1369'da I. Peter'in alçakca öldürülmesinden sonra, yerine oğlu II. Peter geçer. 1398'de de onun yerine, amcası I. James ve sonra onun oğlu, Janus...

Kral Janus,  amcası I. Peter gibi muktedir bir hükümdar değildir. Adayı doğru dürüst yönetemez. Onun zayıf iktidarından yüz bulan korsanlar, ikide birde Mısır'ın zengin kıyı bölgesini talan edip, gelip Kıbrıs'a üslenirler. Memlükler, 1414'ten beri, ada ile barış içinde yaşamak için, ellerinden geleni yaptıkları halde, en sonunda bu korsanlardan bezerler ve Sultan Barsbay, adaya bir sefer düzenlemeye karar verir. 1422'de adaya küçük bir sefer yapılır ve Limasol yakılıp, yıkılır. Bu bir işe yaramayınca da 1426'da bu defa 180 gemiden oluşan bir kuvvetle, adanın üstüne yürünür.

Üstad, Harid Fedai, bu konuda Mısırlı vak’a nüvis’in yazdığı raporu da bulup, konuya ilgim dolayısıyla bana vermiştir, sağ olsun!

Memlükler, Çerkez’dirler. Memlük ya da Kölemen," paralı asker" demektir. Biri Arapça, öteki Türkçe... Askerler arasında, yoğun Türk de bulunmaktadır. Nitekim, Maharias'tan öğrendiğimize göre, Kıbrıs'a gönderilen Memlük ordusunda, 500 Memlük, 2000 Türkmen ve 600 de Arap savaşçı bulunmaktadır.

Memlük donanması, 1426 Temmuzu'nun ilk günü, Evdim'de karaya çıkar. Adet olduğu üzere, önce Limasol ele geçirilip, bir kez daha yakılıp, yıkılır.(3 Temmuz 1426) Sonra ordu, Lefkoşa üzerine yönelir. Kral Janus de Lusignan, hemen bir ordu toplayıp, o da Lefkoşa Limasol yolu üzerinden, harekete geçer.

HİROKİTYA SAVAŞI

Savaşta bizzat bulunmuş tarihçi Leonidas Maharias'tan öğrendiğimize göre, iki ordu, şimdiki yolun da tam ortalarına düşen Köfünye (Geçitkale) civarında, Hirokitya Köyü'nün alt tarafında, 5 Temmuz 1426 Cuma günü, karşı karşıya gelirler. Kral, şövelyeleri ile birlikte Hirokitya Şatosu'nda istirahate çekilir. Ordunun geri kalanı çadırlı ordugâha girer.           Memlük kumandanı Tengriverdi, krala bir elçi gönderip, iyi komşuluk ilişkileri ile korsanların faaliyetlerinin engellenmemesinin, birbiriyle uyuşmadığını, kralın böyle davranmaması halinde, sultanın dostlarını kendi dostları, kendi düşmanlarını da sultanın düşmanı bilebileceğini; hemfikir ise elçi ile gönderilen halıyı serip, onun üzerinde oturabileceğini, bildirir. Bu hususları görüşmek üzere, kendi ordugâhlarını ziyaret etmesini ister.  Mektubun sonu şöyledir: " Eğer sen bize gelmezsen, biz sana geleceğiz. Pazar gününe kadar, birbirimizi göreceğimizden, emin ol!"

Maharias'ın dediğine bakılırsa, bu mektubu alan Kral Janus ve şövalyeleri, çok gülmüşler! Bu " küstahlık" karşısında, hem mektubu getiren ve hem de önceden beri Lefkoşa'da olan iki Memlük elçisini yakalayıp, işkence ile öldürmüşler. Yazar, " böyle bir muamele, hiç bir elçiye yapılmamıştır" demektedir.

 

KRAL'IN PAZAR SABAHI KEYFİ

7 Temmuz 1426 Pazar günü sabahı, ordunun şarap ikmalini yapan bir takım insanlar gelip, kralın da barınmakta olduğu binaya şarap istiflemeye girişirler. Bu esnada Kudüs Mareşali Badin de Norres, bizzat Leonitas Maharias'a, askere şarap verilmemesi konusunda, kralın uyarılmasını emreder. Ne var ki emrin uygulanmasına vakit kalmadan, askerler saldırıp, şarabı yağmalarlar. Kendilerine şarap kalmayanlar da binek hayvanlarının yemlerinin bulunduğu ambarı yağmalar.

Bu esnada, kral yemeğini yemektedir. Habercileri gelir ve krala, yaklaşmakta olan Memlüklerin, " avuçlarının içinde" olduklarını bildirir. Kral, bu habere çok sevinir. Çelik başlığını giyer, aşağı inip atına biner ve ilerlenilmesini emreder. Ne var ki, bayraktar bulunamaz! Tam da başka biri bayrağı alıp, kralın peşine düşeceği sırada, çıkagelir ve Luzinyan ordusunun " harekâtı" başlar. Piyadeler, kalkanlarını bir duvar gibi kullanan yüz takım halinde ileri harekâta geçerler. Öncü çatışmaları başlar. İlk zayiatın verilmesi ile yüz takımın yarısını yöneten John de Verni'nin birlikleri, ona itaati reddederler.

Bunu duyan öteki birlikler de savaşa girmek üzere iken kraldan başka kimseden emir almayacaklarını bildirirler. Bunlar oluyorken, Memlükler ordunun doğu kanadını sarıverirler. Kral merkezi kendi alır. Sağına kumanda etmekle prensi;  sol yanına da Sir John de Grinier ile Sir Badin de Nores'i görevlendirir.

LÜZİNYAN ORDUSUNDAKİ TÜRKLER

Sonunda, Memlük ordusu, bir tepenin üzerinde kendini gösterir. İki ordu birbiri ile tam da tepenin üzerinde kapışırlar. İlk kapışmadan yılan kral, atını çevirip, kaçmaya kalkar. Bunun üzerine, Maharias der ki:

" Genç ve vaftiz edilmiş bir Türk delikanlı, kralın önüne atıldı ve dedi ki:

'” Sir, niçin kaçıyorsunuz? Emir verin geriye dönüp, onlara saldıralım ve püskürtelim!'

Bu " vaftiz edilmiş Türk delikanlı" kral ile konuşurken, bazı şövalyeler onu Arap sanarak, mızraklayıp, öldürürler. Maharias ondan " Teke'nin oğlu" diye bahseder. Yani, adı edilen genç, Teke'den gelmiş, Teke Boyundan bir Türkmen'dir.

Burada anlatılan olaylar ise, Anadolu'daki Fetret Devri'nin hemen ertesinde gelişen olaylardır. Osmanlı Tarihi açısından bakıldığında devir, ll. Murad devridir.

Kral, o hay huy içinde şatosunun önüne kadar kaçar, orada iki Memluk askeri tarafından öldürülmek üzere iken, Arapça " melik, melik" (kral, kral) diye bağırarak, kendini tanıtır ve esir düşer. İki gün evvel, Tengriverdi'nin mektubuna çok gülen şövalyeler, öldürdükleri elçinin cesedi bulununca, kılıçtan geçirilirler. Kral Mısır'a götürülüp, sekiz ay esir olarak tutulur, aşağılanır... O tarihten sonra, ada artık Memlüklere haraç ödemeye başlar.

Ve şimdi bazılarımızın hayallerini yıkacağım ama 1571’de ada Osmanlı’nın eline geçince, yapılan 1572 tarihli nüfus sayımında, Mağusa’daki 7 adet Yahudi bile kayıt altına alınır ama Türk’e rastlanmaz…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31