Doğuş Engin yazdı...
Günlük yaşamda plan yapmak, sorumluluk almak ve olası riskleri değerlendirmek sağlıklı davranışlardır. Ancak bazı insanlar için kontrol etme ihtiyacı yalnızca düzenli olmak anlamına gelmez. Her ayrıntıyı önceden hesaplamak, beklenmedik hiçbir durumla karşılaşmamak istemek ve her olasılığı yönetmeye çalışmak zamanla zihinsel bir yük hâline gelebilir. İlk bakışta bu davranış güven verici gibi görünse de, uzun vadede kişinin kaygısını azaltmak yerine artırabilir.
Klinik uygulamalarda sık karşılaşılan durumlardan biri, kişinin kontrol edemeyeceği olaylar karşısında yoğun bir huzursuzluk yaşamasıdır. İnsanların nasıl davranacağını, gelecekte neler olacağını ya da yaşamın bütün ayrıntılarını önceden belirlemek mümkün değildir. Buna rağmen zihin, belirsizliği çoğu zaman bir tehdit olarak algılar ve kontrol edebildiği ölçüde güvende kalacağına inanır. Bu nedenle kişi sürekli plan yapabilir, aynı konuyu defalarca düşünebilir, olası senaryolar üretebilir ve en küçük ayrıntıları bile denetleme ihtiyacı hissedebilir.
Psikolojide bu durum, belirsizliğe tahammülsüzlük ve kontrol yanılsaması kavramlarıyla ilişkilendirilmektedir. Belirsizliğe tahammül etmekte zorlanan bireyler, kontrol davranışlarını artırarak kaygılarını azaltmaya çalışırlar. Ancak araştırmalar, bu rahatlamanın çoğu zaman kısa süreli olduğunu göstermektedir. Çünkü kontrol edilmeye çalışılan her yeni ayrıntı, zihnin yeni olasılıklar üretmesine neden olur. Böylece kişi, farkında olmadan bitmeyen bir zihinsel denetim döngüsünün içinde kalabilir.
Psikolojik sağlamlık ise her şeyi kontrol edebilmek değildir. Asıl psikolojik güç, kontrol edemediğimiz durumların varlığını kabul ederken kendi düşüncelerimizi, davranışlarımızı ve vereceğimiz tepkileri yönetebilmektir. Hayatın tamamını öngörmek mümkün olmasa da belirsizlik karşısında esnek kalmayı öğrenmek mümkündür. Bu beceri, ruh sağlığını koruyan en önemli psikolojik kaynaklardan biridir.
Kendimize şu soruyu sormak faydalı olabilir: “Gerçekten kontrol edebileceğim bir durumun içinde miyim, yoksa yalnızca kaygımı azaltmaya mı çalışıyorum?” Bu soruya vereceğimiz dürüst cevap, kontrol ihtiyacının hangi noktada sağlıklı planlama olmaktan çıkıp kaygıyı besleyen bir döngüye dönüştüğünü fark etmemize yardımcı olabilir.
Ayrıca kontrol ihtiyacının her zaman bir kişilik özelliği olarak değerlendirilmemesi gerekir. Yoğun stres, belirsizlik dönemleri veya geçmişte yaşanan olumsuz deneyimler de kontrol davranışlarını artırabilir. Bu nedenle önemli olan kontrol etme isteğini yargılamak değil, onun altında yatan psikolojik ihtiyacı anlayabilmektir. Farkındalık geliştikçe kişi, kontrol etmeye çalışmak yerine belirsizlikle daha sağlıklı baş etmeyi öğrenebilir.
Son söz;
Hayatın en güvenli hâli, her şeyi kontrol edebildiğimiz an değildir. Gerçek güven, kontrol edemediğimiz durumlarla da başa çıkabileceğimize inandığımızda gelişir. Bazen bırakmamız gereken şey kontrol değil; her şeyi kontrol etmek zorunda olduğumuza dair inancımızdır. Psikolojik güç, belirsizliği ortadan kaldırmakta değil; belirsizlikle birlikte yaşamayı öğrenebilmektedir.