Haftanın yorgunluğu, cumartesi çalışılıyorsa eğer, o günün akşamı vücutta birikir…

Bir gün sonra mesai nasıl yaparım diyen beyinler, bir gün de olsa tatile odaklanır.

Hayalini kurar.

Sabah erkenden kalkarım…

Yürüyüşümü yaparım.

Sonra sıkı bir kahvaltı…

Ve varsa bir Yeşilçam Türkçe filmini uzanarak izlerim.

Bu arada uyuyakalırsam ne de güzel olur.

Uyku veya filmden sonra kahve keyfi var.

Güneşliyse gün cam kenarında kahvenin dumanına baka baka içerim.

Hani can isterse akşama doğru şöyle bir gezinir, akşama dinlenmiş olarak eve dönerim.

Hayal bu…

Aç iken her şeyi yiyeceksiniz sanırısınız.

İlk gördüğüz baklavacıya dalıp, birkaç öğün götürür, üstüne de okkalı bir yemek yiyeceksiniz sanırsınız.

Oruç tutanlar iyi bilir bu duyguyu.

Oysa ilk sokumdan sonra gerisi kalsın dersiniz.

Pazar hayali de böyle bir şey…

Sabah dinlenmiş kalkıldığında ne Yeşilçam filmine bakılır, ne kahve keyfi yapılır, ne de evde yatarak tembellik.

Her zamankinden daha erken uyanılır.

Güneş belki doğmamıştır daha…

Ve gözler de beyin gibi yollardadır artık.

Nereye gitsem, ne yapsam düşüncesi sarar her yanı…

Bende de öyle oldu…

Erkenden uyandım.

Tembellik yapacaktım.

Evden çıkmayacaktım.

Olmadı.

Dışarısı fırtınalıydı.

Ağaçlar sökülmemek için savaş veriyorlardı.

Meyvelerin, yaprakların çoğu sökülecek gibiydiler…

Ama dallar hala oradaydılar.

Asmanın yaprakları yerlerdeydi.

Ezilmişlerdi.

Dışarıya baktım, rüzgârı dinledim…

Birden, “Fırtına ve kocaman dalgalar” dedim.

Baf Kalesinde çok görürdüm o dalgakıranı aşıp bulut gibi düşen dalgaları.

Ara sıra Girne Limanı da verirdi o görüntüyü.

Fırladım.

Önce Yenikapı’ya gittim.

Tık yoktu…

Fırtına neredeydi?

Bu kadar rüzgâr boşa mıydı?

Peki, neden hızlı feribotlar, balıkçılar açılmamışlardı?

Tamam…

Karadeniz’deydi fırtına.

Yürüdüm.

Bahçeler kuraklıktan sonra yağan bol yağmur ile göllenmişti.

Ağaçlar rüzgârdan rahatsızdı ama su görmüşlerdi.

Doğa, kışa hazırlanıyordu…

Ve Terkos’un kuruyan bölgeleri ıslaktı.

Çok iyi bir haber bu…

Susuz kalmayacaktık.

Nihayet İstanbul’un dibindeki Karaburun…

Tekneler limanda bağlıydılar.

Balıkçılar kenarda sohbetteydiler…

Ve var olan deniz feneri, boydan boya kapatan devasa dalgaların altında eziliyordu.

Araba ile iskeleden geçemedim, yaya da gidemedim.

Karadeniz, Karadeniz, de…

Böylesi hırçın mıydın?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31