Maraş’a saat parçası almaya gitmiştik amcamın oğlu ile birlikte.

İlk olarak o zaman gittiğimi hatırlarım ancak nasıl, hangi arabayla, kimler vardı yanımızda, hatta hangi yılda gittiğimize dair hiçbir şey yok aklımda

O günle ilgili aklımda kalan sadece ve sadece devasa bir mağazanın her tarafındaki değerli saat ve parçaları ile dolu rafları.

Günümüzde öyle bir dükkanı bırak açmayı aklımızdan bile geçiremeyiz.

1988-89 yıllarında askerdeyken “görev” için bir kez daha gitmiştim 74 öncesi cıvıl cıvıl bugün yaban hayvanlarına yuvası kapalı Maraş’a.

Bir otel vardı subay ve eşlerinin dinlendikleri bakımlı, o kadar.

Gerisi kapısı penceresi olmayan boşaltılmış bahçeli villalar.

O günkü dayalı döşeli ziynetli ev ve tavana kadar mal dolu dükkanları düşündüm, bir de bugünün moloz yığınlarını…

İçimden sordum,”Nereye gitti bu kadar mal?”

Arkadaşım, “74 savaşından yıllar sonra bile Boğaz’da Kayrenia yazılı yatlar demirliydi” demişti.

***

Doğduğum ev Aşağı Baf Limanı’na yakın eski bir taş evdi.

Yedi yaşıma kadar sokaklarında pirilli oynadığım o mahalleden 1963 sonu pat diye Mutallo’ya göçtük.

Önce Mutallo’da kiralık sonra Vikla’nın aşağısında göçmenlere yapılan prefabrik evde yaşadık.

Bizim durumumuzda çok insan vardı sefilliğe itilen.

Neredeyse “dava” uğruna hepimizi oradan oraya sürüyorlardı.

Bu şartlarda bir dala tutunmamız imkansızdı.

***

Gözlerini sağa sola oynatırken ellerini bir birlerine kenetleyerek yukarıdan baktıklarına bu işin böyle yürümeyeceğini, değişim gerektiğini, onların hantal olduklarını söyledi.

Akıl verdi anlayacağınız oradakilere.

Yol gösterdi…

Verilen paraların doğru yerlere servis yapılmadığını, kesintiye gidilmesi gerektiğini söyledi bir de.

Oradakiler alkışlıyorlardı yukarıdan bakanı.

***

Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının 1.yılında düzenlediği resepsiyona davet ettiği şakşakcılarına konuşurken sık sık, “Anavatanım” dedi Derviş Eroğlu.

Onsuz –anavatanı’sız- işlerin yürümeyeceğinden bahsetti ve şükranlarını ileti oraya.

Hemen ertesinde, “hükümetin başı” ve diğer kendilerini yetkili “bakan” sananlar da  anavatanlarına bağlılıklarını yinelediler, gözleri dolu dolu.

***

Yoldan geçene sormuşlar,”Bu kilise bahçesinde ne inşaatı yapılıyor?”.

Adam ,”Bilmem abi” dedi.

Bilemez yoldan geçen vatandaş çünkü inşaatların çoğu dayatmadır.

Tepeden kendini tepede sananlara direkt emirle başlatılır o inşaatlar.

Ve direkt tepeden kendini tepede sananlara kontrol ettirilir inşaatların devamı.

Halk iş bittikten sonra öğrenir başına örülen çorapları.

Ancak iş işten geçmiştir artık.

Hem 1974 öncesinde hem de sonrasında masada çizilen neyse, uygulanan da o oldu…

Yaşadık gördük hep beraber.

Ancak ya ders çıkartamadık hala ya da hep beraber içimizden, “dur bakalım ne olacak” diyoruz.

Ne demişti atalarımız…”Böyle başa böyle traş”, değil mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31