Girne’de Blues vardı!

Güneş güçünü kaybetmeye başladığı
kışın da henüz kendini hissettirmediği şu günlerde
birçok başarılı Festivaller yapılıyor.
Girne’deki Zeytin ,
ve Blues Festivalleri gibi.

1890’larda başlayan, baskıların ve zulmün içinden çıkan
canlı bir haykırış olan blues’un Festivaline ben de gittim.
Blues, Amerikaya getirilen zenci kölelerin kendi kültürlerini koruyabilmek,
sosyal bir ağ kurmak,
rahatlamak , eğlenmek ve
var olabilmek için yaptıkları müziktir.
Özgürlüğü, aşkı, umudu ve haksızlıkları anlatır/sorgular.

Bu sene 22’cisi gerçekleşen festivalde
Bugüne kadar toplam 84 grup katılmış.
Pazartesi akşamı Jasmin Court Hotel’de yapılan festivalde
bu sene Lucky Peterson, Rick Estrin & the Nightcats ve
John Mooney vardı. Müzisyenlerin çoğu beyazdı.

Ben en çok ikinci grubu beğendim.
Baterist müthişti! Hem çok güzel çalıyordu hem de
uçu ışıklı bagetleri ile görsel bir şov yapıyordu.
Solist yaşlı, siyah saçlı ve enerjikti.
Mızıkası, üstünden düşen takım elbisesi ,
samimi tavırları ve gülümseyen gözleri ile
etrafa mutluluk ve enerji saçıyordu.
Sık sık nakaratları seyircilerle beraber söylüyor
yıldızların altında, deniz kenarında devam eden festivale
farklı bir analm katıyordu.
Sahne, şarkıcı, dinleyici, müzisyen, sahne ışıkları, yıldızlar
birbirne karışıp bir bütün oluyordu.
Sınırlar, keskin hatlar/tanımlar siliniyor gibiydi.

Gitaristlerden biri kocamandı! Gerçekten!
1.90 vardı herhalde. Belki de 2 metreydi.
Ve parlak ucuz görünümlü, ütüsüz bordo bir takım giyiyordu.
Sarı saçlı, top sakallıydı.
Arka cebinden sık sık küçük bir tarak
çıkarıp saçlarını tarıyordu. Kısacası farklı ve rahattı.
Onu dinlemek kadar izlemek de güzeldi.
Mızıkayla, bateristin bagetleriyle, arkadaşlarının elleri ile,
o da yetmeyince ağzıyla ….her şekilde çaldı gitarını.
Başının üstünde, sırtında, havada…
Sözler tam olarak ne diyordu hatırlamıyorum ama
tüm bu gitar çalma stilleri özgürlük duygusunu, rahatlamayı,
eğlenceyi , kim koymuş şu kuralları duygusunu ve birlikteliği vurguluyordu.
Müzisyenler kadar seyirciler/dinleyiciler de çok güzeldi.
Başlarda şapkalar, saçlarda renkli çicekler vardı.
Bir de herksin elinde kameralar.
Bu geceyi hafızalarda hep canlı tutmak isteği oldukça yoğundu.

İki senedir katıldığım Blues Festivalini Hanife hocam seyesinde öğrendim.
Willie Dixon, “Blues köklerdir, onun dışında kalan herşey ise meyve” demiş.
Bence Blues birçok diğer müzik türü gibi önemlidir.
Yoksa acaba biraz daha mı önemlidir!
Belki de….
Belki de bizim için biraz daha önemlidir.
Çünkü biz onu pek iyi tanımıyoruz.
Her müzik türü gibi, Blues’da kendine özgü ritmi, sözleri,
performansları, ve çoşkusuyla
bize farklı öyküler, farklı duygular ve güçler tanıtır.
Blues farklı bir kapıdır. Onun dünyasına girmek güzelmiş.
Girne’de Blues vardı, yani Girne’de farklı birşeyler vardı. İyi günler…..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31