Feci yaprak dökümü sürüyor… Bu nasıl bir sonbahar? Yapraklar yerine değerli insanlarımız düşüyor toprağa ardı ardına. Suna Atun, Münire Adiloğlu, Esat Faik Muhtaroğlu... 
   Derken, cumartesi hiç beklenmedik şekilde şok bir haber daha düştü gündemimize... Bener Hakkı Hakeri hocamızı da yitirmiştik. “Beklenmedik haber” dedim… Çünkü görünürde ciddi bir hastalığı yoktu Bener Hoca’nın… Sakin ve üretken tavrı içinde tütünü en sert sigaralarını tüttürerek sade yaşamını sürdürüyordu. Nereden gelirdi aklımıza cesedinin Kaymaklı’da yol kenarında otlar içinde bulunacağı? Ve oradan “meçhul bir ceset” olarak kaldırılacağı!.. 
   Kara haberi almamdan kısa bir süre önce telefonda sevgili Aliye ile konuşmuştum. Aliye bizim “Kıbrıs” gazetesinde, ulaştırdığım yazılarımı internetten alıp yayın tarihlerine göre düzenler. Ona demiştim ki “bayram günlerine dair yazılarımı hazırlamaktayım. Nostaljik, neşeli şeyler yazacağım. İnşallah olağanüstü bir olay çıkmaz da, bu kararımı bayramın son gününe dek sürdürürüm.” Onun yanıtı da “inşallah Ahmet abi” olmuştu.
   Ama hayat budur işte. Kararlaştırdıklarımızın dışında akıp gider çoğunlukla. O kötü haberi sevgili Ayşe Gürkan’dan almam gecikmedi. Şöyle bir not düşmüştü Facebook’a Ayşe:
   “Ne garipsin be hayat!!!..Bir taraftan sevindirir, bir taraftan üzersin...Önce verir, sonra alırsın!!..Ama biliyor musun ey hayat, hiç de adil değilsin!!!”
   Nasıl bir masajdı bu? Merakımdan sorunca işte o şok haberi ilk kez Ayşe’den öğrendim: “Ahmet abi, böyle bir haberi benden duymanı istemezdim ama, Bener Hoca’yı kaybettik.” Ve ondan sonra bu acı haber giderek yayıldı, gündemin baş sıralarına zehir zakkum yerleşti…
            *         *         *
   Adı gibi “hak eri”, değerli ve ilkeli bir insanımızdı. Yeri doldurulamayacak bir tarihçi, edebiyatçı ve araştırmacı yazar, şair... “Kıbrıs” gazetesinin ve ekimiz “Ekran”ın o enfes bulmacalarını o hazırlardı. Kolay değildi onun bulmacalarını çözmek. Bulmaca karelerine dahi bilgeliğini yüklerdi. Meraklılarıyla adeta düelloya girişirdi… Dostum sevgili Eşref Çetinel onun ölüm haberini alınca ilginç bir şey söyledi: “Hakeri’nin bulmacalarını çözmek için vakitlerimi harcar, çözdüğümde ise sevinçle ‘işte yendim seni Bener’ diye ayağa fırlardım.”
   Hakkında çok şeyler söylenecek ve yazılacaklardandır. O sakin duruşu içinde yüreğinde hep isyan fırtınaları kopan, çok renkli, zengin kimlikli bir değerimizdi. Her konuşması, her söylemi bilgi yüklü ve uyarıcıydı. Onu yakından tanıyanlar bilir ki, her konuşmasında toplumda gittikçe kurumlaşan vefasızlığımızdan mutlaka yakınırdı. Haksız da değildi... Bu kurumlaşan vefasızlığın en çok acısını çekenlerdendi. Muhteşem çalışmalarıyla kalıcı ürünler yarattığı halde bunlara hak edilen değerin verildiğini hiç göremedi. Yazdıklarını ve ürettiklerini yayımlayacak yayınevlerini ve sponsorları bulamıyordu. O da kendi ürünlerini kendi olanaklarıyla teksir edip çoğaltmaya, değer verdiği dostlarına ve o duyarsız ilgililere ulaştırmaya çalışırdı. Teksir edilmiş çalışmalarından birkaç tanesi vardır bende, ne mutlu bana...  
   Yayıncılar ve sponsorlarla yakınlaşamamasının bir nedeni de son derece ilkeli, kriter sahibi ve ödün vermez bir kişiliğin sahibi olmasıydı. Alınganlığıyla da ünlüydü. Bir süre bana da dargın bir duruşu oldu… En sonunda geçenlerde dayanamadım ona sormak zorunda kaldım: “Yahu Bener hocam; aramızda bir şey mi var?” Tak diye verdi yanıtını: “Son kitabın ‘Dere Tepe Kıbrıs’ı bana vermedin be Tolgay.” Oysa gazetedeki dostlarımın hepsine o kitabı yayımlandığı ilk haftadan ulaştırmıştım, Bener Hoca dahil... Demek ki onunki kaybolmuş, eline ulaşmamış… Durumu anlattım ve o kitabı kendisine mutlaka götüreceğimi söyledim. Kadere bakınız… Ben kitabı götürünceye kadar o aramızdan ayrıldı!..
    *        *       *
   60’lı yıllardan bu yana Fikret Demirağ ve Mehmet Kansu ekollerinin yanı sıra çok yakından tanıdığım Bener Hakkı Hakeri için yazacağım, anlatacağım yığınla şey vardır. Sırası geldikçe onları paylaşacağım. Işıklar içinde yatacağından kuşku duymadığım Hakeri için sevgili Özgül Gürkut’un sosyal medyada yazdıklarından birkaç satırı bu yazıma nokta yapmak isterim:  
   “Bilge bir adam olduğunu anlamak güç değildi ama, doğrusu biraz huysuzdu. TDK'ya inat, ‘y’ yerine ‘ğ’ kullandığı sözcüklerle Kıbrıslılığı vurgulardı yazılarında benim gözümde. Ne sorsanız bilirdi. Şimdiki gibi ‘Google’ yokken ‘ayaklı ansiklopedi’ derdik O'na. ‘Kıbrıs’ gazetesinde 4 yıl muhabirlik, 1.5 yıl gece editörlüğü yaptığım yıllarda yine kültür-sanat sayfasını hazırlar, tashihçilik de yapardı gece geç saatlere dek… Sayfalar önüne gidip gelirken mutlaka bir şeyler anlatır, bilgimize bilgi katardı. Kapalı yerlerde sigara yasağının henüz olmadığı yıllarda içtiği ‘Harman’ sigarası bütün ‘Press Hall’u kokuturdu. Bıyıkları da sapsarıydı sigara dumanından hatta...” 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31