Dışarıda hafif yağmur çiseliyordu.

Perdeler içeriye sızan rüzgârın etkisiyle kıpır kıpırdı…

Arada pencerenin bir tarafı sallanarak duvara vuruyordu.

Oda loştu.

Evin dibindeki incir ağacı meyvelerini olgunlaştırmaya çalışıyordu.

Oysa mevsim sonbahardı…

Bir adım ötesinde, havalar normal devam edecek olursa, soğuktu.

Kış kapıdaydı…

Ve yapraklar dökülmeye hazırlanmalıydılar.

İstanbul’da orman henüz yeşil...

Mevsim sonbahar ama ağaçlar farkında değiller.

Sarı yapraklar göletlere düşmedi henüz.

Göletler zaten boş.

Yaprak düşse de toprağa düşecek.

Bildik sonbahar kareleri çekilemeyecek.

Yağmur bu sene de yağmayabilir…

Yağmazsa toprak, iyice kuruyacak.

Ve meyvesini olgunlaştırmaya çalışan…

Bu arada havaların soğumaya başladığını pek önemsemeyen incir…

Belki de seneye olgunlaştıracak meyve veremeyecek.

Kuru bir yaprakla yazı geçirip, bir sonraki seneyi bekleyecek.

O, diğer canlılar gibi sabırlı.

Bu sene olmazsa, seneye diyebilir.

Doğa kendi şartlarını kendi oluşturur.

Dinozorların döneminde yaşam başkaydı.

O zaman da güneş bildik güneşti…

O zaman da hava, deniz, dağ aynıydı.

Fakat ağaçlar devasaydılar.

Hayvanlar da öyle.

Hele uçan yaratıklar.

Dünya devasalara uyumlu idi…

Bugün neyse şartlar o gün de aynıydı.

Ürünler daha mı fazlaydı, yiyecek her ne varsa daha mı boldu, bilemeyiz.

Öyle veya böyle kaynaklar o dönemdeki yaratıklara yetiyordu…

Günümüzde devasa denilecek üç, bilemedin beş tür kaldı…

Fakat insanın varlığı ile onlara yetecek gıda ne yazık ki yok…

İmkânların hepsini insan kendinin bilmiş…

Bir yalanla dünyayı bitirmiş.

Yalansa, “Tanrı, her şeyi insan için yarattı” yalanı…

İnsan, bu yalanın arkasına sığınarak, diğer canlıların neslini tüketme pahasına dünyayı parselleyip duruyor…

Çünkü insan arttıkça, yerinde sayan kaynaklar, insan denilen canavara yetmiyor.

Ve binlerce insanı doyuracak balığın bir balina tarafından tek seferde yutulmasını hazmedemiyor.

Öyleyse, “benden olmayan yaşamasın”, zihniyetiyle kendi acımasız kanunlarını işletiyor.

Dışarıda hafif yağmur çiseliyordu.

Perdelerse esen rüzgârın etkisiyle sallanıp duruyordu…

İncir, kokusunu olanca gücüyle salıyordu.

Ve o anda bir insan gelip ağacın altında durdu.

Elinde testere vardı.

Önce incire baktı.

Sonra kökünden kesmeye başladı.

İncir meyvelerini o anda bile olgunlaştırmaya çalışıyordu.

Perdelerse hiçbir şeyin farkına varmadan sallanıyordu.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31