Yürüttükleri kutsal görevi şükranla andığımız 40 bin askerimiz sınırlarda bizi dış düşmana karşı korur. Peki yıpratıcı bir savaşa dönüşen içimizdeki düşmanlıklara karşı bizi kim koruyacak?

Koruyuculuk görevini demokrasi kültürünün yapması gerekir aslında ama, hani nerde o kültür!..

   İçimizdeki bitip tükenmeyen savaş, kötü sonuçlarıyla birlikte gittikçe büyüyor. Ülkenin her yanı, insanlarımızın ruh dünyası, bu yıpratıcı savaşın olumsuz etkileriyle darmadağın ve perişan…

   Genel manzaramız savaştan çıkmış gibi değil, savaşın bilfiil sürdüğü dehşetengiz bir konumda…

   Ülkemizin her yanı dökülüyor ama, adını “Başköy Leşkova” koyduğum şu devlet merkezimizin haline bakınız özellikle… Başköyümüzün fotoğrafı yüz kızartıcı, tüyler ürpertici ve umut kırıcı…

   Ayrışıp başköyün her yanına dağılan zibil tepelerinin ortasında bir Ortaçağ yaşamı… Tıpkı Ortaçağ karanlıklarında olduğu gibi veba, kolera, tifo, enfeksiyon salgınlarının eşiğindeki topluma yardım eli uzatılmasına sürüp gitmekte olan bu aymazlar savaşının koşulları izin vermiyor. Defin işlemlerinin yapılmayacağının tehdidi zaten savruldu. Tanrı koruya salgınlar başlarsa zaten yığılan mevtaları kaldırmaya ekipler yetişemeyecek… 

   Suyun kesilmesi, geceleri sokak ve cadde ışıklarının söndürülmesi, ulaşım ve endüstri araçlarının akaryakıtsız bırakılması, çöplüklere mahkûmiyetin ısrarla sürdürülmesi, hep bu savaşa katkı koyanların asla barışçıl olmayan eylemleri…

   İnsanoğlu kendi kendine nasıl savaş açar?.. Bu bir paranoya!..  

   Kültürel, sosyal, biyolojik, sendikal, siyasal ve ideolojik bombalar arka arkaya patlıyor. Yangına körükle giden, grevleri başkaldırıya ve sivil itaatsizliğe dönüştüren tipler…Her yan darmadağın ve toz duman içinde. Dövüşenler bizim polisimizle bizim insanımız. Sağduyu çağrıları davulcu yellenmesi gibi gürültülerin ve patırtıların kurbanı olmakta… Toplum kendi kendini yiyip bitirmekte… Kimse kimseye yardım elini uzatmıyor, kimse kimseye anlayış göstermiyor… Ülkeyi sarsan eylemler zincirleme gidiyor. Huzurlu ve güvenceli tek bir günümüz kalmadı…

   Bireyler ve zümreler bu kaos ortamında inanılmaz bir fırsatçılıkla birbirlerini kazıklama devinimde… Her birey gemisini kurtaran kaptan pozisyonunda ama, her bireyin gemisi de çoktan karaya oturdu… Esas kurtarılması gerekenin toplumsal gemi olduğunu düşünen hiç kimse yok… Toplumsal geminin bacasından girecek son bombanın, bu gemiyi içindekilerle birlikte tarihe karıştıracağı kıyamet anına çok yakınız… Yine de hiç kimsede derlenip toparlanma, sağduyuya dönme ve dayanışmaya girişme eğilimi yok. Aymazlık savaşının girdaplarında, bilinçsizce bir toplumsal intihar eğilimidir bu manzaramız… Yazık hepimize!..     

   Bu ülkede sıcak savaşın ve dışa karşı direnişin deneyimlerinden geçmiş bir neslin mensubuyum. Aynen o getto günlerinde de yaşıyorduk bu durumları… Susuz, elektriksiz, benzinsiz kalıyorduk… Yollarımız, sokaklarımız “stratejik maddedir” gerekçesiyle halkımıza verilmeyen asfalttan dolayı çukurlar içinde, delik deşikti… Sadece savunmaya odaklandığımızdan teknik eleman ve araç yoksunluğu yaşadık, seller dahil bin bir türlü belayla boğuştuk… Ama o zamanlar karşımızda somut bir düşman vardı ve tüm melanetin o düşmandan  geldiğinin farkındaydık…

   Gerçi o somut düşmandan yakamızı kurtardık ama, şimdi de kendi kendimizin düşmanı haline geldik… O savaş günlerinin melanetlerini kendi ellerimizle, kendi kedimize aynen yaşatıyoruz.

   Kurtuluş bu mudur Tanrı aşkına?..

   Peki şimdi bizi bizden, bizim aymazlıklarımızdan ve birbirimize karşı yürüttüğümüz bu yıpratıcı savaştan kim kurtaracak?  

   40 bin askerimiz sınırlarda bizi dıştan gelecek savaş tehlikesine karşı koruyor ama, bizi içimizdeki savaştan koruyacak sağduyu hani nerede?..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31