Benim köşe yazarlığı maceram, lise son sınıftayken başladı. 

Yıl 1969! 

O zamanlar, yazınızı elle yazar, daktiloya çektirip, matbaaya gönderirdiniz. 

İlk zamanlar, linotipe var mıydı, yoksa hurufat sandıklardan cımbızla alınıp yazılar dizilir ve sayfa öyle mi bağlanırdı, bilmem. 

Matbaa deneyimim o kadar eski değil… 

Ben kurşun harflerle yazıların dizildiği ilk matbaayı gördüğümde, linotip vardı… 

Daktilo gibi yazıyorsunuz, kurşun harfler öteden çıkıyor… 

İyice işin içine girdiğimde ise ofset baskı artık popülerdi. 

Gene elle yazıp daktiloyla temize çektiğiniz yazı, önce sütunlar halinde şeffaf bir kâğıda dizilirdi. 

Ayrıntısını merak etmediğim şeffaf bir levha üzerinde önce sayfanın mizanpajı yapılır, sonra da yazılar, basbayağı makasla kesilip, sayfanın montajı tamamlanırdı. 

Resimler de “klişe”! İstanbul Çemberlitaş’da bir “klişeci” vardı, işimizi onda yaptırırdık… 

Sonra bu hazır sayfaların filmi çekilir, filmlerden de çinkodan bir levha üzerine, sayfanın kalıbı çıkarılırdı. 

Matbaa makinasının silindirine takılan da bu kalıptı. 

Renkli çalışacaksanız, her renk için ayrı bir kalıp, ve ayni sayfanın birbiri üstüne birkaç baskısı yapılırdı ilk zamanlar. 

Bazan renkler tutmaz, levha mı artık film mi her neyse kayar, yalaşık bulaşık bir şey çıkardı ortaya…

Bırakın ilk başladığımız yılları, burada da ilk defa köşe yazısı yazmaya başladığımda, halâ elle yazdığım yazıları, dolmuşla gazeteye gönderir, sonra da dizgicilerin imlâmı katletmesine içerler, bas bas bağırırdım. 

El yazısından kurtulmamı sağlayan ilk daktilomu, halâ saklarım… 

İlk kitabımı da o daktiloda yazdıydım galiba… 

Belki de ona da el yazısıyla başladıydım… 

Geçmiş zaman…

Bilgisayara geçmemiz, internetin çıkışı, yazıyı anında yazıp gönderme olanağı, daha dünkü mesele…

Biz daha basılı medyada bilgisayara alışma aşamasındayken, ortaya bir de internet basını çıktı…

İşin doğrusu, ilk başlarda internet medyasına ısındığımı söyleyemem… 

Adeta, tüfek icat olmuş, mertlik bozulmuştu… 

Kırk yıl mürekkep kokusuna, bir yere uzanıp okumaya, gazetesini elinde tutmaya alışmış okurun; buna iltifat etmeyeceğini düşünmekteydim. 

Belki Türkiye basınının net sayfaları için ileri sürdüğü, “uzaklardaki insanlarımız”ın ara sıra bakıp memlekette neler olduğunu anlama merakını giderirdi, o kadar…

Tabii her yenilik, tutuculukla karşılaşır, amenna ama bizim gibi ilericilik iddiasında olanlar bile, demek ki bir yerde eski alışkanlıklarını terk etmekte, zorlanıyorlar!

Zaman içinde, net basınının tirajı, basılı medyayı fersah fersah geçti. 

Önümüzdeki yüzyılın medyası, belli ki bu alanda serpilecek… 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31