Bugün bazı bankalarımızdan daha zengin bir “Fon “konumuna ulaşan “İhtiyat Sandığı Yasasını ” bir gecede kaleme aldığımı biliyor musunuz

İşçinin paraları üzerinde “İşveren oyunları” sürerken,siz ortaya çıkıp da birikimlere el atmak ve bunu “Merkezi bir fonda” toplamak,güvence altına almak ve değerlendirmeye kalkarsanız,birileri dünyayı başınıza yıkar…

Öyle de olmuştu.

Acı olan Yasayı hazırlar,Mecliste savunur ve yasalaştırırken koyduğumuz hedefin değiştirilmesi ve bu birikimin yeterince yani “İşçi Tasarruflarının” istenen düzeyde değerlendirilmemiş olmasıdır.

Yasanın amacına, hiçbir Bakan veya Hükümet bakmadığı gibi  bugün kılıç sürüyen Sendikacılar da İhtiyat Sandığı’nın gerekçesine,Meclisteki  görüşme tutanaklarına bakarak,hangi alanlarda   değerlendirilmesi gerektiğine parmak basıp uygulanmasını sağlamadılar.

Hatalara ortak oldular.

Hatta Yönetim Kurulunda baskın olarak bulunan Sendika Üyeleri bile bu tasarrufların hangi alanlarda yatırımlarla verimli hale getirileceği üzerinde çalışmadılar.

Uzman getirip, tavsiye alıp uygulamaya koymadılar.

Konuya yeniden döneceğim.

Önce İhtiyat Sandığı Yasasının hazırlanması ve Mecliste kabulü esnasında yaşadığımız acı olayları dile getireyim.

Çünkü bu tarihtir.

Bilmek ve nereden nereye geldiğimizi iyi hesaplamak gerekmektedir.

15 Şubat 1969’da “Çalışma ve Kooperatif Bakanı” olarak and içip göreve başladığımda,Milli Mücadele yıllarının verdiği acıyı,yokluğu nasıl gidereceğimizi hem Sendikacılar hem de Kooperatifçilerle oturup konuştuk.

Neler yapılabileceğini plânladık.

Kooperatifçiliği başka yazıya bırakmak isterim.

Sendika alanında  minnetle anmak istediğim kişi rahmetli Necati Taşkın’dır.

O Kıbrıs Türk İşçi Sendikaları Federasyonu’nun Genel Başkanlığını yaptı.

Ambargoların daniskasının yaşandığı 1974 öncesi yıllarda Kıbrıs Türk Sendikacılığını ve Türk Halkının milli mücadelesini İsviçre’de Dünya Çalışma Örgütü toplantılarında savundu.

Kıbrıs’ta  bölge bölge kuşatma altında olduğumuz o dönemde,o hoşgörülü yaklaşımı ve yetkililerle sıcak ilişki içinde olmanın verdiği olanaklar ve TMT’ye katkıları ile  “işçi haklarını” korumasını bildi.

Çalışma Bakanlığının kurulduğunun hemen ertesinde henüz çarpışma yılları olmasına rağmen “Sendikal faaliyete” geçilmesine katkı koydu.

Hatta grev hakkını bile kullandı.

Necati  Taşkın ve çalışma arkadaşları işsizlikten,çalışan dar bir kesimin haklarını tam olarak alamamalarından tedirgindiler.

İşveren,kimi sanayici,kimi tüccar,kimi medya mensubu veya Bankalar,sigorta uygulaması olmadığından memnun ama her işyerinde çok zor ve de  ayrı ayrı oluşturulan “İhtiyat Sandığı” paralarının ayrı bir hesaba yatırılmamasından ve  bu birikimi kendi amaçları için kullanmalarından mutluydu.

Sendikacı ve bizler tedirgindik.

Çünkü işveren iflâs edince işçinin birikmiş hakları da kül oluyordu.

Her işyeri ile Sendikanın imzaladığı “Toplu Sözleşmeye” bağlı olan bu Sandığın güvencesi yoktu.Her işveren de İhtiyat sandığını Toplu Sözleşmeye sokmak istemiyordu.

Türk-Sen’e “İhtiyat Sandığı için Yasa ile kurulacak Merkezi Fon oluşturulmasını” önerdim.

Tartıştık ve olumlu karar çıkınca geriye Yasayı hazırlamak ve Meclisten geçirmek kalıyordu.

O zamanlarda ne bütçede, ne de etrafta para yoktu.

”Devlet” yokluk içinde idi.

