Florakis Deniz Üssü’ndeki patlamayla ilgili olarak, güneyde kurulan bağımsız soruşturma komitesi,  Başkan Hristofyas’ı suçlu buldu… Aslında suçlu olup, olmadığına mahkeme karar verebileceğine göre, “suçladı” demek, daha doğru olur… 

Hristofyas hemen Bakanlar Kurulu’nu toplantıya çağırıp, “istifa etmeyeceğini” açıklamış!

İstifa etmediği sürece, yargılanamaz!

Başkan, ancak vatana ihanet ettiği suçlaması ile yargılanabilir…

Önümüzdeki ilk seçimde de başkanlıktan çekilip, milletvekili seçilirse, hiç yargılanamaz!

Bir sonraki döneme, kim öle kim kala!

Kaldı ki adayı bölen darbeyi bile unutan Rumlar, bunu mu unutmayacaklar?

Bu tarafta ise hemen, “bizde olsaydı…” konusunda, tefekkürler başladı…

Cevabı burada yazmakta bir beis yok!

Bizde olsaydı, hiçbir şey olmaz ve hatta askeri bir mekândaki bir patlamayı diline dolayanlar, vatana ihanetle suçlanırlardı!

Aslına bakarsanız, komşumuz Rumlar’ın da bizden hırlı olmadıklarını bilince, bu sonuca şaşırmak gerekir.

Ancak, böyle bir açıklama, bilinmelidir ki güneydeki demokrasinin değil, yürürlükteki Başkanlık Sistemi’nin bir sonucudur.

Başkanlık sisteminde, yürütmenin sorumlusu başkanın kendisidir!

İstediğini bakan atar, ama her türlü siyasi sorumluluğu da sırtlanır…

O bakımdan hukuksal olarak da siyasi olarak da her şeyin sorumlusu, bizzat başkandır.

Hristofyas da hukuksal olarak değilse bile, siyasal olarak, bu infilakin bedelini, mutlaka ödeyecektir!

Çok uzun yıllar, Kıbrıs’ın güneyinde de kuzeyinde de solun değil hükümet olması, güçlenmesi, ABD ve müttefiklerince, bir tehlike olarak algılanmıştır.

Bizde solu engellemek için, soğuk savaşın bütün yöntemleri kullanılmıştır ama Kıbrıslı Rumlar arasında 1920’lerden beri sol, önemli bir güç olarak görülmüştür.

Kıbrıs Komünist Partisi zamanında da AKEL zamanında da…

AKEL, örneğin 1960’ta Makarios ile anlaşarak, %40 dolayında oy varlığına rağmen, 5 milletvekili ile yetinmiştir…

Bu politika, 1974’e kadar devam edegelmiş ve ancak Makarios’tan sonra, gerçek gücü ile mecliste de temsil edilmeyi düşünebilmiştir.

Kilise ile kucak kucağa bir komünist partisi de her halde türünün tek örneğidir!

2003’te Annan Planı’nı tartışırken, bir Rum arkadaşım bana “Bunlar red oyu verecekler, çünkü stratejik hedefleri, Kıbrıs Sorunu’nu çözmek değil, Hristofyas’ı  cumhurbaşkanı seçtirmektir” demişti…

Yirmi yıldan beri AKEL’i eleştiren bir Kıbrıslı Türk solcu olarak, o zamanlar konduramadıydım.

Hatta bir Türkiye tv kanalına çıkıp, “Kabul oyu vermezlerse, kendi varlık sebeplerini yitirirler” bile dedim!

Ama o Rum arkadaşım haklı çıktı!

Red oyu verip, herkesten daha çok milliyetçi olduklarını iddia ede ede, Dimitris Hristofyas’ı sonunda cumhurbaşkanı seçtirdiler…

Ne pahasına?

Çözümü ötelemek ve Kıbrıs Rum tarihinin en beceriksiz başkanı nitelemesini edinmek üzere mi?

Kıbrıs Solu, güneyi ile kuzeyi ile, uzun yıllar verilen mücadelenin, onca fedakârlığın, ezilmenin, dışlanmanın kazandırdığı itibarı, çok cömertçe harcamış bulunuyor!

Yazıklar olsun… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31