DOĞUŞ ENGİN YAZDI…

Gün içinde zihnimizden sayısız düşünce geçer. Bazıları plan yapmamıza, sorun çözmemize ve çevremizi anlamlandırmamıza yardımcı olur. Bazıları ise yalnızca anlık kaygıların, korkuların, varsayımların veya geçmiş deneyimlerin zihnimizde oluşturduğu yorumlardan ibarettir. Buna rağmen birçok insan, aklına gelen her düşünceyi gerçek bir bilgi gibi değerlendirebilir.

Örneğin bir arkadaşınıza mesaj gönderdiğinizde uzun süre cevap alamadığınızı düşünelim. Zihniniz hemen “Bana kızdı” diyebilir. İş yerinde küçük bir hata yaptığınızda “Ben bu işi beceremiyorum” düşüncesi ortaya çıkabilir. Gelecekle ilgili belirsiz bir durum yaşadığınızda ise “Kesin kötü bir şey olacak” şeklinde bir senaryo oluşabilir. Bu düşüncelerin ortaya çıkması doğaldır. Ancak düşüncenin varlığı, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Psikolojide bilişsel füzyon kavramı, kişinin düşüncelerini yalnızca zihinsel olaylar olarak görmek yerine onları gerçekliğin kendisi gibi algılamasını ifade eder. Böyle olduğunda düşünceler, kişinin duygularını ve davranışlarını daha güçlü biçimde yönlendirebilir. Krafft, Haeger ve Levin'in 2019 yılında yayımlanan araştırması, bilişsel füzyonun üniversite öğrencilerinin ruh sağlığı ve işlevselliğiyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Masuda ve arkadaşlarının 2004 tarihli çalışması ise bilişsel ayrışmanın, kişinin olumsuz düşüncelerinden psikolojik olarak uzaklaşmasına yardımcı olabileceğine işaret etmiştir.

Buradaki amaç, olumsuz düşünceleri tamamen ortadan kaldırmak değildir. Çünkü insan zihni düşünce üretmeye devam eder. Psikolojik esneklik, zihne hiç rahatsız edici düşünce gelmemesi değil; gelen düşünce ile gerçeklik arasındaki farkı görebilmektir.

Bu nedenle bir düşünce ortaya çıktığında hemen onun peşinden gitmek yerine birkaç saniye durmak ve “Bu bir gerçek mi, yoksa zihnimin yaptığı bir yorum mu?” diye sormak yararlı olabilir. Böylece kişi düşüncesini bastırmadan, onunla mücadele etmeden ve ona otomatik olarak inanmak zorunda kalmadan değerlendirebilir.

Bu ayrım özellikle yoğun kaygı dönemlerinde önem kazanır. Kaygı, belirsizliği azaltmak için sürekli açıklama ve güvence arayabilir. Kişi aynı düşünceyi tekrar tekrar inceleyerek kesinlik bulmaya çalışsa da bu çaba bazen kaygının sürmesine katkıda bulunabilir. Çünkü düşünceyi çözmeye çalışmak ile düşünceye gereğinden fazla önem vermek aynı şey değildir. Sağlıklı yaklaşım, düşüncenin içeriğini her seferinde tartışmak yerine onun zihinsel bir olay olduğunu fark edebilmek ve dikkati kişinin değerleri doğrultusunda atacağı adıma yöneltebilmektir. Böylece düşünceler yaşamın yöneticisi olmaktan çıkar, zihinsel deneyimler olarak kalabilir. Bu beceri, kişinin kendisiyle daha esnek ilişki kurmasını destekleyebilir.

Önemli olan, zihninizden geçen her düşünceyi susturmak değildir. Önemli olan, hangi düşüncenin davranışlarınızı yönlendirmeye değer olduğuna bilinçli biçimde karar verebilmektir.

Son söz;

Zihniniz size her gün birçok düşünce sunar. Ancak her düşünce bir gerçek, her kaygı bir uyarı ve her varsayım bir kanıt değildir. Bazen psikolojik güç, zihnimizin söylediklerini değiştirmekten önce, söyledikleriyle aramıza sağlıklı bir mesafe koyabilmektir.