Biz yaşıyoruz diye önemini sadece hayatımıza yansıdığı kadarıyla görüyoruz!

İçinde yaşadığınızda, gerçek dinamiklerin farkına varılamadığı sosyolojide bile bir terime dönüştürülmüş. “Kültür aşırı yaklaşım ilkesi” olarak isimlendirilmiş.

İçindesinizdir ya; bu nedenle bazı ince detayları atlayabiliyorsunuzdur.

Ya da objektif olmakta güçlük çekiyorsunuzdur.

Kıbrıs sorunundan bahsediyorum!

Bizlerin hayatlarındaki zararları artık had safhaya ulaştı. Kültürel, siyasal, ekonomik etkilerinin yanında beden ve ruh sağlığımızı da derinden etkiler bir mesele haline dönüştü.

Son 55 yıldır (yaklaşık) önemli bir uluslararası sorun olarak varlığını koruyan Kıbrıs sorunu birçok kişiyi ve devleti etkiliyor. Kıbrıs’ta yaşamını sürdürmekte olan Türkler ile Rumlar dışında Yunanistan, Türkiye, Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği’ni etkiliyor. Kıbrıslı olup yaşamını dünyanın çeşitli bölgelerinde sürdüren kişileri etkiliyor. Akdeniz’de Kıbrıs adası çevresine denk gelen her türlü ilişkiyi ve devleti de yakından ilgilendiriyor.

***

Kıbrıs sorunu ve hatta Kıbrıslı olmak, yaşamını Kıbrıs’ta sürdürmeye çalışmak bizi derinden etkiliyor dedik!

Lakin, özel yaşamlarımızın en özel aşamalarını dahi etkiler hale gelmeye başlayan Kıbrıs sorunu, bizim dışımızda Türkiye Cumhuriyeti’ni de pek çok olumsuz etkilere açık bırakıyor.

Eskiden beri, Türkiye’nin batıya dönük izlemekte olduğu politikası, Avrupa Birliği’ne üyelik amacı, ekonomik bağlamdaki çıkarları aşağı yukarı Kıbrıs sorunu ile yaştaş bir şekillenme dönemi izledi.

Açıktır ki, Kıbrıs sorunu, uzunca bir süredir Türkiye’nin AB üyeliği sürecinde de etkisini hissettirir bir pozisyona geldi.

AB’nin gerek Kıbrıs sorunu, gerekse de Türkiye’nin AB üyelik süreci konusunda kartlarını açık oynadığı inkâr edilemez. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyeti’nin de KKTC’nin de (Kıbrıslı Türklerin yaşamlarını sürdürdüğü Kıbrıs’ın kuzeyi), Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mevcut pozisyonu ile AB’ye kabul edilmesinin önlemlerini almadığını söylemek hatalı olmaz.

Böylece, aslında bu hamle ile AB, Kıbrıs sorununun, TC-AB arasındaki ilişkileri etkileyici bir sorun olduğu da kanıtlanmış oldu.

Helsinki’de “Türkiye Kıbrıs sorunu konusunda çözüm önerilerini sonuca ulaştıracak adımlar atmazsa, AB sorunu Türkiye’nin kabul edeceği biçimde çözülmesini beklemeden Güney Kıbrıs’ın üyeliğine evet diyecektir” denmişti. Çeşitli defalar, çeşitli belgeler ile AB’nin Türkiye’nin önüne Kıbrıs sorununu çıkaracağı açıkça belli edilmiştir. Aslında Helsinki Zirvesi, Kıbrıs sorununun çözümünün Türkiye’nin AB üyeliği sorununu da çözeceğinin resmi belgesidir de denilebilir.

Annan Planı süreci sonrasında biz Kıbrıslı Türkleri isyan ettiren Kıbrıs’ın tek taraflı üyeliği de, Annan Planı referandumu sonrası, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mevcut pozisyonu ile 2004’te üyeliğe kabul edilişi Aralık 2002’deki Kopenhag Zirvesi’nde belirtilmişti.

Sonuçta, AB üyesi Kıbrıs Cumhuriyeti, üyeliğinin avantajını dönem başkanlığı sürecinde de, öncesinde ve sonrasında da Türkiye’ye karşı koz olarak kullanmaya devam etti.

Unutulmamalıdır ki daha 1990’larda, Kıbrıs Cumhuriyeti AB üyeliğine başvururken Kıbrıs sorunu Avrupalılaşmıştı.

2004 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB’ye üye olmasını takiben, Kıbrıs’ın kuzeyi ve burada varoluş mücadelesini sürdürmeye mahkum edilen Kıbrıslı Türkler ile Türkiye bir strateji belirleme konusunda başarılı olamadılar.

Rum-Yunan ikilisinin Avrupa Birliği’ndeki etkili lobi çalışmaları, başarılı propagandaları ve veto tehdidi şansları nedeniyle Türkiye-AB ilişkileri zarar görmeye devam etti. Türkiye’nin görmekte olduğu zararın kat kat fazlasını da Kıbrıslı Türkler görmeye devam ediyorlar.

***

Şimdi Kıbrıs Cumhuriyeti’nin içinde bulunduğu durum, Kıbrıs’ın yer altı kaynakları ile ilgili gelişmeler, Kıbrıs’ın stratejik konumu ve Kıbrıslı insan kaynaklarını değerlendirmenin tam zamanıdır.

 

Sonuçta, barış için çözüme odaklanmanın zamanı gelmiştir.

Kıbrıslı Türklerin gözlemci statüsünde AB’de varoluşu daha dün Rum-Yunan girişimleri ile parlamento tarafından reddedilerek konu Başkanlık Divanı’na aktarıldı.

Aslında 1990’larda taraf olan AB, Kıbrıs’ın 2000’lerin başından beridir söylediklerini dikkatle incelemek ve bu konudaki politikalarımızı belirlemek gerekirken, hareketsiz kalmak ve kaderimizi, geleceğimizi doğrudan etkileyen bir konudaki etkin manevraları başka bir devletin güdümüne teslim etmek, Kıbrıslı Türk çıkarları açısından sakıncalı olabilecektir.

Bu meselede, başrol oyuncusu olduğumuzu unutmadan yolumuzu çizmenin önemini bu vesile ile hatırlatır, Kıbrıs’ta ve dünyadaki barışın sağlanmasını temenni ettiğimi Kıbrıslı bir Türk ve bir dünyalı olarak söylemek isterim

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5