Hava sıcak olmasına sıcaktı.

Fakat sıcağa rağmen dışarıda fırtına vardı.

Fırtına pencere kenarlarını yalayıp geçerken rüzgârı uğultu yapıyordu.

Ağaçlar yerlerinden sökülecek gibiydiler.

Ve meyveler yerlere döküldüler.

Gınnap var bahçede.

Gınnaptaki meyvelerin bile yarıdan fazlası ağaçlarını terk etmek zorunda kalmışlardı.

Bahçe olgunlaşmamış armut, erik, elma, gınnapla doluydu.

Pencere kenarında öylesine otururken radyoda Zeki Müren eskilerden bir şarkı okuyordu…

Şarkı siyah beyazdı…

Şarkı nihâvenddi…

Hüzünlüydü.

Eskilere götürüyordu.

Nostaljik şarkının nağmeleri ile rüzgâr uğultusu birbirine karışınca anlamadığım bir şey oldu.

Babam odama süzüldü.

Geldi, karşımda durdu.

Bana baktı.

Bir de pencereye göz attı.

Rüzgârı dinler gibiydi…

Gitti.

Düşüncelerde canlanınca unutulmayanlar, tekrar hüzün basar insanı sevinçle beraber…

O bir daha duyamayacaktı bu fırtınanın uğultusunu.

Ve bir daha göremeyecekti doğanın değişimini…

Sonra sevdiği Adnan Şenses şarkısını arşivden buldum.

Dinledim…

Dinledim…

Bir daha dinledim.

Gelmeyecekler için duyulan özlem hep havada kalmaya mahkûmdu…

İşe dönülmeliydi.

Ve gerçeğe…

Dün padişah geldi…

Gerçek buydu…

İstenmediği halde geldi, polisin geniş önlemleriyle boy gösterdi…

Ve gitti.

Böylece padişah Kıbrıs’ın kuzeyini bir daha keşfetmiş oldu.

Oysa ordular onun, polisler onun.

Hatta hükümet denilen yetkisizler onun emrindeler.

Ve bu toprakların sahiplerine rağmen ayakları toprağı bir daha çiğnedi…

Padişah gelmeden asılan yağdanlık afişlerine bir daha baktım.

Padişahın gelişi ve dönüşü arasındaki zamanda yağdanlıkların eylemlerine de baktım…

Öne geçmeye çalışanlarla, tokalaşmaya çalışanların savaşı vardı dün…

Kırmızı halılar, temizlenen asfalt, biçilen kuru otlar cabasıydı bu törenin…

Böyle bir ortama geldi, dolaştı, gitti…

Ama methiyeler dizenler, önünde eğilenler ona, “geldin, hoş geldin” dediler de “Kıbrıs’ta çözüm için, bizim geleceğimiz için düşünceniz nedir, hangi adımları atacaksınız ” diyemediler…

Havanın sıcaklığına rağmen fırtına vardı.

Ağaçlar bir sağa bir sola yatıyorlardı…

Meyveler yerlerde sürünüyorlardı.

Babam sevdiği şarkılar çalarken sevdiği fırtınalı hava eşliğinde odama geldi.

Baktı, gitti…

Padişah yine böyle bir günde Kıbrıs’ta çözüm isteyenlere rağmen ülkeme geldi…

Ve 40 yıldır yaptığını yaptı…

Gitmeyeceğini gösterdi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31