Maşşallah... UBP’ye geri döneli dün bir, bugün iki;

 

Az konuşmakla nam-aver” Tahsin Ertuğruloğlu’nun dili çözüldü.

Aşağı yukarı birbuçuk yıl önce büyük iddialarla kurduğu ve UBP’ye dönerken kapattığı DGP’nin başındayken bile bu kadar konuşmamıştı.

Yuvaya dönüşün” coşku ve heyecanından mıdır, nedir...

Bülbül gibi şimdilerde...

Oysa onun gibi UBP’ye katılma kararı alan Turgay Avcı ve Mustafa Gökmen;

Tam anlamıyla sükut eylemiş vaziyetteler...

Üstelik Tahsin Bey, ülkenin yaptırım gücü en yüksek seviyedeki bir makamına gelmiş gibi;

Sağa sola da “posta koyuyor”...

Her açıklamasının sonunda alakalı veya alakasız;

Herkes haddini bilecek” diyor...

Bak sen...

UBP’ye geri döneli daha dün bir, bugün iki... Sular seller gibi coştu Tahsin Bey...

Oysa iki yıl Genel Başkanlık yaptığı UBP’de rakiplerine “haddini bildirememiş”, onlar ona “bildirmişti”.

Şimdilerde ise, bir miktar Türkiye iktidar çevrelerinin “ricaları”, bir miktar da İrsen Bey’in “mucbir” sebeplerden, “gelsin napalım” tarzında geri dönmesine razı olduğu Tahsin Bey;

Ayağının tozuyla “herkese haddini bildirme” moduna girdi.

***

Tahsin Bey’in “herkes haddini bilecek” ifadeleri ve üslubuyla yaptığı açıklamalarla ilgili bizim “Kıbrıs Postası”nda çıkan haberlerin altına yazılan çok sayıda yorum var...

Hemen herkes bu üsluba ve Tahsin Bey’e tepki koyuyor.

Bazıları kendisinden “hiç beklemediği” için şaşırıyor;

Bazıları da, “bu gücü nereden alıyor, nereden buluyor?” mealinde görüş ortaya koyuyor.

Üstelik Tahsin Bey, bu kez geçmişe göre çok daha fazla konuşurken;

Herkes haddini bilecek” diyerek, net olarak kimi veya kimleri adres gösterdiğini ise aynı geçmişte yaptığı gibi kamufle etme ihtiyacı duyuyor.

İşin içine “herkes” sözcüğü de girince, herkes de “üstüne alınıyor” haliyle...

Kimin veya kimlerin haddini bilmesi gerektiğini söylemekten kaçınıyor çünkü...

Herkes”...

Eh... “Herkes” de sana;

Haddimizi aşarsak ne olur yani, ne yaparsın?” diye tepki koyacak elbette...

***

Tahsin Ertuğruloğlu’nun, - UBP’ye geri döneli dün bir, bugün iki;

Yaptığı açıklamalarda “herkes haddini bilecek” şeklindeki ifadelerini okuyanlar büyük ihtimalle onun Kıbrıs konusundaki “malum” görüşlerini göz önünde bulundurarak;

Acaba yine Rumlara mı ‘haddini bildiriyor’ Tahsin Bey?” diye düşünebilirler bir an...

Öyle ya... Genelde Kuzey’deki statükonun “şahin” yetkilileri, bu tür bir üslubu Rumlar için kullanmaktan hiç geri durmadılar yaklaşık 40 yıl boyunca...

Tahsin Bey’in de bu bağlamda ancak Rumlar için böylesi bir “retorik” kullanacağını düşünebilir ilk etapta “herkes”...

Oysa bu kez sadece dış konularda değil;

Bu kez “içte” de, “herkesin haddini bilmesini” istiyor “eski-yeni”, ya da daha doğru deyimiyle “gerçek UBP’li, en iyi UBP”li Tahsin Ertuğruloğlu...

