Karakuş Öz yazdı…

Bir insan trafikte can verdiğinde ilk söylenen söz hazırdır:

“Kader…”

Hayır…

Kader; kırmızı ışıkta geçmek değildir.

Kader; direksiyon başında telefonla oynamak değildir.

Kader; alkollü araç kullanmak değildir.

Kader; hız sınırını hiçe saymak değildir.

Kader; yıllardır onarılmayan yollar değildir.

Kader; işlemeyen denetim, uygulanmayan ceza ve görmezden gelinen ihmaller değildir.

Bunların adı kader değil, sorumluluktan kaçıştır. “Kader” kelimesini bu kadar kolay harcamayın. Çünkü her kazanın ardından bu sözü söylemek, gerçek suçluları görünmez kılıyor. Birileri hata yapıyor, birileri görevini yerine getirmiyor, birileri önlem almıyor; sonra da olan biten tek kelimeyle örtülüyor: Kader.

Oysa kader, ihmalin arkasına saklanılacak bir kalkan değildir. Bu ülkede her trafik faciasından sonra birkaç gün üzülüyoruz. Birkaç paylaşım yapılıyor, birkaç başsağlığı mesajı yayımlanıyor. Sonra her şey unutuluyor. Ta ki bir sonraki cenazeye kadar…

Peki hiç sorduk mu?

Kaç ölüm daha yaşanmalı ki yollar güvenli hâle gelsin?

Kaç çocuk daha babasını, kaç anne daha evladını toprağa versin?

Kaç tabut daha omuzlara alınsın ki denetimler gerçekten yapılsın?

Her kaybedilen canın ardından “Allah’ın takdiri” demek kolaydır. Zor olan ise o canın neden kaybedildiğini dürüstçe sorgulamaktır. İnancımız bize önce tedbiri emreder, sonra tevekkülü. Tedbiri terk edip ihmali kader diye pazarlamak; ne vicdana, ne akla ne de inanca sığar.

Artık gerçeklerle yüzleşme zamanı geldi.

Trafikte ölen insanların büyük bölümü, kaçınılmaz bir yazgının değil; önlenebilir hataların kurbanıdır. Bu yüzden her kazadan sonra kaderi değil, ihmali konuşalım.

Çünkü bir toplum, ihmale “kader” demeye devam ettiği sürece; aynı yollar yeni kurbanlar istemeye devam eder.

Ve unutmayın…

Kader, alınabilecek bir tedbir alınmadığında söylenecek bir mazeret değildir. O söz, bazen geride kalanların vicdanını susturur; ama toprağa girenleri geri getirmez.

KADER DİYEMEYİZ , HEPSİ İHMAL…