--- Gözlerimize yansıyan görüntüleri yorumlarken yanılgıya düşebildiğimiz gibi doğrulardan da uzaklaşabiliyoruz. Gözlerinizin değil aklınızın süzgecine güvenin.

Görme, koku, işitme, dokunma ve tat alma temel duyu organlarımızı oluşturuyor. Beş temel duyumuz arasında güvenilirlik sıralaması yaparsak, görme duyumuzu sağlayan göz organlarımızın en başta çıkacağını düşünebiliriz. Bunun temel sebepleri olarak; gözlerimize güvenmemiz ve gördüğümüz nesnelerin algımızda daha kolay yer etmesi olarak gösterebiliriz. Eğitimde de son yıllarda görsel sunuşlar daha fazla tercih edilen öğretim modelleri arasında yer alıyor. Çünkü görsel malzemeler öğrencilerin aklında daha fazla kalıyor ve hatırlanması daha kolay oluyor. Medyadan örnek verecek olursak; toplu iletişim araçları arasında televizyon, bireyin düşünce ve davranışlarını etkilemede en etkili araç olarak karşımıza çıkıyor. Görsel olarak gözünüze, işitsel olarak da kulağınıza hitap etmesi televizyonun bireyleri ikna etmede daha başarılı olduğu yapılan araştırmalar ile kanıtlandı.

gozler3.jpg

Düşünce yapımıza etki eden; yaş, cinsiyet, kültür, ırk, din, eğitim düzeyi vb. faktörler aslında gördüklerimizi de yorumlamamıza ve fikir oluşturmamıza yarıyor.

 


Gözleriniz size yalan söyler mi?

Medya okuryazarlığı derslerinde birinci sınıf üniversite öğrencileriyle en fazla tartıştığımız konuların arasında algılarımız ve gözleriz geliyor. “Gözleriniz size yalan söyler mi?” şeklinde sorduğum soruya, verilen cevaplar arasında genellikle “hayır” yanıtı ağırlıklı olarak dikkat çeker. Bireyler gözlerine o kadar fazla güvenirler ki, böylesi bir soruyu saçma dahi bulabilirler. Tabii durumun böyle olmadığı anlaşılana kadar. Türk filmlerinden bir sahneyi aklımızda canlandıralım. Filmin başrol oyuncuları olan kadın ve erkek bir masada oturuyorlar. Oyuncular arasında herhangi bir aşk yok. Bu kişiler sadece iyi birer dost ve arkadaş konumundalar. Kadın oyuncunun bir derdi olduğunu düşünün ve kendisini dinleyen erkek ile dertleşiyor. Başından geçenleri anlatırken, gözlerinden yaşlar süzülmeye başlıyor. Onu teselli etmek isteyen erkek oyuncu da kadının elini tutuyor ve ağlamaması için telkinlerde bulunuyor. İşte tam bu noktada, ortama yeni dâhil olan bir başka kişi masada oturan bu iki kişinin el ele tutuştuğunu görüyor. Tahmin edebileceğiniz gibi; gördükleri karşısında ilk olarak kadın ve erkeğin “aşk” yaşadığı düşünüyor. Böylesi bir görüntüye şahit olsak, gözlerimize inanacak mıyız?

Gerçek ile doğru arasındaki fark

Bu soru biraz da çelişkili bir soru. Gözlerimize yansıyan görüntüleri tanımlamakla işe başlayalım. Gözümüz bize neler söylüyor: Bir kadın ve bir erkeğin masada oturduğunu, kadının ağladığını, erkeğin de kadının elini tuttuğunu. Buraya kadar her şey normal görünüyor. Görüntüleri tanımlarken, bir sorun bulunmuyor. Asıl sorun gördüklerimizi anlamlandırırken başlıyor ki bu noktada gözlerimizin mi, aklımızın mı bizi yanılttığını bulmalıyız. Gözlerimiz aslında bir tür araç gibi. Bireylerin görmesini sağlayan araçlar. Aklımız ise, gözlerimize yansıyanları anlamlandıran ve yorumlar çıkaran başka bir organımız. Gözlerimizin gördüklerini belirli şartlar alında gerçek kabul edebiliriz. Ancak bu görüntüleri anlamlandırırken dikkatli olmalıyız. Görüntü gerçek olsa da görüntüden elde ettiğimiz anlam doğru olmayabilir. Gerçek ile doğru arasındaki farka dikkat çekmek istiyorum.

