1974’den sonra elbette ki Kuzey’de cicim bicim bir Devlet olmayı çok isterdik.  Oysa tuhaflığa bakın:  “Niçin Devlet olduk”  diye tartıştık!  Çünkü Devletin mayasına muhalefet zehiri ile iktidar hırsı katıldıydı! 

Yıllarca Kıbrıs Türk halkının  değil,  Denktaş’ın devleti dedilerdi!  Kime ne kazandırdı? 

Oysa, Kıbrıs Türk halkı iktidarı muhalefeti ile birlikte   Devletine   “Devletimiz”  diyerek sahip çıkmış olsaydı,  bugünlere kadar gelen müzakereler sürecinde yaşadığınca Güney’deki Rum’u çözüm konusunda tatmin etmek için kılıktan kılığa girmez,  bukalemun gibi değişmez,  bu kadar yüz suyu dökmezdik!  Aksine  masaya iki Kuzey Güney Devletleri  olarak oturulur,  sınırlar yeniden saptanır, mülklerin takası yapılır,  tazminatlar ödenirdi.

Oysa ne yapıldı?  Asla doğru olmayan bir yargıda ve muhalefet propagandalarında ki ağa babası her daim CTP olduydu,   “Kıbrıslılık”  formülünde iki halkı yeniden iç içe geçirecek sonucu  “boşuna”  olacak bir kampanya başlatıldı…  Durum ortada!  Birbirimizi yeyiyoruz!  Ne için?  Güney’deki  Rum’un paşa gönlünü hoşnut etmek için!

Oysa bakın  “mesela”  dediğimiz İsrail’in Yahudisi iki bin yıl sonra Filistinlileri kovup topraklarını gasp ettiği Filistin’e nasıl ve hangi ruhla sahip çıktıydı. Aynayı kendimize tuttuktan sonra o Yahudi’yi bir kez daha anlatalım:                                                                                                *****     

ÖNCE HÜKÜMET’İ ALÎ’LERİNE SORALIM

Her zaman yazarız:  Geriye dönüp bakarken  “keşke”  dedikten sonra,   yapılan  hataların günahını çıkarmak boşuna zihin yorgunluğudur! Ne var ki hangimiz geleceği okuyan müneccimiz ki  ahkâmını keselim! 

Buna karşılık evet,  böyle bir  “beceri”  planları,  programları, uygulamaları ve tüm ötesi argümanları ile   Devlet’te vardır. Dolayısıyle  Devletimizin  “devletlu’larına”  yine sormak gereğini duyuyoruz:  :

İrsen Küçük hükümeti      “Ekonomik Tedbirler”  başlığı altına aldığı  özelleştirmelerini,   kamuda ve  öteki Devlet kurumlarında reformlar dediği   iyileştirmelerini  hangi  felsefeye  dayandırmaktadır? 

MESELA:  1974 sonrasında yanlış başlatıldığı için  memleketin gelişimini de   yanlışının  üzerine koyan  sosyo ekonomik yapılaşmayı değiştirmeyi,  yeni bir KKTC yaratmayı mı hedeflemektedir?                           Yoksa 1974’den sonra  “iyi yönetilmedikleri” için hantallaşıp Devletin kamburunda asalak olarak kalmış  sektörleri  başından atarak,  dertlerinden kurtulmayı mı planlamaktadır?

Doğrusu son dönemlerde yaşanan  kaotik  ortamlar içinde bu sorulara  cevaplar veremiyoruz!  Dolayısıyle  bir kez daha fakat  hemen ardından yine bugünlere dönebilmek için geriye gidiyoruz.  Çünkü meramımızı başka türlü anlatmamıza imkân yoktur. Örneği için  “işte İsrail” diyoruz.

*****

İSRAİL NE YAPTIYDI:         Yahudiler,  “bizim 4 bin yıllık tarihimiz vardır”  derler. Tarihleri ile dinleri ve dillerine de  o 4 bin yıllık geçmişlerinin anavatanları olan  Filistin’i koyarlar. İşgallerle savrulup dünyanın dört bir yanına dağıldıktan 2 bin yıl sonra da “tekrar anavatanımız Filistin’e  kavuştuk”  diyerek gurur ve heyecan duyarlar.                     20. yüz yılın  ortalarına doğru Theodor Herzi adlı bir Yahudi gazeteci olayın ilk seferberliğini başlatır.  Dünyanın dört bir yanına dağılmış çoğunluğu alt ve orta sınıftan olan  Yahudiler’in    bölük bölük ve kaçak yollardan  Filistin’e dönmelerinin kıvılcımı tutuşturulur.  Filistin 1. Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz işgaline girmiştir  ve Yahudiler biraz da o İngiliz toleransı ile Filistin’e dönmektedirler…

KISACA:  1947’de BM’ler kararı ile Filistin topraklarında İsrail Devleti kurulur. Tabi Mısır, Lübnan,  Ürdün  gibi komşular ve  toprakların esas sahibi   Filistinliler İsrail’i tanımazlar.  İçte Filistinliler ellerinden kayıp giden vatanları için  mücadele ederler ki sürüp gidiyor işte.  Üstelik bugüne dek sürüp gelen görüşmelerle bir sonuca varamazlar.                        Fakat bu siyasi açmazlara karşın bir başka İsrail ve bir başka Yahudi Devleti oluşup gelişir ki işte   asıl vurgulanması gereken de  “bu İsrail’dir.”    

