Tutun ki haklısınız.  Çünkü 1974’lerden beridir her bir şeyleri söyledik yazdık ama hiçbir devrede   “TC’nin yönetselliği altına girelim”  demedik. 

Aksine  Kuzey’deki varlığımızı yaşatmamız gerektiğini söylerken başından beridir şu çözümü savunduk:  “İki bölgeli,  iki toplumlu,  siyasi eşitliğe dayalı,  Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir  çözüm.”       

İsterseniz buna  “federal”  deyin isterseniz “Konfederal”  çözüm şekli deyin.  Çünkü:

Eğer Güney’deki Rum Kuzey’deki Türk’ü,  Kuzey’deki Türk de Güney’deki Rum’u  “yok”  sayamayacaklarsa,  bu adada kaderdir,  iki halk olarak iki ayrı  bölgede fakat barışçı ilişkilerle barış içinde yaşamak zorundayız…” 

Eğer böylesi bir siyasi görüşü çözümün hedefi yapıyorsak tabi ki adada  Türkiye  dışında ya bir  “Türk Yönetimi” yahut  “Devleti”  olarak fakat egemenliğimizin kendimize ait olduğu bir statü için mücadele edeceğiz…

Eğer bu yazdıklarımıza  “okey”  diyorsanız devam edelim:

**********

FAKAT BİRLEŞİK KIBRIS’TAN SÖZ ETMEDİK:

1974’ün lafzına aykırı olacağı ve  gerçekleşmesi halinde Türkiye’yi hem BM’ler hem de AB karşısında çok güç durumda bırakacağı açık seçik olan  bir siyasi tutumla hiçbir devrede,   “hadi Türkiye’ye bağlanalım bu iş  bitsin”  demediğimiz gibi   “birleşik Kıbrıs”tan da hiç söz etmedik! 

Dahası   gün gele  hayalden  muzdarip üç beş kişinin bir araya gelerek kendi kafalarının düşüncelerini tatmin etme yollarında   Kıbrıs’ı,   Türk’ünün Rum’unun  tek vatan,   tek devlet,  tek yurttaşlık  statüsünde bir çözüme götürülmesi için  uğraşacaklarını ise  hiç mi hiç tahmin edemedikti ki şimdilerde tartışmasını yapacağımızı sanalımdı! 

Oysa Egemen Bağış’ın dediği gibi “üç beş Rum sempatizanının”  hezeyanlarıdır ki artık Kuzey’de  “Devletimizden,  egemenlik ve özgürlüklerimizden,  kendi siyasi irademizle self determinasyon haklarımızdan”  değil,  Rum’a nasıl teslim olacağımızın çözüm alternatiflerini konuşur olduk! 

Kısaca,  Türkiye’ye tos atanlar,  Rum’a öpücükler gönderiyorlar!  Neyse ki meydan hâlâ yurdunu sevenlerindir.

**********

ERSİN TATAR’I YANLIŞ YORUMLANIYOR

Dün de yazmıştık.  Tatar,  Vahap Munyar’a politika yapmadı,   KKTC’nin ahvalini anlattı.   Kaldı ki Ankara’nın ve artık TC medyasının da bizimle ilgili  bilmediği ne kaldı ki?  Sn. Büyükelçi Akça içimizde.

Dahası Türkiye KKTC’de  yaptığı yolları,  göletleri,  hastaneleri,  üniversiteleri,   parasal katkıları ve de  özel sektörünün  devasa otelleri,  ötesi türlü çeşitli yatırımları,  nüfusumuz kadar nüfusu ile Türkiye içimizde değil mi ki? 

Ve yalan mı?  Düz işçilerimiz,  evlerimizin temizliğini yapan  kadınlarımız,  ekonominin her dalında faaliyet gösteren irili ufaklı ticari meslek sahiplerimizle  Türkiye ve Türkiye’li  “bizimle”  değil mi? 

Tatar KKTC’nin ekonomisini aynalayan rakamları bircik bircik ortalara sererken işte bu   “sosyal yapımıza”  da atıfta bulunmuş.  Hata mı yapmış?

VE İŞTE GERÇEK:  Tatar,  bir ara  Munyar’a yakınıyor ve diyor ki,  “aslında Türkiye ile ekonomik entegrasyon söz konusu.  KKTC’nin yıllık 1.5 milyar dolarlık ithalatı var. Bunun 1 milyar doları Türkiye’den gerçekleşiyor…  Ambargoya rağmen dünyanın 100 ülkesiyle ticaret yapıyoruz.  100 Milyon dolarlık da ihracat yapıyoruz…”

Tatar bu bilgileri verdikte  Vahap Munyar kendi görüşünü  yazısına şöyle sıkıştırıyor:   “KKTC gözlüğü ile bakınca Ankara’nın gönderdiği para ithalat yoluyla Türkiye’ye dönüyor.  Üstüne bir de 35 bin kişilik istihdam katkısını Türkiye’nin artı hanesine yazıyorlar…  Ya Türkiye yılda bir milyar lirayı göndermese KKTC ekonomisi ayakta kalabilir mi?” 

Siz de düşünün faydası vardır! 

**********

ÇALIŞANIN HAKKINI YEMEYİN

Eski sorundur.  Devlet memurudur bir yandan da özel iş yapar.  Emeklidir,  çiftçilik hayvancılık,  balıkçılık  yahut bahçecilik  yapar,  esas mesleği olanlar gibi devletin her türlü teşvik ve desteğinden yararlanır…

Biz bu  “haksız kazançlarla haksız rekabetler”  yaratan olaya Köşemizde çok dalıp çıktıktı.                   

Nitekim bıçak kemiğe dayanmış olacak ki  Bir süre önce Hükümet emekli olup da tarım kesiminde çalışanların doğrudan gelir desteğinden artık yararlanamayacaklarını açıkladıydı.

Anında  tepkiler geldi:  “Üreticiler üretimden kopartılıyorlarmış!”  Kim bu üreticiler?  Belki devletten ayda üç dört bin lira maaş çekenler!  Öte yandan daha dün süt üreticileri verdikleri sütün paralarını zamanında alamadıklarından yakınıp eyleme gideceklerini söylüyorlar ama.  Eee ver ver bitmiyor da ondan. Hakkı olan alıyor,  olmayan daha çok alıyor! 

KISACA:   Devlette çalışanlar ve emekliler   ikinci bir iş yapamaz da hadi yapar diyelim.  Fakat devleti iki defa hatta bazı hallerde daha fazla sömürerek değil.  Kısaca artık bu tip avantaları,  hama humaları durdurmak gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31