Mağusa Kapısı’nın üst kısmıdan bizim Bandabuliya’nın aşağı kısmı ile paralel olan Rum tarafından içeri doğru girdim, belli ki güneşin batması ile kapıların önü yıkanmış, Surlar içindeki evlerin önünde duran Feslikan ve diğer çiçekler sulanmış,

Kapısının önüne oturan insanlar Lefkoşa’nın akşam serininde günün kavurucu sıcağını üstünden atmaya çalışıyor.

Evlerin çoğu devlet katkısı ile tadil edilmiş, sokakta tek bir çöp yok koku yok.

Kocaman kapı büyüklüğündeki pencerelerin tertemiz boyanmış pancurları açık.

Lastikle yarıdan aşağı gerilmiş perdeler bizim Arabahmet mahallesi’nde bulunan evlerin işlemeli kapı üstündeki demirlerde yazan 1922 veya 1800’lü yıllarda yapılan bu evlere hayat veriyor.

Bütün surlariçinde bulunan evler (hem kuzeyde hem güneyde) elbette çok güzel buram buram tarih ve kültür kokar ancak her nekadar da aynı yapıda olan bu mahalleler ne yazık ki aynı kaderi yaşamıyor

Aslında ikiye bölünmüş tek başkent olan Lefkoşa’nın iki yakası aynı kaderi paylaşmıyor.

Geçmişte barut kokuları, mazgal delikleri ve kurşun izleri ile aynı kaderi yaşayan bu güzel şehir 1974 sonrası sadece barikatların bölmesi ile değil kaderleri ile de ayrı düştü.

Hele hele şimdilerde uluslar arası tanınmış LTB’nin batması ile şehrin kuzeyi savaş zamanı bile var olan umudu ile çökmüş, kokmuş, haşerelerin istilasına uğramış.

Artık “ nerde o eski Lefkoşa” değil  “nerde Lefkoşa” “vah lefkoşa” der hale geldik.

Bu sadece bir şehrin değil, yapının, düzenin ve sistemin de çöküşüdür.

Lefkoşa’yı saran bu koku sadece çöp kokusu değil, yukarda saydıklarımın kokusudur.

“Kim kokuttu ortalığı?” Hepimiz...

Bu düzeni veren de, alan da, kabul eden de bu kokuşmuşluğun sorumlusudur.

Yıllar öncesinden bu duruma dikkat çeken öngörülü insanlar “KARIŞTIRICI, DÜŞMAN, AYRILIKÇI HAİN” diye suçlanırken, günü kurtarma, koltuğu kurtarma ve paçayı kurtarma peşinde olanların artık kurtaracak neleri kaldı merak ederim.

Ama işin kötüsü hiç birimizin kurtaracak bir şeyi kalmadı.

Bu sıcakta içi dışından beter LTB çalışanları, değil borç ödemek, evlerine götürecek ekmekleri kalmadı.

Suları da kalmadı, artık su da parayla...

Çocuklarına söyleyecek yalanları, bekle deycek takadları kalmadı.

En önemlisi Umutları kalmadı.

Ve daha da önemlisi içlerinde inanan varsa devlete olan güvenleri kalmadı.

Nere gitsin bu insanlar, kime derdini anlatsın, iş nerde, neyle yaşayacaklar, çocuklarını yarınlara hazırlamak değil bu gün karınlarını nasıl doyuracaklar.

Hafta sonu kimimiz denizde, kimimiz evde, kimimiz bir yerlerde şöyle veya böyle bir şeyler yedik içtik va yeni bir haftaya girdik.

Peki ya o insanlar, elbette aklımızın bir yerinde bizi kemiren bir şekilde rahat değiliz onlar bu durumda iken.

Ülke yangın yerine dönmüşken kimsenin “bana ne”deme lüksü yok.

Bu şehir bizim, bu ülke bizim, bu insanlar bizim, bu sorumluluk hepimizin.

Nemi yapacağız? Tek kurtuluş var kim ne derse desin Kıbrıs Sorunu kesinlikle çözülmeli, acilen

Yoksa işimiz nanay…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31