Geçen hafta  “hiddet ve şiddeti”  yaşadıydık.  Klasik ifadesiyle tutun ki  “eğer verilmezse alınır  denilen haklar”  gösterilerinde o haklar sadece alınmadı,  “işte böyle alınır”  dedirtti!

Ne var ki maaşlarını alamadan 60 gün süreyle grev yasağı getirildiği için zaten canları burunlarına gelmiş Lefkoşa Belediye çalışanları ile sonunda polisin de karşı karşıya getirilmesi   “yoruma açık”  soruları da beraberinde getirdi.  
 BİR:  Ortada ne ihtilal hareketi vardı ne de Devlete isyan.  Sadece  üç aylık maaşını isteyen çalışanlar vardı. Oysa olaylar, dıştan katılan provokatörler dürtüleri ile isyanı da oynadı! 

İKİ:  Hükümet önce  kendi kalesi olması gereken Belediye için,  “Başkanları,  Meclisleri vardır,  sorun onlarındır”  dedi sözde bir taşla iki kuş vurdu.  Şöyle ki hem gözden çıkardığı Bulutoğluları’nı   kendi sorunları içinde boğup istifaya zorlayacak hem de  özerk yönetimler karşısında ne kadar az müdahaleci olduğunu ispat edecekti.  

ÜÇ:  İkisi de cifos çıktı.  Üstelik kimse  Hükümetin sorun dışında kalmaya çalışması numarasını yutmadı.  Ve Hükümet tükürdüğünü yaladı,   Belediye’ye ileriye dönük  beş aylık parasal katkının karşılığında akmazsa damlar maaşlarını vermek zorunda kaldı.

DÖRT:  Hükümet yönünden asıl zafiyet ise  izne çıkmaya davet edilen Bulutoğluları’nın “beni buraya halk getirdi halk götürür”  diyerek rest çekmesi oldu…  Hükümet resmen golü yedi! 

ŞU NEDENLERDEN DOLAYI:    Hükümet bugüne kadar hangi kararı almışsa etki tepkiler sonunda ya geri çekmek zorunda kaldı yahut yarım yamalak uygulamasına giderek ne şiş yansın ne kebap kolayına yattı.  “Mesela” derseniz,  tartışması hâlâ süren Petrol Dolum Tesisleri!  Ne olacağına hâlâ karar verilemeyen Elektrik Kurumu ile Telekomünikasyon!  Koop-Süt.   falan…   

UBP’nin kalesi olması gereken Lefkoşa Belediyesi’ni önümüzdeki seçimlerde kaybetmek pahasına sergilediği politika ise ancak  “kendi eliyle kendi gözünü çıkarmak”  deyimiyle değerlendirilebilinir ki Hükümet bunu yaptı!  Ve şunu gösterdi.    “Gelecekte neler olacağını göremiyor!”   Ya Başbakan’ın danışmanları yeterli değildir yahut  laf dinlememe huyu vardır!  

***

HALK İÇİN İÇ BARIŞTIR ÖNEMLİ OLAN

Bir kesim için elbette ki  kargaşa haline getirilen  olaylar,  eylemcilerle polisin karşı karşıya gelmesi çok iyi gelişmelerdir!  Ellerini ovuşturarak  “işte gene hedefi tam göbekten vurduk”  diyebilirler ve  KKTC’nin nasıl büyük badireler içine düştüğünün kutlamasını Güney’e gidip Rum dostları ile yapabilirler! 

Hatta o taraftaki AB’nin Kıbrıs’tan sorumlu başkanı  “bizim istemediğimiz hiçbir şey Kuzey’de olamaz”  diyebilir… 
 “Barış”  gibi dünyasal bir kavramı  self determinasyon hakkına sahip bir halkın  “devlet hakkı”  için değil,  Rum’un Devletinin hakkı için kullanmak isteyenler de olabilir…  Fakat halk için iç barıştır önemli olan,  bu tip hezeyanlar değillerdir.      Nitekim geçen hafta ve haftalarda peşi peşine yayımlanan anketlerde şu temel beklenti ve beğeniler çoğunluğunca   kamuoyundan onay aldılardı. 