VATANA NASIL SAHİP ÇIKILIR: Yahudiler Filistin’e geldiklerinde  20 bin kilometre karelik bir alanı vatan yaptılardı. Ve öncelikle o topraklarının  üzerlerine   “tarihlerini,  İbranice’yi, Museviliği”  serdilerdi.  “Vatanları” oluştan gayrı  hiçbir coğrafi zenginliği olmayan kurak çorak bir çöle yerleştiklerinin farkındaydılar.   Ne suları vardı ne potasyumla az biraz  petrol ve gaz’dan başka yer altı zenginlikleri.…

İşte İsrail “kurak  çorak ve yokluğun olduğu bu topraklarda yeşerdi,  büyüdü.  O toprakların gerçek sahipleri  Filistinlilere bir karışını vermeden,  üstelik daha da gasp ederek bugünlerin kalkınmış ülkeleri düzeyine geldi.  Hem de sürekli Araplarla savaşarak!

****

GELELİM  KKTC’YE: Siyasi kader yolculuğunda İsrail ile  şimdilerin Kuzey Kıbrıs Türk halkının kesişmesi,   1963’lerden sonra Filistin’de Yahudilerle  Arapların, Kıbrıs’ta  Rumlarla Türklerin dalaşıp savaşmalarıyla başladıydı.

Hâlâ  devam ediyor.  Hem siyasi çözümsüzlükleri hem toprak kavgaları ile.  Fakat İsrail bu siyasi kaosu tutun ki Amerika desteği  ve  “çözümsüzlük çözümdür” politikasında ülkenin kalkınma unsuru haline  getirmekle kalmadı,  Ortadoğu’da söz sahibi de oldu…

KKTC’nin belki Amerika’sı yoktu.  Fakat ayni zamanda ABD’nin dostu olan Türkiye’si vardı. 

ŞİMDİ İTİRAF EDELİM:  1974 sonrası Kuzey Kıbrıs’ını kuramadık!  İsrail’le aramızdaki fark bu olmalıdır. Onlar ABD desteğine karşın  üstelik komünizm çağrışımlı  Moşav ve Kibuts gibi Kooperatif sistemi içinde kurulmuş köy ünitelerini  ekonominin lokomotifi yaparlarken,  KKTC Rum’dan kalan mülkü ganimetleyerek  talan etmekle işe başladıydı!           Yani İsrail yeniden yaratıyordu,  Kıbrıs Türk insanı emrine amade serveti harcıyordu!

Onlar sigortalı  erkekleri 65 kadınları  60 yaşında emekliye sevk ederlerken biz insanları 50 yaşında  sigorta emeklisi yapıyorduk!

İsrail  devlet sektöründe  “eşit işe eşit maaş sistemi” uygularken biz yirmilere kadar dayanan baremlerle oynuyorduk! 

İsrail Kibuts, Moşav gibi Kooperatifçiliğe dayalı zirai köyler oluştururlarken, biz yokluk dönemlerinde oluşturduğumuz Kooperatifçilikle tesislerini yıkıyorduk!

****

VESSELAM:  1974 sonrası çalışmalar dağınık ve bilinçsiz oldu.  Türlü çeşitli  sektörler  rast gele devreye sokuldular.  Plansız programsız yatırımlar  furyası başlatıldı.  Dileyen dilediği yerde konut apartman yaptı…  “Sistem arayışları” ise   bütün bu hesapsız kitapsız, usulsüzlükler sonunda başladı!

Uzatmadan başa dönelim.  Tutun ki İrsen küçük Hükümeti  Ankara’nın da  desteği ile yeni tedbirler almaktadır.  Tabi  Ankara’nın bu desteğinin  hangi planı hedefleyerek yapıldığı çok da açık değildir.  Bilinen  Devletin battığı için sürekli Ankara’dan ek parasal yardımlar talep eden  hazinesini  kurtarmaya yönelik tedbirler olduğudur… 

Fakat siyasi sorunu taşırken, geleceğe nasıl bir KKTC statüsü ile buna bağlı ekonomisinin oluşturulmasının hedeflendiği  bilinmemektedir.

Ve işte bu “bilinmezlikler.”  Tüm bunalımların tek sorumlusu olmaktadırlar!   (Belki uzun bir anlatım oldu.  Fakat daha başka türlü de anlatılmaz ki anlatılması gerekenler.)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31