Dünya Basın Özgürlüğü gününde DAU İletişim Fakültesi’ndeydik.

Fakülte Dakanı, Prof. Dr. Süleyman İrvan’ın davetiyle fakülte öğrencileriyle biraraya gelmek, Onlarla hayal ettikleri sektörü tartışmak ayrıca keyifliydi.

Basının ne kadar özgür olduğunu anlamaya çalışırken, öğrencilerden birinin adadaki Türkiye basının etkinliğini sorgulması ise bu tartışmaların aslında söz konusu Kuzey Kıbrıs olduğunda ne kadar ayrı koşullar altında yapıldığına da bir örnek.

Çünkü dünyanın başka hiçbir ülkesi, bir başka ülkenin medyasından gelen bu kadar büyük ve doğrudan bir etki altında değil.

Gazeteciler Birliği paylaştı;

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2012 raporuna göre, Kuzey Kıbrıs 102. sırada, basın özgürlüğünde.

Güney Kıbrıs 16.

Düşünsenize iki ayrı ülke, iki ayrı dünya yaşıyoruz, birkaç adımla aynı ülke içinde.

Bikaç adım bir yanımız başka, öbür yanımız başka koşullarda yaşıyor.

Basın özgürlüğü şüphesiz ki genel demokrasi işleyişi ile de ilgili.

Demokrasiniz ne kadar kurumsallaşmışsa, içselleştirilmişse, o kadar genişliyor özgürlükleriniz.

İçinde yaşadığınız sistemin adaletten siyasete, güvenlikten eğitime kadar bütün mekanizmaları ne kadar etkin ve demokratikse, o kadar demokratik, o kadar özgür oluyor, medyanız da.

İçinde yaşadığınız toplum ne kadar insan hak ve özgürlüklerine duyarlıysa, bilginin kutsallığına ne kadar önem veriyorsa, medyanız da sonuçta bunlara ayna tutuyor. Karşılıklı olarak birbirini etkiliyor.

Örneğin birkaç adım ötemizde 16. sırada yer alan Kıbrıs Rum basınının gündemi ile 102. sırada yer alan Kıbrıs Türk basınının gündemine bir bakalım dün itibariyle.

Rum basınında 10 ay önce deniz üssünde meydana gelen patlamada sorumluluğu olduğu gerekçesiyle Devlet Başkanı Hristofyas’ın dokunulmazlığının kaldırılarak yargılanması talepleri vardı.

Birkaç adım ötede buralarda tratışılan ise, Lefkoşa Belediyesi’nde yaşananlar.

Her iki konuda da siyasetçiye soumluluk yüklenerek adalet mekanizması sınanırken, ortadaki tablo, bir ülke içindeki iki tarafın ne kadar demokratik olduğunu da açıkça gösteriyordu.

Zira Devlet Başkanı’nın yargılanması, dokunulmazlığı tartışılırken, bundan birkaç ay önce yargı önünde ifade veren bir Başkan’dan söz ediliyor.

Belediye’de yaşananlardan bahsedilirken ise, çok daha sisli bir adalet mekanizması algısı var. Kaçakçılığı tespit edilmiş dokunulmazlığının arkasına sığınılarak Bakanlık koltuğunu almış siyasilerden, rüşvet iddiaları ayyuka çıkmış milletvekilliği koltuğunu işgal edenlere kadar gündelik hayatın normal bir parçası olmuş, çünkü, yaşadıklarımız.

Dün dünya basın özgürlüğü gününde dikkatimi çeken başka konu, ajanslara düşen bir mesajdı.

Türkiye’de Genel Kurmay Başkanlığı bakın ne diyor;

“Tarihe mal olmuş asker kişilerin de şerefle taşıdıkları askeri unvanlarını bile seviyesizce alay konusu yapmaları, astlık-üstlük münasebetlerini ve dünyanın en disiplinli ordusu olarak gösterilen ordumuzda disiplin anlayışını zedelemeye yönelik söz ve yazılarla Türk Silahlı Kuvvetlerini ve onun değerli mensuplarını tahrik etmeye çalışmaları, talihsizliktir''

Bu mesajın gerekçesi ne olursa olsun, Türkiye’nin neden 48. sırada olduğuna gösterilecek işaretlerden biridir.

Zira yazık ki, ne askeri ne de sivil yönetimler demokrasiyi içselleştirebilmişler. Despot idarelerin medya üzerindeki beklentisi aslında tam da bu mesajdır.

O yüzden demokrasiler gelişmeden, basının özgürlüğü olmaz.

Basının özgürlüğü teşvik edilmeden de demokrasiler ayakta durmaz.

 

Kaynak: Yenidüzen Gazetesi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31