“Güvenlik” kavramını çok farklı şekillerde kullanabiliriz. Herşeyden önce insan kendini güvende hissetmek ister. Okulda güvenlik zorunludur.  Hastahanelerde güvenlik, devlet dairelerinde güvenlik vb. kamu alanlarında güvenlik önem taşımaktadır. Güvenli bir ev,  güvenli bir hayat, sağlık güvencesi ve bunlar gibi sayabileceğimiz sayısız istek. Bunların ortak noktaları ise “güvenlik”. Karşımızdaki insanı ikna etmek istersek güven bana deriz.  Kızgınlığımızı anlatırken bile güvenmek kavramına sarılırız.  “Güvenimi sarstı” artık ona güvenemem deyip kızgınlığımızı anlatırız.

Kişisel ve kamusal güvenliklerin yanında, kent güvenliği de sürekli sorgulanır. Geceleri aydınlatması yeterli olmayan sokaklar güvenli gürülmez. Anayolların yanı başında bulunan parklar çocuklarımız için güvenli değildir diye imzalar toplanır. Kalabalık kentlerde bulunan iş yerlerimiz güvenlik kameraları ile dolup taşmaktadır. Bu durum bazen tartışma konusu olsa da hemen hemen herkes güvenli bir ortamda hayatını sürdürmek ister. Elbette güvenlik herkesin koşullarına göre farklılık göstermektedir. Ünlü bir sanatçının güvenliği ile iş adamının güvenlik beklentisi ayni düzeyde değildir.

Farklı düzeydeki farklı güvenlik beklentilerinin yanında tüm toplumların tüm dünya ülkelerinin ortak sorunu olan konu, çevre güvenliğidir. Peki tüm bu önlemleri alırken bizler çevre güvenliği konusunu ne kadar önemsemekteyiz? Daha da özele inersek enerji güvenliğini nasıl sağlayabiliriz? Ekonomik sisteminiz ne olursa olsun. İster liberal olun isterseniz sosyalist ne farkeder. Enerji tüketmeyen bir toplum yaratmanız pratikte mümküm görülmemektedir. Peki üretilen enerjinin güvenliği hangi boyutlarda tartışılmaktadır. Hangi boyutlarda önemsenmektedir?  Enerj üretilirken çevreye verilen zarar hangi boyutlardadır? İşte bunu tartışmaktan kaçmamalıyız. Enerji üretiminde ve kullanımında çevreye verilen zararın en az düzeyde olması gerekmektedir. Gereken tüm önlemlerin alınması gerekmektedir. Ekonomik olarak gösterilen hiç bir mazaret bu konuda kabul görmez, göremez. Bunun nedeni de verilen zararın asılında yalnızca çevreye değil, tüm insanlığa veriliyor olmasıdır. Belkide biz kısa sürede zararını gördüğümüz olaylardan daha çok korkuyoruz. Kap kaçcıdan korkuyoruz güvenlik istiyoruz. Koca bir nesili öldürüyor, sakat bırakıyor, kanser hastası yapıyoruz ama nafile korkmuyoruz. Güvenlik çağrısında bulunmuyoruz.

Bana sorarsanız aslında tam da ihtiyacımız olan çevre güvenliğidir. Çevresel güvenlik bizim toplumumuzun, sizin toplumunuzun hakkıdır. Tıpkı anayasada belirtildiği gibi “herkes sağlıklı bir çevrede yaşamak hakkına sahiptpir.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31