Gözlerinize inanamıyorsunuz

Sizin kendi düşünce yapınıza göre doğru olarak algıladığınız olaylar, yanlış da olabiliyor. Yukarıdaki örnekte de gördüğümüz gibi, siz sadece olayın son karesini görüyorsunuz ve gözlerinize inanıyorsunuz. Aslında algınız sizi yanlış yönlendiriyor. Evet, erkeğin kadının elini tutuyor olması gerçek. Ancak, olayın nedenini ve niyetini bilmediğiniz için aklımızdan ilk geçen fikre inanıyoruz. Böylece tarafları anlamadan dinlemeden o kafamızda kalan son kare ile tüm yargılarınızı yapmaya başlıyoruz. Gözlerimiz bizlere yalan söylemez. Yalan söyleyen algılarımız, ön yargılarımız, kalıp düşüncelerimizdir. Düşünce yapımıza etki eden; yaş, cinsiyet, kültür, ırk, din, eğitim düzeyi vb. faktörler aslında gördüklerimizi de yorumlamamıza ve fikir oluşturmamıza yarıyor. Böylece çevrenizde gördüklerimizi veya medyada bizlere sunulan haberleri, görüntüleri, sesleri ve fotoğrafları bu gözlüklerle anlamlandırıyoruz.

rha.jpg

Resmi hizmet aracının mesai saatleri içerisinde karpuz taşıdığı “gerçek” bir olaydı ve fotoğraf da gerçekti. Ancak konunun tam olarak ne olduğu ile ilgili gerek basının gerek ise vatandaşların yaptığı değerlendirmeler “doğru” değildi.

Hükümet karpuzculuğa mı başladı?

Konuyu daha somut bir örnekle genişletelim. Temmuz ayının başlarında sosyal medyada bir fotoğraf paylaşıldı ve söz konusu fotoğraf kısa süre içerisinde KKTC gündeminde yerini aldı. Fotoğraf devlete ait bir çift kabin resmi hizmet aracının arkasında karpuz taşıdığını gösteriyordu. Görüntü gerçekti. Yani fotoğrafta herhangi bir oynama veya hile mevcut değildi.  Buraya kadar her şey normal görünürken, fotoğrafla ilgili toplumun her kesiminden farklı farklı yorumlar yapıldı. Konuya farklı yaklaşanlar arasında Kıbrıs Türk Öğretmenler Sendikası (KTÖS) da vardı. KTÖS basınla paylaştığı bu görüntüden sonra şu soruyu soruyordu: “UBP Hükümeti karpuzculuğa mı başladı?” Bazı kişiler de sosyal medya üzerinde, karpuzların Ulusal Birlik Partisi’nin delegelerine taşındığı, partizanlık yapıldığı şeklinde yorumlarda bulundu. Bu konuda sosyal medyada başlayan ve direkt hükümeti hedef alan eleştiriler ve tartışmalar ertesi gün geleneksel basına da yansıdı. Bazı gazeteler söz konusu fotoğrafı ve eleştirilerini okuyucularla buluşturmakta gecikmedi.

Doğru ortaya çıktı

Haberciler her zaman doğruyu arayan ve gerçeği bulmaya çalışan kişilerdir. Bahsettiğim konuda gazeteciler bu haber yapmadan önce konuyla ilgili daha fazla bilgi toplaması gerekiyordu. En azından gazeteciliğin en değer verdiğimiz kurallarından olan karşı tarafa söz vermeyi yapması gerekiyordu. Bu konuda muhatap resmi hizmet aracının ait olduğu KKTC Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı idi. Biraz araştırılmış olsa, bakanlıktan bu konuyla ilgili bir açıklama istenebilirdi. Ancak söz konusu fotoğraf ve haber yayınlandıktan sonra, Tarım ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı, Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürü Ercan Akerzurumlu basına açıklama gönderdi. Yapılan açıklamada, Tarımsal Araştırma Enstitüsü Müdürlüğü’nün karpuz çeşitlerinin adaptasyon çalışmalarından elde ettikleri kaliteli karpuzları, SOS Çocuk Köyü’ndeki çocuklar tarafından yenmesi için götürüldüğü ifade edildi. Böylece “doğru”nun ne olduğu ortaya çıktı. En azından müdürlük tarafından doğrunun ne olduğu açıklanmış oldu.

Aklınızın süzgecine güvenin

Resmi hizmet aracının mesai saatleri içerisinde karpuz taşıdığı “gerçek” bir olaydı ve fotoğraf da gerçekti. Ancak konunun tam olarak ne olduğu ile ilgili gerek basının gerek ise vatandaşların yaptığı değerlendirmeler “doğru” değildi. Size göre doğru olan başkasına göre olmayabilir. Özetle şunu anlatmaya çalışıyorum bir olayda birden fazla “doğru” olabilir ancak “gerçek” bir tanedir. Basında yer alan bu fotoğraf gerçek olsa bile, üzerine yazılan haberin doğru olmayabileceği karşımıza çıkıyor. Çünkü haberle ilgili olan kurum ve kişilerin görüşleri alınmadan servis edildi. Böylece konu tek taraflı olarak haberleştirildi. Dolayısıyla bir kez daha görüyoruz ki, gözlerimiz yardımıyla gördüklerimiz her zaman doğru olmayabiliyor. Gözlerimize yansıyan görüntüleri yorumlarken yanılgıya düşebildiğimiz gibi doğrulardan da uzaklaşabiliyoruz. Gözlerinizin değil aklınızın süzgecine güvenin.

 

Yrd. Doç. Dr. Metin Ersoy’un yazısı, 12 Ağustos 2012 tarihinde Havadis Gazetesi’nin haftalık haber ve magazin dergisi olan “Poli”de yayınlanmıştır.

 

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31