Depremden hemen sonraydı.

Yıkılan binalar, dökülen sıvalar.

Gözüm kolonlarda, kirişlerdeydi.

Hangi bina yıkılacak, hangisi adam edilebilir.

Göz kararı kestirirdim.

O günlerde ne İstanbul, ne de bu coğrafyaya itimadım kalmamıştı.

Her an yenisi oluşur, beton altında kalırım, derdim.

Korkardım.

En korktuğum derin bir yerde, bir kirişin altında, bir uzvumun sıkışması ve en kötüsü canlı olmam.

Geceleri uyku haramdı.

Kâbustu hep.

Ya patlarsa, diyerek dolanırdım etrafta.

Bir çıkış aramıştım.

Moralimin düzeleceği normal bir hayat...

Eskiden kaşık çalardım.

Sonra saz buldum bir yerlerden saz çalmaya başladım.

Karadır Bu Bahtım Kara…

O türkü hem çalınması kolay, hem de güzeldi.

Derken nenem biriktirdiği parasıyla bir gitar aldı…

-Çal oğlum, dedi.

Üniversite yıllarında elimden düşmedi.

Ancak ders alacak ne maddi imkânım vardı, ne zamanım.

Kendi kendime bilhassa Cem Karaca’nın parçalarını çalıştım.

Kâh güzel oldu kâh olmadı.

Sonra…

Sonra iş vakti...

“Hayatımızın kara tüneli” dediğim döneme girdim.

Etrafta ne ışık, ne çaba vardı.

Varsa da iş, yoksa da.

Geceler gündüzlere karışmış, öylece uzun yıllar gittim.

Bir ara askerlik döneminde “es” başladı.

Es: müzikte durmak demek…

Sonra yeniden tünele giriş.

Depremin olduğu yılın hemen ertesinde yani yaşamın tadının kaçtığı o dönemde, çıkış aradım.

Hatırladım ki yıllar önce müzikle ilgiliydim.

En azından kaşık çalmıştım.

Aradığım çıkışı müzikte buldum.

Cem Karaca’nın da gittiği BASAD kültür merkezini aradım.

TSM öğrenmek istiyorum, dedim, “Şu anda Udi İsmail Ötenkaya var” dediler telefona verdiler.

Hoca, “Bugün gel, başlayalım,” dedi.

Gittim.

Yüksek bir binaydı…

Korka korka yukarı çıktım.

Hoca oradaydı...

Tanıştık.

O hocayla kurslar bittikten sonra yıllarca beraber olduk.

Kâh içtik, kâh çaldık, söyledik.

100’den fazla eseri TRT’de olmak üzere en az 600 bestesi olan Ötekaya bir sefer de Kıbrıs’taki şarkı yarışmasına jüri başkanı olarak katılmış, BRT’e şarkıları çalınmıştı.

Deprem sıkıntısı ile hatırladığım müziğe, doğru yerden başlamama sebep olan ve hayattan yeniden keyif almama sebep Ötenkaya’yı ne yazık ki 14 Ekim’de kaybettik.

Onu bu yazıyı okuyanlar tanımazlar.

Zaten hayattayken de ona söylüyordum, “Eserlerin ancak senden sonra değerlenecek” diye.

Tıpkı Ötenkaya gibi değerleri gittikten sonra dilden dile dolaşan nice sanatçılar gibi.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31