “Eğer Türkiye ile birlikte büyümemiz gerekirken Türkiye’ye rağmen   kabile esamesine düştük”  diyorsanız  şu iddiayı da kabul etmelisiniz:                        “Demek ki  Türkiye KKTC’nin bu duruma düşmesini, düştüğü için kolonisi olmasını planlamaktadır!  Dolayısıyle  KKTC’ye kasıtlı olarak   zarar vermekte,   nüfusu ile asimile etmekte,  yatırımları ile içimize yerleşmekte,  Rum hak sahiplerine mallarının tazminatı vererek ayni zamanda Kuzey’deki mülkün de sahibi durumuna geçmektedir…”

KÜLLİYEN YALAN: Eğer  Türkiye için  bunlar düşünülüp suçlu sandalyesine bunlar için oturtuluyorsa  o “bunlar” külliyen yalandır haberiniz ola!                          Fakat  artık provokatör  durumuna geçmiş içimizdeki bazı  kişi ve örgütlü kesimler  siyasi olaylarla ekonomiyi Türkiye ile  özdeşleştirdiklerinde işte bu yargıya varıyor,  sistematik  kampanyaları ile yayıyorlar!        Daha açıkçası  “Kıbrıs Türk halkının düşmanı Türk değil,  Türkiye’dir”  diyorlar.  Ve ekliyorlar,  “Rum içeri Türkiye ile Türkiyeliler dışarı!” 

Bu görüşlerini de  felaket tellallığı yapıp,  sahipsiz bir memleket imajı yaratıp,  “iç barışla huzur ve kalkınmanın  ancak  birleşik Kıbrıs’ta Rumlarla Kuzey’i paylaşırsak” mümkün olacaktır propagandalarıyla yayıyorlar.                                                                    İspatı ortadadır:  Bakın medyaya.   Kimlerin gazetelerle ekranları bloke ettiklerine bakın,  anlarsınız!   Bakın muhalif siyasi partilerle,  sendika ve Birlik Derneklere.  Kıbrıs Türk halkını kimlerin siyasi çıkarları ve tabi ki o çıkarlara paralel kişisel çıkarları uğruna dolaba koyup çevirdiklerini de görürsünüz.  Sonrası değerlendirmelerle tercihler elbet sizindir. 

*****

SUNAT ATUN  VE DÜNYA EKONOMİK FORUMU

Bir ara   “ister misiniz ayağa kadar gelen fırsat  tepilsin ve de  İstanbul’daki  Dünya Ekonomik Forumuna    “bize ne” diyerek  katılmasınlar.   Korktuğumuz olmadı.   Ekonomi ve Enerji Bakanı Sunat Atun sadece o toplantılara katılmadı.  Forumun bir bölümünde bazı AB başkanlarının da bulunduğu bir toplantıda  “Yenilenebilir Enerji”  başlığıyla yapılan toplantıya başkanlık da yaptı. 

Dikkatinizi çekerim.  Sunat Atun  genç bir Bakan.   Çok iyi İngilizcesi yanı sıra ekonomi bilimini de iyi biliyor zaten Bakanlığa işadamlığından geldi.          Tutun ki Ersan Saner,  Ersin Tatar  ve öteki bazı  Bakanlar gibi bu genç Bakanlar geleceğin KKTC’sine daha çok hizmet verecek yetenekteler.    Yeter ki yönetim kadroları içinde  “sen-ben”  çarpışmalarının hışmına uğramasınlar!

Atun söz konusu toplantıda Basına da mülakat verdi.  Canlı yayınlarda   KKTC’nin pekalâ da  Türkiye ile  Güney Kıbrıs ekonomileri arasında köprü görevini üstlenebileceğini söyledi.

Ve hatırladım.  Bir zamanlar zannedersem 1990’lı  yıllarda bugün Atun’un savunduklarını  “Genç İşadamları Derneği”  savunuyor ve heyecan uyandırıyordu.                                                                  O yıllardan bu günlere çok yanlışlar yapıldı. Fakat demek ki  “akıl”  her zaman kendi doğrusunun yolunu izler.                                                                           Rum’u siyasi yönden Kuzey’e davet edip yeniden mülküne kavuşturmak isteyenler eğer    abese kürek çekmekten vaz geçip bu gerçeği  anlarlarsa,  barışla çözüme daha çok hizmet edeceklerdir. Ayıp da değildir.    En azından bir defa olsun bu genç Bakanları da dinlesinler yeter.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31