Bir nevi korumaydı.

Artan fiyatlara, pahalılığa karşı “DENGE”.

Hayat pahalılığı ödeneği, yani Eşel-mobil.

Memurun can simidi.

Devlet çalışanlarına altı aylık hayat pahalılığı olarak %0.73 oranında bir zam verildi.

Kimisi bir döner kebap, kimisi de iki paket sigara ve bir çakmak hesabıyla bu zammı kutladı(!)

Hayat pahalılığının gidişi suskun olmamıştı ama dönüşü de muhteşem olmadı.

Özellikle haziran ayında fiyatlarda bazı düşüşler yaşandı.

Özellikle akaryakıtta.

Sebep elbette toplumun çok sevilmesi veya dünya piyasalarındaki düşüş değildi.

Sebep hayat pahalılığı oranının yükselmemesi içindi.

Öyle de oldu.

Bugünden sonra ne olur?

Bugünden sonra zamlar kaldığı yerden devam edecek.

Kemerler daha da sıkılacak.

Akaryakıt %50.

Tüp gaz %90.  

Elektrik %36.

Devlet harçları %12.

Market ürünlerini saymıyorum bile.

En temel ve en kabarık miktarların ödendiği giderlere müthiş zamlar yapıldı.

Asgari ücretli özel sektör çalışanlarını anan bile yok.

En kötüsü de şudur;

Hiç olmazsa pembe tablolar çizmeyin.

Gerçek ne ise, durum ne ise açık açık söyleyin.

İnsanlar neyi nasıl yapacağını bilsin.

Bu pembe tablo içerisinde, sanki her şey güllük gülistanlık.

Ekonomik disiplinden, istikrardan söz ediliyor.

Aslında yaptığım gözlemlemelerle bunun sebebini de buldum.

Başbakan olsun, herhangi bir bakan olsun etraflarında pembe tablo çizenler var.

Bu öyle bir ustalıkla yapılıyor ki baktıkları her yeri pembe görüyorlar.

Öyle bir ruh hali yaratıyorlar ki kup kuru çöl bile yemyeşil bir cennet bahçesi olarak görülebiliyor. 

Neler söylüyorlar, neler çiziyorlar, nasıl raporlar sunuyorlar veya ne içiriyorlar bilemiyorum ama bildiğim doğruyu göstermiyorlar.

Osmanlı Padişahları ülkenin durumunu daha iyi ve birinci merkezden yani sokaktaki insanlardan öğrenebilmek için kıyafetlerini değiştirip halkın arasına girerlermiş.

Ve yardımcılarının söylemleri ile halkın söylemlerinin bir birini tutmadığını görürlermiş.  

Bu yöntem artık kullanılamaz ama gerçek “Tekdir”.

Ve gerçeğin tek tanığı sokaklardır, çarşıdır, esnaftır.

Artık cenazelerde, düğünlerde, sokaklarda yöneticilere uzanan eller de çok ciddi azalmalar var.

Buda bir gözlemdir.

Bunun nedenini de varsın eli havada kalanlar düşünsün.

Pembe tablo çizerek gerçekleri örtmeye çalışanlar yanında gerçekleri söyleyen hatta rapor sunanlar da var elbette.

Ekonomisinin iyi gittiği, başka ekonomilere göre dimdik ayakta olduğu söylenen bu ülkede bütçe açığı dolar bazında beş kat armış.

2004 yılında 55,6 milyon dolar olan mahalli bütçe açığı, 2011’de 267,8 milyon dolara yükselmiş.

Türkiye Cumhuriyetinden, KKTC’ye yapılacak 300 milyon TL bütçe açığı katkısının 225 milyon TL’si mart ayı itibarı ile kullanılmış.

Türkiye Cumhuriyetinin Kıbrıs İşleri Baş Müşavirliğinin raporuna göre aşırı istihdam yapılmış.

Ve bu raporda şöyle de bir uyarı yapıldı;

“Gereken tedbirlerin alınması önem arz etmektedir”.

Yani devlet harcamaları kısılmadı.

Sadece devletin kasasına giren parada artış, devlet çalışanlarına ayrılan parada ise azalma oldu.

Devlet çalışanı zam almadı ama bunun yerine istihdam yapıldı.

Bunları sorunca, söyleyince veya yazınca duyduğumuz savunma cümlesi şu; “Fedakârlık yapmalıyız. Halimize şükretmeliyiz”.

Fedakârlık yapalım tabi ki.

Elbette halimize de şükredelim.

Ama bunu hep beraber yapalım.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31