Dağlara KKTC bayrağı çizenler, ülkemizin bölünmesini sağlayan 1974 bölme savaşının yıldönümünü

bugünden kutlamaya başladılar.

Ancak hava epeyce ısınmış olmalı...

Ki ya ne söylediklerinin farkında değiller...

Ya da okuyanların ne demek istediklerini anlamayacaklarını düşündüler...

Oysa yaşananlar savaştı.

Savaşa götüren sebepler ne olursa olsun çılgıncaydı.

Bugün dünyanın dört bir yanında barut var.

Ölüm, kan, ıstırap var.

Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerin zayıf halkalara saldırısı var.

Dünyanın artan nüfusa karşılık azalan kaynaklarının paylaşım davasına verilen kurbanlar, bugün 

olduğu gibi dün de vardı.

Dün içinde biz de vardık.

Beyinler sulanınca gözler gerçeği göremez...

Hayal âleminde dolaşan dimağlar gerçeği reddetmekte diretirler.

Bugün bakıyorum da aradan 40 yıl geçtiği halde neyin en olduğunu görmemek için direnenler, hala o 

sıcak Temmuzu, mutlu diye algılamaya, algılatmaya, devam ettirmeye, çalışıyorlar.

Ancak geçen yıllara göre taktiklerinde biraz farklılıklar sezinliyorum.

Bunda her halde RTE ve AKP’nin etkisi vardır.

Ki din, hurafeler ve bir sürü saçma sapan hikâyelerle karşımıza çıkmaktalar.

Çanakkale savaşını biliyoruz.

Okuduk.

Gurur duyduk onunla.

Orada sefalet içinde, aç, susuz savaşanlara imrendik.

Üzülürken bir de takdir ettik onları.

Ayaklarında pabuç, midelerinde aş yoktu.

Bir nesil yok olup gitti o savaşla.

Yine de emperyalist güçleri o yokluklar içinde savaşarak yendiler.

Ve RTE ile AKP’nin o kahraman insanların kazandıkları savaşa uydurdukları hurafe hikâyelerinin 

benzerini, bugün Beşparmaklardaki bayrağa tapanlar uyduruyor.

Anlatılan hikâyeden bahsetmeme gerek yok.

Çanakkale’deki uydurma hurafe hikâyelerini okumuşsanız ve biraz da düşünürseniz anlarsınız...

Güya bizde geçen hurafe hikâyenin içinde geçen isimlere, deyimlere, sıfatlara dikkat buyurun...

“Yüzü gibi sînesi sâf”, “Hazret-i Pîr’in türbesi”, “nûr yüzlü”, “Azîz Mahmûd Hüdâyî Câmii’nin imâmı”, 

mânâ veremeyen Muharrem Efendi”, “nihâyet idrâk etti”, “mes’elenin farklı bir vechesi ve sırlı bir 

nüktesi”, “mevkîde ve nûr yüzlü ihtiyar bir baba. O mübârek insan” , “âdetâ kekeleyerek hulâsaten”, 

“Allâh dostu”, “Fâtiha”, “vefâkâr ve imanlı genç”.

Mevsimlerden yaz...

Aylardan Temmuz...

Hava sıcak mı sıcak...

Beyinler sulanmış...

Bu durumda, dağlarda çizilmiş bayrağa secde edenlerden başka ne beklenebilirdi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31