Eğer bir  “partili”  değilseniz  olanlarla olayları yadırgarsınız.   Çünkü  çocuklar gibi  “yer kapmaca”  oyununa dönüştürülmüş  “parti içi”  mücadele ve çekişmeleri anlayamazsınız!

Oysa belirli seviyelere gelmek arzusu insanın doğasında  vardır.   Öyle olmasaydı ne  “baş”  olurdu ne  “kuyruk!”  Liderler durup dururken yetişmezler.  Ne de Allah tarafından tayin edilirler.

Dolayısıyle eğer şu sıralarda Kurultay için UBP saflarında bir mücadele olageliyorsa  “olacaktır”  diyoruz.    Tabi  “ancak”  kelimesini telafuz ederek!

Çünkü artık ezberledik.  İster muhalefet   partileri bünyelerinde olsunlar,  ister iktidar kadrolarında.  Eğer  “tepe adamı”  oluş mücadelesini besleyen  kişisel hırs,  toplumun yücelmesine yansıtılamadan ancak “sahibinin”  fantastik ve parasal kârlarında politika olarak kalırsa,  gün gele  “yarattığı bozuk düzenlerle”  Devleti de harcar,  sahiplerini de!    

Bu nedenle yıllarca gelip giden  “Yöneticileri”  değer yargılarımızın terazisinde tartarken hep şunu söyledikti.  “Devleti yücelteceklerine  kendilerini ihya ettiler!”

ŞİMDİ UBP’Yİ Mİ KURTARACAKLAR:  Tabi peşinen Ahmet Kâşif’e geçmiş olsun diyoruz.  Rahatsızlığı sırasında bizim adı etrafında gelişen olaylara yorum tutmamız belki çok doğru olmuyor ama onlar kendilerini hastanelere düşürecek kadar politikanın bam telinde çalarlarken,  bizim olanları yazmaktan  sarfınazar eylememiz her halde hiç mümkün değildir!  Sonuçta “meydana düşen kurtulmaz seng’i hezimetten”  diyoruz ve ekliyoruz.

Neden Ahmet Kaşif İrsen Küçük’e karşı adaylığını koydu?  Çok basit.  Eğer bu  “Başkanlık” dediğinizi İrsen Küçük yapabilmişse,  hay hayda Ahmet kaşif de yapar.        Ve eğer İrsen Küçük Başbakanlığa kadar ulaşmışlıkta Ankara’ya sığınıyor ve desteğini oradan alıyorsa,  gün gelir belki de Kaşif ondan çok daha alâsını becermişlikte  alır  o desteği. 

FAKAT NE DEĞİŞMEZ: Tutun ki bir olasılıkta Ahmet Kaşif’le  memlekete yansıyacak  “icraat ve politikaların,”  İrsen Küçük’le yansıyanlarından  farklı olmaması!

Her ikisi de halka değil Ankara’ya sığınmaya devam edeceklerse,  her ikisi  de  Beşir Atalay’ın övgü ile söz ettiği mevcut ekonomik tedbirler paketini  uygulamanın yolunda gitmeye devam edeceklerse,  her ikisi de  TC koşullarında gerçekleştirilen  sosyo ekonomik tedbirleri KKTC’de kopyalamaya devam edeceklerse;  ha İrsen Küçük olmuş ha Ahmet kaşif  Başkan olmuş.  UBP’nin başı değişir ama memleket değişmez...

*****

SORUN ESKİDİR

Zaman zaman yazarız:   Siyasi çözümsüzlükten dolayı ya Afrika’nın Baluba kabilesi  yahut Rum’un kulu kölesi olması gereken Türk halkı,  Türkiye’nin sayesinde mesela Beşir Atalay’ın açıklamalarında da  yer aldığınca kişi başına düşen ulusal gelir düzeyi on beş bin dolarlarda seyreden bir toplum oluverdi! 

Hak ettiği için mi yoksa siyasi yönden mağdur olduğu için Ankara tarafından ödüllendirilmesinden  mi? 

GEÇİYORUZ.  Şimdi UBP’nin başından beri söylediği sonra da söylediği için   “icra”  hakkının olduğunu sandığı olay şu:

“Nasıl ki Türkiye özelleştirmelerle Devletçiliği terk ederek belirli bir ekonomik ivme kazandı,  biz de ayni yöntemle Devletin iflasını önleyebilir,  üstelik ekonomik yönden KKTC’yi uçururuz…” 

Oysa KKTC’deki Devlet sektörleri partizanca istihdamlarla şişirilmiş olsalar bile  memleketteki işsizliğin  beterince azmasını önleyen emniyet sübapları oldulardı.

Şimdi bunları Devletin altından çekip aldığınızda belki özel sektöre devirleri ile rahatlarsınız ama öte yandan beterin beteri  “işsizlik ve huzursuzluklar”  sorunlarını başınıza bela olarak sararsınız. 

O nedenle “kendi koşullarımıza göre ekonomik tedbirler alınmalıdır” önerileri hep olagelmiştir.

İrsen Küçük Hükümeti ya bu koşulları Ankara’ya anlatamamıştır yahut anlatmak yerine,  Ankara’nın desteğini almak politikasında  “evet efendim”  demiştir…  Sonuç ortadadır ama.  Yazmaya gerek yok,  yaşanılıyor!  

SON SÖZ.  Politikalar değişmeyecekse  gelip giden “Baş”ların değiştirilmesinin ne manası vardır ne de mantığı!

*****

“MEMLEKETİM GİBİSİ VAR MI”

Yeni bir kampanyanın  beylik sloganı! Çünkü bir benzeri de dillere pelesenk  “bu memleket bizimdir”  sloganı.

Ha  “memleketim gibisi var mı”  lafı  iç turizmi teşvik için icat edilmiş.  “Dış ülkelere gitmek yerine memleketin otellerinde yapın tatilinizi”  telkini…

NİTEKİM:  Yoktur  memleketim gibisi…  O kadar ki Lefkoşa payitahtı dört aydır ve hâlâ burnuna kadar battığı çöplerden kutulamadı!

Sahiller, piknik yerleri,  yollar,  tarlalar konfeti yağmuruna tutulmuş gibi naylon poşetlerden bilumum şişe ve kutulara kadar her ne ararsanız aradığınızın envai türlülüleriyle dolu dolu.  Adına çevre kirliliği diyorlarmış! 

Yollarda arabalar sürat testi yapıyorlar.  Es kaza ve Allah beklesin  tek başlarına kazaya kurban giderlerse siz gazi olursunuz.   Yok  şerleri size yahut başkalarına da dokundukta,  olunur  Niyazi! 

Yollar dar geldikte denizleri de Jet skilerle doldurdular.   Eskiden insanlar yüzerlerdi şimdi korkularından  denizlerin kıyılarına bile çıkmıyorlar!

Mağusa gibi yerlerde  geçmişte denizin iyotu, bahçelerin portakal çiçeği,  evlerdeki yaseminlerin kokuları ile soluklanırdınız.  Çok affedersiniz şimdi bok kokuları solunmakta! 

NEYSE:  Dahası var ya,  bu kadarı yeter.  Yani demek istedik ki  gerçekten  “var mı memleketim gibisi?”  Cennet’i mekân vallahi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31