Ne göndereyim oğlum?

-Hellim baba…

-Sizin neyiniz meşhur?

-Hellim…

-En çok ne yersiniz?

-Hellim.

-Peynir çeşitlerini sayar mısınız?

-Kırmızı Peynir, Gaşgaval, Beyaz Peynir bir de nor…

-Hellimi saymadın…

-Hellim peynir değil ki…

-Ya ne?

-Hellim hellimdir.

 Hellim ekmek yerdik en sıkışık zamanımızda.

En bol zamanımızda da hellim yerdik.

Piknikte, evde…

Kahvaltıda, akşam yemeğinde…

Meyhanede baş mezemizdi hellim…

Ve çöreklerden en sevdiğimiz, hellimli…

Hellim topraklarımızın ürünü…

İster Rumca konuşanlar ister Türkçe…

Onlar için olmaz olmazdır hellim.

Ve hellimi bizim olduğu için tescil yoluna gittik.

Gerek AB’de gerek BM’de hellimin bizim olduğuna ikna etmemiz gerekirdi.

O yola girdik…

Çakma hellimlerle piyasamız elimizden alınmasın, dedik.

Engel çıkanlar yine biz olduk.

Çünkü ortada bölünmüş bir ada var.

Biz böldük veya başkası böldü.

Önemli olanın ileride tekrar birleşeceği...

Ve kayıplara rağmen yoluna tek olarak devam edeceği.

Diyelim ev yıkıldı.

Evdekiler hasar gördü.

Ve tekrar ev inşaatı başladı.

Bu bir süreçti.

Ve süreç bittiğinde ev ilk ev olmasa da ev olacaktır.

Ve o eve ilk konulacak şey parçanızdır.

Parçanız ise sizden kopmayacak ne varsa.

Bir mendildir diyelim.

Başköşeye sallanan bir koltuk...

Ve alışık olduğunuz köşenize televizyon.

Belki ressamsınız paletiniz gerekecek.

O da alt kattaki bir odanın ışık alan yüzüne.

O sehpa yine oraya gidecek.

Ve yıllardır alıştığınız yaşam, kaldığı yerden, geç de olsa devam edecek.

Hellim, demiştik.

Kahvaltılarda şarttı.

Mangalı, yağda kızartılması, yumurtayla, ekmek arası…

Ve sandviçlerin ayrılmazı…

Dedik ki tescil ettirelim kimse el koymasın…

Biz karşı çıktık.

 Neymiş bizim de o hellimde hakkımız var…

Oysa Kıbrıs Cumhuriyeti tescil ettirdiğinde bizim olan zaten bizim olacaktı.

Biz tescile uğraşırken baktık ki Türkiye’de onlarca TC firmasının imal ettiği hellimler dolaşıyor.

Ne getireyim oğlum, sorusu karşısında “Hellim” derdik.

Şimdi kötü tadıyla TC marketlerinde TC firmalarının ürettiği hellimler var.

Ve TC hükümetlerinin “besleme” diye aşağıladığı Kıbrıslıtürkler haklarını almak adına mahkemelere gideceklerine…

Yine bizden birisi çıkıp, bağışlar yüz ifadesi ile “mahkemeye gitmeyi düşünmüyoruz” diyor…

Ey Nami…

Bir daha düşün bakalım…

Aklına rakıyı getir…

Sonra da kolokas ile molohiyayı düşün…

Aynı durum onların ürünlerinde olsaydı bizlere ne yapmazlardı.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31