Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayanların bir kısmı güneyden “huzur” için kuzeye göç etmek zorunda kalan insanlardan oluşmaktadır…

Bunların çoğu Limasol ve Baf’tan …

Baflıları önce Maraş’a yerleştireceklerdi, dönemin TC hükümetinin, “Orayı tarlalarda çalıştırılmak üzere taşıyacağımız Hataylılara vereceğiz” talimatı ile yarısını Omorfo’ya, Limasolluların çoğunu da Girne’ye yerleştirdiler.

Girne önceleri sessiz ve sakindi.

Portakal çiçeği kokuları yayılıyordu her yana.

Revaçtaydı.

İnsanlar en azından yataklarına yatıp gözlerini sessizliğe kapadılar mı, sabaha kadar rahat uyurlardı.

Bu rahat uyku bir müddet ta ki adanın her yerini ithal “talan virüsü” sarana kadar devam etti.

Bugünlerde havadan da, karadan da denizden de  Girne,ona yakıştırılan söze uygun, “Girne içine girme”…

Ne limanında tat kaldı ne bahçeleri eski bahçe…

Talan yemiş her yanını…

Limanında bile ilaç niyetine de olsa bir tek, “ Barbuncuklar, şeftalicikler taze” diyen yok…

İşte bu talanl, “huzura” bıçak gibi saplandı, 1974 öncesi ve hemen sonrası duymadığımız, bilmediğimiz doğal olmayan ölümlerle her  gün duymaya alışamadığımız cinayetler.

Kıbrıslılar olarak korku içindeyiz…

Nedir tüm bu olanlar?

Rezalet mi, korkutma mı, yoksa bilmediğimiz bir sindirme harekatı mı?

Kontrol sistemimiz mi çalışamadı kapılarımızda, yoksa bilinçli miydi ülkemizde cinayetlerle trafik kazalarının yaşanılmasına sebep olacak nüfus akını ?

Öyle veya böyle bugün geldiğimiz yer burası…

Geçenlerde Girne’yi sarsan bir cinayet haberi çıkmıştı gazetelerde.

Çok değil topu topu beş altı gün önceydi cinayet…

Muhtemelen siz unutmuşsunuzdur ve  muhtemelen televizyonlarda  otelin görüntüleri olmasaydı ben de unutacaktım…

Girne’nin denize inen daracık bir sokağında küçük bir otel veya pansiyondu fotoğrafını gördüğüm cinayet mahalli…

Adam otelinde veya pansiyonunda çalıştığı patronunun paralarını çalmak için kendi memleketinden, “100 bana 50 size” diyerek iki kiralık katil getirtti.

Mevta odada , diğer çalışanların haberleri olmayacak.

Cinayeti işleyenlerse silahla işlerini bitirdikten sonra  sandala atlayıp bir zamanlar Türkiye’den Goççina’ya silah taşınan deniz yolundan  geri dönecekler…

Ara ki bulasın o saatten sonra…

Ve bizim gibi polis de bir zaman sonra unutacaktı olayı…

Neyse ki yakalandılar ve içeri teslim edildiler…

Ancak o pansiyon orada duruyor.

Düşündüm de eski Türk mahallesindeki o bina nasıl oldu da  iki Türkiyeli katil tarafından para için öldürülen Türkiyeli Abdussamer Durmuş'un oldu?

İşte bütün mesele burada…

Sabahtan akşama kadar yazsam o pansiyonun bizim yüzümüze çarptığı gerçekleri anlatamazdım..

Şimdi siz düşünün bakalım…

Huzurumuz neden bozuldu…

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31