Karl Popper’in ünlü kitaplarından birinin adıdır: Hayat Sorun Çözmek’tir…

Biz, 1968’den beri, bir “sorun”u çözemeyip, dünyanın başına ekşidiğimiz için, demek ki yaşamıyoruz! 

Dilimizden “çözüm” meselesi hiç düşmediğine ve bir türlü de çözemediğimize göre… 

CTP-BG’nin “Uluslar arası Barış Konferansı” çerçevesinde, dün akşam Mağusa’daki panelde, konuşmacılardan biri de bendim! 

Türkiye’den Cengiz Aktar, Orhan Miroğlu ve güneyden de Rena Choplarou ile birlikte… Konu başlığımız da “Yüzleşme… Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye”!

Ne söyledik? 

Bu konuda daha söylenecek şey var mı? 

Var, evet… 

Şairin dediği gibi, “en güzel söz, henüz söylenmeyendir”!

Kıbrıs Sorunu’nun nedeni, Niyazi Kızılyürek’in o güzel tespiti ile “iki egemen ideolojinin yarışması”dır. 

Önce Kıbrıs Helen Ulusçuluğu, kilise vasıtasıyla Kıbrıslı Rum’ları kavrayıp, “anavatan”a bağlanmaya sabitlemiş; ondan sonra da alternatifi Kıbrıs Türk Ulusçuluğu, kendi “anavatan”ına yönelmekten başka bir çare bulamamıştır… 

Özetle mesele budur… 

Emperyalizm bunu kullandı! Elbette kullanacaktı…

Farkındaysanız, Kıbrıs’ın bütününde, Rum olsun, Türk olsun ortak bir zihniyetimiz vardır: Çözümsüzlük Kültürü… 

Kıbrıs Meselesi’nin çözülemeyeceği, çözülmemesi, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türkler’in anlaşamayacağı konusunda, adanın güneyi ve kuzeyinde, hemfikir olanlar, zıt taraflar gibi görünseler de bu konuda hemfikirler. 

“Çözüm” dediğimizde ise körün fil tarifi gibi, herkesin muradı ayrı. 

Ülkemizde, çözümsüzlüğün karşılıklı iki politikası; vardır… 

Çözümsüzlüğün, iki taraflı kültürü de vardır! 

Ama çözümün, politikası olmasına karşın, ortak bir kültürü; yoktur. 

Bu anlayışın mucidi de ben değilim… 

Antonio Gramsci, bilindiği gibi müesses nizamı, başka bir deyişle statüko’yu ikiye ayırır: 

a) Politik Hegomonya; 

b) Sivil Hegomonya…

Politik Hegomonya, statükonun zor kullanan güçleridir. 

Polis, asker, mahkemeler, hukuk v.s. Sivil Hegomonya ise müesses nizamın zor kullanmadan, halkı kendi haklılığına ve güç kullanma tekelinin meşru olduğuna ikna eden, kültürel hegomonya’dır. 

Din, eğitim sistemi, sanatlar, kültürel faaliyetler v.b. Gramsci, özellikle Batı Avrupa’da, bu iki ayrı hegomonya’ya karşıt olanların hem politik ve hem de sivil alanda alternatif kendi hegomonyalarını üretip, geniş halk kitlelerini ikna etmeden hedefe varamayacaklarını,  ileri sürer.

Sözünü ettiğim yeni anlayışı, birinin yaratıp, bize dayatması da gerekmez. 

Zaten hiçbir dayatmanın da yaşam şansı, yoktur. 

Bu yeni süreçte, öncelikle kimsenin kimseyi suçlamayacağı, itham etmeyeceği, domine etmeye çalışmayacağı, yeni bir anlayış yaratmak ihtiyacındayız. 

Birbirimizi anlamanın başka bir yolu yoktur ve birbirimizi anlamadan bir çözüm bulmamız da mümkün değildir.

Baskıyla imzalattırılacak yeni bir anlaşma ile “çözüm” ayni şeyler değildir. 

Bu yeni anlayışı üretmek ise her şeyi göze alarak bunca yılı “barış” diye geçirenlerin görevidir. Her iki tarafta… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31