Bu 20 Temmuz’u da atlattık diye düşünenler olabilir. Ama öyle değil. Her şey başladığı gibi gidiyor. Üstelik bu gidişat bu halkın elinde olan bir durum değil, yani ipler başka merkezde. Peki, ne yapılıyor bu ülkeye, bu ülke insanına? İki yönden bu halkın üzerine gidiliyor.

Birincisi; Halkın öz varlıkları olan kurumlar satılığa çıkarıldı. Kimse sıranın kendisine gelmeyeceğini düşünmesin. Yapılmak istenen sıradan zarar ettiği varsayılan kurumların elden çıkartılması değildir. Ne diyor Sayın Beşir Atalay “KKTC’de sendika cumhuriyeti var. Ve özelleştirmelerle bu devir sona erecek”. Yani amaç siyaset kurumundan, umudunu kesmiş bu halktan sonra sendikaları da dizginlemek. Amaç sadece devletin bazı sektörlerdeki işlemlerden vazgeçmesi değil. Bir yerde de amaç; Sendikalı emekçi, çalışan ve işçinin gücünü kırmak.

Türkiye’de araştırmacı gazeteciliğin yüz akı merhum Uğur Mumcu şöyle diyor; “Cumhuriyet, halk yönetimi demektir. Halk egemen midir, değil midir? Sözgelişi işçiler sendikal haklara sahipler mi? Memurların grev hakkı var mı? Emekçiler, sendikalar ve partiler eliyle devlet yönetimine katılabiliyorlar mı? Düşünce ve örgütlenme özgürlükleri sağlanmış mı? Yargı bağımsız ve üniversiteler özerk mi?”.

İşte özet bu. Bizde hangisi var? Hiçbiri.

“Telekomünikasyon Dairesi’nin ardından başka özelleştirmeler de gelecek. Bunları şimdiden telaffuz etmek istemiyorum. Devlet, bu tür işlerden elini çekecek. Devlet ticaret, yatırım yapmayacak. Devlet işte böyle yollar yapacak, ana hizmetleri yapacak, üretimle ilgili konuları özel sektör yapacak. Devlet sadece denetleyecek. Türkiye olarak biz bugünkü ekonomik performansımızı böyle yakaladık”.

Evet, Sayın Beşir Atalay bu söylemleri ile özelleştirme düşüncesinin devam edeceğini söylüyor. KKTC sanki normal bir ülkeymiş gibi yatırım, ticaret yapmayacak diyor. Biz ekonomimizi böyle güçlendirdik diye de ekliyor. Yani KKTC ile Türkiye Cumhuriyetini kıyaslıyor. Bu arada Sayın Atalay KKTC Başbakanı değil. Türkiye Başbakan’ı yardımcısı. Yıllarca oy, koltuk uğruna insanları kurumlara dolduranlar ayni yerde, yıllarını kurumlara veren çalışanlarda sokakta.

Toplumun üzerine gidilen bir başka noktada şu “İlahiyat” meselesi.

İlk zamanlar “Okullarda müfredatta daha fazla yer alabilir. İnsanlar hiç olmazsa bir cenaze namazını kılabilsin. Bir Fatiha okuyabilsin” diye düşünerek bir iyi niyet sahibi oldum. Ama bunu şova dönüştürmek, çıkar sağlamaya yönelmek, insanlara empoze etmeye çalışmak, işte bu olmaz.

Türkiye de artık Atatürk büstleri açılmıyor. İstanbul’un göbeğine cami yapma telaşı var artık. Burada da oluyor. Artık “Atam izindeyiz” yazılarıyla açılan büstler yerine cami açmak revaçta. Mesela bizde devlet ve üniversiteler yarışıyor. En büyük camiyi ben yapacağım diye. Artık Atatürk rozetleri takmak “OUT” oldu.

Türkiye bu duruma öyle birkaç senede gelmedi. Temeli atılan “İlahiyat koleji” de öyle bizimkilerin zannettiği gibi lay lay lom vatan için, halk için, ihtiyaç için değil. İşin ciddiyetini bile farkında değiller. Bu atılan temel bu toplumun belki yirmi, belki otuz yıl sonrasını etkileyecek. Yine bu düşünceleri yüzünden katledilen Türkiye’nin en iyi araştırmacı gazetecisi Uğur Mumcu bakınız neler söylüyor;

“Yapılan bir araştırma, o tarihte, Diyanet İşleri Başkanlığı’nda çalışanların yarısının ilkokul mezunu olduğunu ortaya koydu. Oysa her yıl İmam-hatip liselerini binlerce genç bitiriyor. 1988 verilerine göre İmam- hatip lisesi mezunlarının sayısı bu yıl 290 bini buldu. Bunların bir kısmı İslam Enstitüleri’ne ve İlahiyat Fakültelerine gidiyor. Geriye kalan büyük kısım çeşitli üniversitelere girip yarının “İslamcı bürokratları” olmaya hazırlanıyorlar. Din hizmetleri ilkokul mezunlarına bırakılırken, din eğitimi görenler de kaymakam, vali, emniyet müdürü, televizyon programcısı, öğretim üyesi, yargıç, savcı, daire başkanı, genel müdür ve müsteşar oluyorlar. Ve olacaklar”.

Moda deyimle bir “Toplum mühendisliği” uygulaması yapılıyor. Geleceğin yöneticileri, geleceğin dindar nesilleri yetiştirilmek isteniyor. Üstelik başkaları tarafından. Haspolat’ta temeli atılan İlahiyat Kolejinin arazisi Küçük ailesine aitmiş. Sayın Başbakanımız araziyi Kıbrıs Türk Halkının, gençliğinin ve geleceğinin hizmetine verdik “Helal olsun” dedi. Benden de bu yaklaşıma  “Helal olsun".

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31