Tahsin Bey, partiden tasfiye edildiği günden beri rüyalarını süsleyen “UBP’ye geri dönüş” fantazmasının gerçeğe dönüşmesi nedeniyle coşmuş, taşmış olabilir.

Ama “herkes haddini bilecek” derken biraz durun Tahsin Bey...

Ya işaret edin “kimin haddini bilmesi gerektiğini” açıkça...

Ya da her ikide birde “herkes haddini bilecek” vurgusu yaptığınız açıklamalarınıza tepkilerin katlanarak büyüyeceği gerçeğini göz önünde bulundurarak biraz durulun...

Yoksa sizi partiye tekrar alan İrsen Küçük’e de, liderlik mücadelesinde fayda yerine zarar vermiş olacaksınız daha şimdiden...

***

Tabii şimdi bu “herkes haddini bilecek” muhabbetine ilişkin olarak şu sorular da doğal olarak “herkesin” dilinde:

Acaba haddimizi bilmezsek ne olur?

Herkesin haddinin” nereye kadar olduğu Tahsin Bey tarafından mı belirleniyor?

Eğer öyleyse Tahsin Bey’e göre “herkesin haddi” nereye kadardır?

Acaba haddimizin nereye kadar olduğunu Tahsin Bey bize söyler de, bu haddi aşmamamıza yardımcı olabilir mi?

Buna rağmen “herkes haddini bilmez” de aşarsa, kim “herkese haddini bildirecek?”

Böyle bir “densizlik” yaparsak, ya da yapan olursa, bizzat Tahsin Bey mi bize haddimizi bildirecek?

Yoksa onun yerine veya “adına”, başka birileri mi “haddini bilmeyenlere” haddini bildirecek?

Tahsin Bey gerçekten “herkese haddini bildirecek” bir güç ve kararlılığa sahipseydi, neden UBP’de iki koskoca yıl Genel Başkanlık yaparken “kimseye haddini bildiremedi” de, kendisine “bildirdiler”?

Demokrasilerde “herkesin” söz ve fikrini serbestçe ifade etme hakkı varken, Tahsin Bey, “herkesin haddini bilmesine” ilişkin kriterleri hangi çağdaş ve uygar ülkeden, ya da “örnek demokrasiden” esinlenereksiyaset üslubu yapmaya çalışmaktadır?

Sorular artırılabilir...

Çok da fazla uzatmak istemem...

Aslında bu konuda yazmayacaktım bile...

Lakin... Hem konuya ilişkin haberleri takip eden pek çok okuyucudan buna değinmemizi isteyen mesajlar aldım, hem de Tahsin Bey’in gerekli gereksiz yerde bu ifadeleri kullanma trendi içine girdiğini anlıyorum.

***

Şimdi... Tahsin Bey bu tür bir üslubu DGP çatısı altında topladığı üç-beş kişilik “gommasıyla” oldukça “derin çözümlemeler” yaparken kullanmış olabilir...

Bizim ülkemize özgü “derin siyaset sohbetlerinde” her tür üslup geçerlidir.

Tahsin Bey de, DGP’nin “seçkin kurmay heyetine” konuşurken sözünü sakınmayabilir, ülkemiz özelindeki bir siyaset üslubuna dört duvar arasında başvurabilir.

Hatta ben olsam(!), bu tür derin çözümlemelerin yapıldığı ortamda görüşlerime karşı çıkan olursa;

Hamama gidin be ısgartalar” da der, konuyu kapatırdım mesela...

Umurlarında olmazdı eminim amigolarının...

Lakin... Mesele, kim olduklarını net biçimde zikretmeden, birilerine yönelik olarak, kamuoyunun tanıklığında;

“Herkes haddini bilecek” noktasında bir tür “posta koyma” tavrına dönüşür ve sürüp gitme eğilimi gösterirse;

E o zaman “one minute” Tahsin Bey ...

Daha dün bir, bugün iki UBP’ye geri döneli...