BİR:  Kıbrıs Türk halkı “iki devleti” dolayısıyle Devletini  savunmaktadır.

İKİ:  Yönetim kadrolarına güveni kalmamıştır.

ÜÇ:  Buna karşılık Asker ve Polis güçlerini en büyük yaşamsal güvenceleri olarak görmektedir.

DÖRT:  Halk için hâlâ iş,  aş,  yaşama hakkı birincil sorundur…

KISACA:  Küçük lobiler oluşturarak kendi görüşlerini topluma empoze etmeye çalışanlara karşılık anlaşılıyor ki halk için asıl olan   “huzura ermektir.” 

****

TAHSİN ERTUĞRULOĞLU’NUN DÖNÜŞÜ

Onca hır gür arasında akla mantığa uygun bir laf duyduk muydu  sönmeye yüz tutmuş  umutsuzluğun lambalarını  yeniden yakıyoruz.

Geçen haftanın sonuna Demokrasi ve Güven Partisi Genel Başkanı  (DGP)  Tahsin Ertuğruloğlu’nun TAK’a yaptığı açıklamaları oturduydu.  Halkın Sesi Gazetesinin  bu konudaki başlığı,   Ertuğruloğlu’nun,  “ÖRP ve DP ile üçlü ortaklık kurabiliriz”  sözleri idi. 

Başka lafa da zaten hiç gerek yoktu!  Benzer siyasi görüşlere sahip  bu üç partinin bir araya gelmesi,  tutun ki bu siyasi partilere sempati duyduğu halde ayrı gayrı oy kullanmak zorunda kalan seçmenleri de bir araya getirecektir…

KISA BİR ANALİZ YAPALIM. Serdar Denktaş gitgide ufalanıp  kendisi ile birlikte  yalnızlığa düşen partisinin Genel Başkanı olarak yaptığı değerlendirme ve yorumlarıyla  büyük kitlelerin onayını almaktadır.  Siyasi görüşleri, muhalefete yönelik eleştirileri ile partisini kendi  şahsında  ayakta tutabilmektedir.    KKTC’nin varlığını savunmakta,  bu savunmayı da ayakları yere basan donelerle pekiştirmektedir… Öte yandan UBP’nin genel sekreteri iken partisinden kopup ÖRP’ü kuran Turgay Avcı belki çok yıpranmıştır ama hâlâ etkin Politikacı kimliği ile hem Devleti savunmakta hem de dağıtmayıp kendine bağlı tuttuğu seçmeni ile etkinliğini sürdürmektedir.

TAHSİN ERTUĞRULOĞLU’NA GELİNCE:  bir  “zoru zorlamanın”  politikacısı olarak ayrılmak zorunda bırakıldığı UBP saflarına bir daha dönemeyecek koşullarda köprüleri atarken, partisini kurmuş,  mücadelesine devam etmiş ve Devletine inanan  kimliği ile  politikadaki yerini korumuştur. 

Bu üç politikacının ortak yanı Barışın ve çözümün iki Devlet’ten geçeceğine olan inançlarıdır.  (Yahut çok zorlanan koşullarda zaten var olan alternatifle  konfederal sistemdir.  Her üç Politikacı da  Ankara’ya hem yakındır ve  ilişkileri devam etmektedir.)

Bir diğer ortak yanları ise  neredeyse “marjinal durumlara düşecek  partiler hiyarerşisindeki kritik yerleridir.”   
 İleride Ertuğruloğlu’nun TAK’a yaptığı açıklamaları ile görüşlerine ve üç parti arasındaki ortaklık olabilirliğine yönelik düşüncesine yeniden döneceğim.  Buna karşılık  “neden üç siyasi parti şu veya bu şekilde kader birliğine baş koymasınlar diyorum.  Hem de ayni yolu yürürlerken…                  

****

MECLİS TOPLANAMAMIŞ

Haftanın son haberiydi.  Meclis’e altı milletvekili  katılınca yine toplanamamış.  Zaten toplanmıyordu da artık sorunlar sokak eylemleriyle çözüldüğüne göre Meclis’e ne gerek var!      

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31