Rum tarafı, her dönemde “yalnız ve yalnız Kıbrıs’ın tek egemeni olma”yı hedefledi.

Bu amaçla Vamık Volkan’ın deyişiyle, “‘Akritas Planı’ denen cinai bir tasarı hayata geçirildi. Plan, mümkün olan en kısa zamanda, ‘dışarıdan müdahalenin mümkün, muhtemel ya da yerinde görülmesine fırsat bırakmadan, bir iki gün içinde’ Kıbrıslı Türklerden gelecek her türlü direnişi bastırarak ortaklık hükümetini yıkmak” için 21 Aralık 1963’te yürürlüğe kondu.

Rum bu işi kısa zamanda silahla başaramadı ama Türk tarafı için “inanılmaz bir gaflet niteliğinde”ki  4 Mart 1964 BM

Güvenlik Konseyi kararı ile, “Kıbrıs Hükümeti” sıfatını kazandı.

“Kıbrıs’ın Devleti” Olma Stratejisi

4 Mart 1964 kararı, aslında yalnızca Kıbrıs’taki “hükümet” sorununa “geçici” bir çözüm bulmuştu. Tarafların “meşru” haklarını devam ettiriyordu.

Ama Rum – Yunan tarafı, konuyu,   “egemenlik konusu” olarak gördü.

Ve o andan sonra yalnız “Kıbrıs Hükümeti” değil, “Kıbrıs’ın Devleti” olma stratejisi ile hareket etti. O yönde taktikler geliştirdi.
Adım adım da ilerledi.

Başlangıçta planladığı gibi bu işi kısa zamanda silahla başaramadı ama “4 Mart 1964 Kararı”nı da arkasına alarak, 1964 -67 arasında da bu işi zorla, silahlı güç kullanarak bitirmeye çalıştı.

Bu stratejinin “kayaya toslaması” anlamındaki 15 Kasım 1967 Geçitkale – Boğaziçi Saldırısı öncesinde, Rum tarafı, BM ile yaptığı görüşmelerde, konunun “egemenlik sorunu” olduğunu ve bundan dolayı “güç kullanabileceğini” iddia ediyordu.

AB’ye Üyelik Stratejik Hedefti, Başarıldı…

Bu “kayaya toslama,” strateji değişikliği yaptırdı.

Artık bu iş silahla değil, politika ile, diplomasi ile yapılacaktı. 

Bu yeni süreçte bir tek Avrupa Konseyi, bu fiili durumu başlangıçta kabul etmedi ama zaman içinde o da tutum değiştirdi.

Bana göre Türk diplomasisinin başka bir gafleti olan, “Türkiye’nin Gümrük Birliği’ne girmesine karşılık Rum Yönetimi’nin AB üyeliğine göz yumulması,” sözünü ettiğim Rum – Yunan stratejisinin somut başarısıdır.

AB, bilerek kendi en temel değerlerini çiğneyerek buna alet oldu.

Tabii her zaman ve her ortamda olduğu gibi, esas “numarayı çeken” İngiltere idi. İngiltere, çıkarları gereği “bile bile lades”e göz yumdu.

Şimdiki Strateji:

AB’nin Başkanlığı, Petrol Ve Doğal Gaz

Rum tarafı, AB üyeliği ile “Kıbrıs’ın Devleti” olma amacına ulaştı ama yine de “ne olur ne olmaz hesabıyla” “Kıbrıs’ın Devleti” statüsünü daha da ileri götürecek hedeflerden şaşmadı.

Cüce haliyle, koskocaman AB’nin Başkanlığı demek olan Dönem Başkanlığı’nı beklemeğe başladı. Bunu da becerdiği an, “Kıbrıs’ın Devleti” statüsü daha da perçinleşecek!

Öyle görülüyor ki “petrol ve doğal gaz” konusu da aynı stratejinin bir parçası!

Haydi bizi bir yana bırakın, Türkiye’yi “takmadan” ısrarla konunun üzerine giderek tırmandırması, Türk – İsrail gerginliğinden yararlanması, İsrail’in bu işe “dünden razı” razı olacağını kestirerek onu da bu işe bulaştırması, hepsi, ama hepsi, o bilinen stratejinin; tek başına “Kıbrıs’ın Devleti,” Kıbrıs’ın tek egemeni olma stratejisinin ürünü ve aşamalarıdır..

Ve özünde “egemenlik” konusu yatar.

Yani Kıbrıs işinde, “her şey ve her şeyin başı ve özü egemenlik”tir.

Son Olarak

Elbette ki petrol ve doğal az konusu, riskler ve hatta çatışma potansiyeli ile yüklüdür.

Oysa bu iş, Rolandis’in akılcı ve basiretli çağrıları doğrultusunda, başka bir mecrada olabilir;  petrol ve doğal gazın iki toplumun refahı için kullanılacağı bir yöntem aranabilirdi.

Bundan sonra olabilir mi?

Pek de sanmıyorum ama..

Bu işin fiiliyata girdiği gün, çok başka bir gün olacak! 

Dilerim biz, evimizdeki bu düzensizlikle o gün şaşıp kalmayız.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31