Şimdiki gibi Yasa hazırlamak için Hukukculara para ödeyerek “Hızmet alımı” yapılması hovardalığı da yoktu.

Türkiye’den de  oluk oluk para akmıyordu şimdiki gibi…

“İhtiyat Sandığı Yasa Tasarısının” hazırlanmasını  üzerime aldım.

Geceleyin sabaha kadar  evde çalıştım.

Sabahleyin Tasarıyı Bakanlığa taşıdım.

Rahmetli Necati Taşkın,Lütfi Özter ve diğer Sendikacılara kopyalarını verdim.

Onlar de katkı koydular.Yasa Tasarısına son şekli verdik.

Bakanlar Kuruluna “Önerge” yaptım.

Basına açıkladım.

Kıyamet koptu.

Türkiye İş Bankası karşı dava açtı.

Bazı İşverenler tehditler savurdular.

Mecliste engel olacaklarını ilân ettiler.

İstemiyorlardı, çünkü çalışanın İşveren elinde tutulan birikimlerini kendi amaçlarında kullanıyorlardı…

Tam bir ay ülkede bu tartışıldı.

İşverenler sayfa sayfa ilânlar verdiler aleyhime.

Beni yerden yere vuruyorlardı.

”Neymiş Komünizmi mi getiriyorduk?”…

Bakanlar Kurulu onaylayarak Meclise göndermişti.

Komitede görüşülürken sıkıntı yaşadık.

Arkadaşlara anlatmaya çalıştım.

Bu paralar işverenin kasasındadır.

Biz bunu alıp “İhtiyat Sandığı Fonu” oluşturacağız.

Bu birikim değerlenecek ve “Ek iş alanı yaratacak yatırımlara “gidilecekti.

Meclis Genel Kurulunda görüşme yapılırken kendisini nice İşçi babası  olarak suna  kişiler sırf bize muhalefet olsun diye Yasaya red oyu kullandılar.

Zamanın TKP ve CTP’si İhtiyat Sandığına red oyu kullandı.

Ama Meclis Yasayı kabul etti.Milli Mücadele Lideri ve o günün Hükümetinin başı Rauf Denktaş destek vermeseydi Yasa Mecliste çökerdi.

Biliyor muusnuz “İhtiyat Sandığı yasası” kaç oy farkıyla kabul edildi?

Bir oy!...

Sonuç 14 kabul 13 red idi…

İşçinin parasını o bir oyla kurtardığımızı anımsıyorum.

Şimdi 2011 yılında açık açık konuşalım: 1976 seçimlerinden sonra artık ben Çalışma Bakanı değildim.

Gelen giden Bakanlar da İhtiyat sandığını,”Bir torba para” olarak gördüler.

Asla Yasanın amacını okumadılar.

Okusalar bile uygulamadılar.

Öyle olsa bir çok fabrika ve birçok otelin sahibi işçiye ait bu fonun olurdu.İşçi paraları en iyi şekilde değerlendirilmiş olurdu.

Bizim hedefimiz orada yasada yazılı idi.

Bırakınız yasayı,o günden bugüne kadar  aklı başında bir Çalışma Bakanı bizleri davet edip görüşümüzü bile sormadı.

Oturup kim,hangi Bankanın  yakını ise o bankalara aktardılar paraları.Kimi düşük faizle, kimi güvencesiz…

Bugün de İhtiyat sandığı Yasası, amacına uygun kullanılmamaktadır.

Konu Maliye Bakanlığının veya genel tanımı ile Hazinenin buradan borçlanıp borçlanmaması değildir.

Bana göre pek âlâ Hazine İhtiyat Sandığından borç alabilir.

Bankalarda yatacağına işe yarasın…

Önemli olan işçinin tasarruflarını yatırımlarla değerlendirmek, üretim tesislerine kavuşmak ve ek iş alanı yaratmaktır.

Şimdiki gibi bankalara  hazır mevduat yaratmak değil…

Nereye acıyorum biliyor musunuz?

İhtiyat sandığını oluşturmak için sarfettiğimiz onca emeğe ve yerden yere vurulurken çektiğimiz acıya…

Bunu Sendikacılar bile anlayamadılar.

Hele Necati Taşkın vefat ettikten sonra…

Bu yazıyı niye yazdım?

Kimse neyin,nereden geldiğini araştırmaz ya; bari ben anımsatayım dedim.

Yakında   “Sosyal Sigortalar Yasasının” macerasını da yazacağım…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31