“Ne gerek var” demişti Turgut Özal.

Türkiye’nin faşist askeri darbesinden sonra sivil diye başa gelendi.

Ondan önce caddeler, sokaklar, okullar Kenan Evren’di…

Onunla caddeler, sokaklar, okullar Özallaşmaya başladı…

O yani tonton yürüyen adam, “Ne gerek var, Bakırköy kadar bile değilsiniz, gönderirim rahat rahat geçinirsiniz” demişti.

Bunu okuyamadık.

Alkışladılar.

Sevindiler de.

Ne olacak ki, dediler…

Koskoca anavatan gönderecek, biz de keyfini sürecektik.

Dükkânları bir bir kapatmaya başladık.

“O gönderecek biz yiyeceğiz” diyerek…

Bahçeleri sulasak ne olacaktı ki…

Alınacak para, verilecek emeğe değmeyecekti.

Yan gelir yatardık.

“O gönderecek biz yiyeceğiz” diyerek…

Avrupa mı dedin?

Kes bileti, git, gez, gel.

Orada yani gurbette yaşayanlara hava at…

Onlar da bir zamanlar ellerinde radyolar, altın bilezikler, bol parfümlerle gelip hava atıyorlardı.

Biz ise ne yerimizden olduk, ne gurbete düştük.

Durduğumuz yerde zengin olduk.

Hem ganimet bulduk hem anavatan hazır gönderiyor…

Durduk yerde rahatımız çalışan gurbettekilerden iyiydi…

Sağ olsun anavatan, daha ne yapsın, dedik durduk.

İnanmak önemliydi.

Dost elini sıkmak, havada bırakmak adetlerimizde yoktu.

Hele el, yardım eli ise…

Raşonlar gelirdi, biz kapalı gettolarda yaşardık…

Memurluk yoktu maaş da gelmezdi.

Ama iane ile tanıştık.

Yani para yardımı…

İane de fena değildi hani.

Ayda 30 KL alan mücahitlerdik…

Harcamamız zaten yoktu.

Daracık yolları kısaydı kasabalarımızın.

Taksiye para vermezdik.

Benzine de öyle.

Verdiğimiz sadece yemeğe idi…

İane de yeter, artardı.

Şimdi güvenli eller sayesinde toprağımız bol, evlerimiz, caddelerimiz geniş…

Bir de Özal gönderdi mi, çalışmak gereksiz olurdu…

Görünüş böyleydi.

Hava öyle esiyordu.

Ki pencereler açıldı, kapılar gerildi…

Aydınlıkla gerçeğin yüzü ortaya çıktı.

Toz kalkınca boyası görünenin ne olduğunun ortaya çıkması gibi.

Kar erdiğinde bembeyaz, pürüzsüz yüzeylerdeki pasların belli olması gibi…

İşte o zaman, “vay be” deriz…

Bunlar kötü örnekler değil…

Özal’ın niyetinin ne olduğunu, kalkan kar sonrasındaki pas gibi görebildik…

Kar kalktı pas ortaya çıktı.

Ve gördük ki…

Sanatçımız Avustralya’da…

Yapıcımız Kanada’da…

Bahçıvanımız, tarımcımız, çobanımız İngiltere’de…

Özal “Ne gerek var” derken aslında, “size ne gerek” var demek istemiş…

Gerçeği okuyamadık…

Şimdi anladık.

Geç mi oldu dersiniz?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31