Önce bir süre uzak kaldığınız siyasi yuvanıza tekrar adapte olun...

Siz ayrıldıktan sonra oralarda kimin ne kadar haddi olduğunu şöyle tekrar bir gözlemleyin, etüd edin...

Yumrukları sıkılı, pençeleri dışarıda olanlarla “kaynaşmaya” bakın...

“Hasret giderin” !...

Siyasi serüveninizin özellikle şu son etabı boyunca yakanıza yapışıp, hoş sohbetler ortamında yüzünüzü güldüren ama sizi sürekli yanlışa sürükleyenlerden – yapabilirseniz eğer - silkinerek bir kurtulun...

“Herkese haddini bildirme” muhabbetine ondan sonra girin...

Aksi takdirde bu türden sözlerinizin;

Annan Planına karşı dağa çıkıp direnme” kadar hükmü olur...

***

Dün bu satırların kaleme alındığı sırada;

LTB kriziyle ilgili olarak “Kıbrıs Postası”nın da “şok gelişme” olarak verdiği gerçekten sürpriz bir gelişme yaşandı.

Çalışanların taleplerinin büyük ölçüde kabul gördüğü uzlaşmanın detaylarını sanıyorum dün geç saatlerden itibaren yine “Kıbrıs Postası”ndan takip etmişsinizdir.

Bugün LTB çalışanları da söz konusu uzlaşmaya onay verdiği ve beklenmedik bir olumsuzluk yaşanmadığı takdirde;

Krizin bitmesi an meselesi...

Çok açık ve net olarak bir kez daha söyleyelim ki;

Hükümetin bu noktaya gelmesinde iki önemli faktör büyük rol oynamıştır:

Birincisi;

Lefkoşa Kaza Mahkemesinden, UBP içindeki güç mücadelesinde, Kaşif cephesinin “zafer çığlıkları” atmasına neden olan bir karar çıkmasıyla, istinafa gidilecek olmasına rağmen;

İkinci tur kurultay seçiminin yapılmasının neredeyse kesinleşmesi...

İkincisi de;

BES yönetiminin Kıbrıslı Rum lider Hristofyas ile görüşecek olması...

Birincisi İrsen Bey’i telaşlandırmıştır, ikincisi de Kuzey Kıbrıs’taki statükoyu...

Uzun zamandan beri altını çizerek söylüyorum:

LTB krizi ancak UBP’deki güç kavgasıyla ilgili kriz sona erince bitecektir...

Bunun nedenlerini izah ederken de;

UBP’deki güç mücadelesinin LTB krizinin tam da göbeğinde yer aldığını;

Bu güç mücadelesinde yer alanların en kritik hamleleri veya hamlesizliği LTB krizinde sergilediklerini de anlatıyordum.

Ancak son mahkeme kararından sonra LTB krizi;

UBP’deki güç mücadelesinde İrsen Bey’in bu kez iyice yumuşak karnı haline dönüşüverdi.

Rakipleri de zaten ellerini İrsen Küçük’e karşı bu krizin içinden hiç çekmemişlerdi gözlemleyebildiğim kadarıyla...

İrsen Bey’in ise, önümüzdeki kısa sürede yapacağı çok yoğun siyasi hamlelerle;

Rakiplerinin hukuk kararlarını siyasi avantaja dönüştürmesine engel olmaya çalışacağını da hem bu sütunlarda yazdım, hem de ekranlarda söyledim.

LTB’deki krizin çözülmesi İrsen Bey için ikinci tur kurultayda Başkanlığı garanti eder mi?

Bu konuda elbette bir garanti yok...

Lakin ilk bakışta, İrsen Bey için kurultay yarışında bir ivme söz konusu olabilir.

Bu kısa sürede şimdilik bu kadar yorum yapabiliyorum...

Bugün hayli kritik bir süreç yaşanacak, sonucu alalım, yine değerlendiririz.          

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31