Yanlış hatırlamıyorsam, 1973 yılıydı… Türkiye henüz Kıbrıs’la şimdiki anlamda ilgili değil, hatta halk ada ile ilgili hiçbir şey bilmiyordu. O zamanlar karşılaştığımız sorular:

“ Trenle mi, otobüsle mi geldiniz?”

“ Sizde futbol oynanıyor mu? Top denize düşmez mi?” v.s.

İşte o günlerdeydi… Milliyet gazetesinin turizm sayfasında, her nasılsa oldu, Kıbrıs’ı; özellikle Maraş ve Girne’yi tanıtan bir yazı yayınlandı. Yazarı aklımda değil… Maraş’ı bir yana bırakın ama, Girne ile ilgili yazılanlar, çok ilginçti!

Yazar, 1878’de İngilizler adaya ilk geldiklerinde, Kıbrıs’la ilgili bir kitap yazan Mrs. Scott Stevenson’un, daha o zamandan Girne ile ilgili tespitini tekrarlıyor ve “Pitoresk bir kasaba” diyordu. “Our home in Cyprus”u okumuş gibi… Yazının son cümlesi, bugünkü gibi aklımda:

“ Bütün Akdeniz havzasında, Girne ile kıyaslanabilecek bir tek yer var: St. Tropez…”

Girne’nin özelliği ve kendisini tek kılan yapısı, 15.yy’dan beri değişmeyen limanı ve arkasındaki ulu dağlardır… Bu panaroma ortadan kalkınca, Girne herhangi bir kıyı kasabasına dönüşür. Hiçbir özelliği kalmaz…

Nitekim, 1974 sonrasında, adım adım bu yola gidilmeye başlandı. Bugün Girne, lüzumundan fazla nüfus barındıran, siteler, apartmanlar, oteller v.s. ile limanından ve kalesinden başka bir özelliği kalmayan bir kasaba irisidir. Ne “pitoresk” yapısı korunabilmiş, ne kent olabilmiş ne de kasaba olarak korunabilmiştir. Nedeni, Girne’de, Girne doğumlu nüfusun; minimalize olmuş olmasıdır. Kasaba ile ilgili hiçbir tarihsel bağı olmayan, hiçbir hatırası olmayan bir nüfus, güzelliğini paraya çevirip, kazanabildiğini kazandıktan sonra, çekip gitmek üzere, ne doğa bıraktı, ne de panaroma…  Bu anlamda, Girne şimdi ölü bir yerleşim birimidir… Ne özelliği? Hangi St. Tropez ile kıyaslama…

Girne’nin en büyük binasının, Dome Hotel olduğu zamanı hatırlarım… Zaten o zaman da oraya Katsellinin Oteli denirdi…

Şimdi, gelelim şu “gökdelen” meselesine…

Bu hangi ihtiyacın ürünü bir projedir? Memlekete turist doldu da yatıracak yer yok deseniz, GSYİH’da turizmin katlısı %4.8… Bütün oteller müşterisizlikten yakınıyorlar… Yok bizim haberimiz olmadan, İsviçre gibi finans merkezi olduk da olan bürolara yer bulamıyoruz deseniz, memlekette batmayan şirket yok… Bu “gökdelen” ihtiyacının kaynağı, nedeni ne? Ondan vaz geçtim, o “banal” çirkinlik abidesi projenin mimarının diplomasının gerçek olduğundan emin misiniz? Var zaten memlekette o Amerikalılar’ın “kirsh” dedikleri bir garip bina, reklama girmesin diye adını yazmıyorum… Bu gidişle, yarın biri gelir kadın şeklinde gökdelene nazire, meselâ Herkül şeklinde bir başka gökdelen, öteki örneğin eşek şeklinde gökdelen, beriki kukumav kuşu şeklinde gökdelen izni de isterse, biz belediyeye rağmen, bunlara izin verecek hükümetler de görebilecek miyiz? Doğrusu bu soruların cevaplarını bulamıyor, hayretler içinde olup biteni, seyrediyorum. Bakın buraya açıkca yazayım: Bu “gökdelen”e izin veren, gerçek anlamda bu vatana ihanet etmiş olacaktır. Çünkü bu, öldürdüğümüz Girne’nin meftası üzerine bir tüy dikmekten başka bir şey, değildir.

Buyrun, bir de resim koyuyorum buraya… 1878’de çizilmiş o “pitoresk Girne”…

Tüy de dikmenize izin verilmeyecektir…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31