Ülkemizde o kadar karmaşık sorunlar yaşıyoruz ki ne kurtuluşumuzun nasıl olşabileceğini düşünüyoruz ne de bunun için alternatif çözümler arıyoruz.  İngiltere de yolda giden adama sormuş gazeteci “ne olacak bu ülkenin hali?” diye. Vatandaş çok ilginç bir cevap vermiş; “onu da ben düşünecek olduktan sonra siyasetçileri neden seçtim”. Hem mantıklı hem biraz ters bir cevap belki ama oturup düşündüğümü; adam da cevap verir “neyim olduğunu sen bulacaksın”.

Hani yazıya biraz espiri katarak başlayayım dedim.  Asıl derdim siyasilere gönderme yapmaktı. Elbetteki vatandaşların ülkenin geleceğini belirleme noktasında çok ciddi sorumlulukları ve ev ödevleri vardır. Ama iş siyasilere düşüyor. Kuzey Kıbrıs’ın tutun ekonomik açmazlarından kalkınmamışlığına ya da alt yapısızlığından dedikoducu yapısına, çarpık ilişkilerine kadar tüm dertlerini Kıbrıs konusunun çözümsüzlüğüne bağlayabilirsiniz. Belki bu bir kaçıştır ama öyle.

Gerçek demokrasilerin ve gerçekçi ekonomik anlayışın uygulandığı Amerika ya da Avrupa’nın bazı ülkeleri gibi yapıları alıp bir inceleyin. Düşünsenize neden Amerika’ya özeniriz. Ya da bir ürünü alırken İngiliz malıdır, Alman malıdır deriz? Bu özentiden mi? Hayır aklımızda yer eden “güç ve kalite” algısından.

Neden fransız yapımı bir arabanın orjinali pahalı da Türk malı olanı ucuzdur. Tabii ki adi olduğundan. Kıbrıs Türk toplumu olarak bize hep anlatılana ya da satılana inandık, aldık ve kabul ettik.  Var mı İngiliz gibisi dedik gittik işçi olduk, var mı Türkiye gibisi, dedik aldık başımıza efendi yaptık ama hiç kendimiz olmaya gayret etmedik. Ya aldık kendimize uyarlamaya çalıştık ya da aşırı sahiplendik.

Geçmişi incelediğimizde bu toplum sadece Dr Fazıl Küçük zamanında dik durup kimliğini korudu. Onun haricinde her geçen gün çözüldüğünü ve kaybolup gittiğini hepimiz görüyoruz.

Tabii bunları yazmak kolaydır da yapmak zordur işte.  Düşünsenize yıllarca kapalı bir ekonomiyle yaşayacaksınız. Bugünün saygın geçinen esnafları aslında yokluk zamanında bu halkı köşeye sıkıştırıp getirdiği malı istediği paradan ittiren değil midir?

Peki yıllarca Devlet başkanları çözümü ya da çözümsüzlüğü sağlamak için uğraşıp durdurlar. Ne çözümsüzlüğü ne de çözümü yaratabildiler mi? Bu nedenle bu halk hiçbir zaman ne olduğunu ya da ne olacağını tam olarak anlayamadı.  Geleceğini göremeyen halklar çözülür, intihar eder, göç eder, isyan eder  ve herşeye kahreder. Sürekli canı sıkılan bir toplum haline gelir. Bakınız işte size Kıbrıslı Türklerin şu anki halini yazdım.

Ne ideallerimiz kaldı ne hayallerimiz. Eskisi gibi bile aşık olamıyoruz. Gözü kapalı yürüyenin sonu düşmektir ama biz gözü kapalı koşuyoruz.

**************

ÖZSEZER “USTALIK İŞİN BAŞINDA İŞÇİ OLMAK”

Zaman zaman portrelere yer vereceğim köşemde. Hep bilinen ve alışıla gelmiş işadamlarından öte genç işadamlarına yer vermek daha doğru geldi bana. Mehmet Özsezer bunlardan biri. Aslında Genç İşadamları Derneği Başkanı kadim dostum Arsen Angı’yla da bir an önce tanıştıracağım kendisini. Arsen ve Mehmet’in ortak yanları her ikisinin de benim çocukluk arkadaşım olmaları. Arsen de bugüne bugün başarılı bir işadamı oldu Mehmet de.

Yaşamakta ve ayakta kalmakta direnen ülkem gençlerinin olduğunu araısra kaleme almak umarım moralini ve motivasyonunu yitirmiş diğer gençlere ilham olur.

Mehmet aslında bir beden öğretmeni. Futbolla uğraşmayı sevmesine rağmen beden öğretmenliğini hiç yapmamış. Baba mesleği ağır bastı desek daha doğru olur. Geniş siyasi yelpazesinden kaynaklacak olsa ki bazı üniversitelerden hala “gel ders ver” teklifleri alıyor.

Baba mesleği Otobüs işletmeciliği. Eskiden yalnızca Dikmen kasabasında aktif bir aağları vardı ancak bu ağ bügüne değin olabildiğince geniş bir bölgeye yayılmış durumda. Uzun bir sohbet yaptık dün.

Sohbetin ortasında gitmem gerek dedi. Neden dedim? “Sefer var” dedi. “o kadar şöförün, çalışanın var, otur konuşalım biraz daha” diye ısrar edince; “ustalık işin başında işçi olmak” dedi kalktı gitti. 

Ben kahkahayı attım ardından.ve düşündüm. Mehmet haklı. Sonra baba parasıyla geçinen başka tanıdığım genç arkadaşlarımı hatırladım. Onlar da Mehmet gibi olsalardı, yani yan gelip yatmasalardı aç kalma tehlikesini tatmazlardı.

Mehmet deİngiltere de yaşayan yakın çevreleri tarafından davet edildi. Göçmeyi, daha doğrusu göçüp gitmeyi reddetti.  Siyasete de bulaştı yakadan paçadan, onun için belki iyi oldu belki olmadı bilemem ama çalışkanlığı nedeniyle Başbakan İrsen Küçük’ün değer verdiği gençlerden.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31