On binlerce yıldır dalgalar kıyıları döver…

Yüz binlerce yıldır bulutlar yağmur olup yere düşer …

Milyonlarca yıldır kayalar oyulur esen rüzgarlarla dağ taş çakıllaşır toprak olur.

Ve insan, mucize denilecek olağanüstü  olaylara sıradanmış gibi bakar.

“Emek en yüce değerdir” der, emeğe saygı göstermeyiz çoğu zaman.

Bakkaldan alınan bir okka pirincin hangi aşamalardan geçip tabaklarımıza pilav olarak geldiğini hiç düşünmeyiz.

Çünkü pilav olmuş pirinç pirinç değil sadece tuzu, tadı ile “iyi” veya “idare eder” pilavdır…

Hazır pilav demişken bulguru es geçmeyelim.

Bulgur  Ortadoğu ve bölgemiz coğrafyasında  önemli bir besin maddesidir.

Bilinen ilk taneli yiyecektir.

Ve golifanın esas maddesidir.

Dün (Pazar), geldi gelecek denilen kış mevsiminin ilk habercisi, sabahın 04:00’ünde cama vurmaya başladı.

Yüz binlerce yıldır yeryüzünü döven yağmur tanecikleriydi bunlar.

Ufak ufak doğrulup, gecenin sessizliğini yaramaz bir çocuk gibi bozan yağmur sesini, önce dinledim.

Dama da vuruyorlardı takır takır diye…

Tıpkı Aşağı Baf’taki yağmurun çıkardığı ses gibiydi…

Gözlerimi kapatıp oraya gittim.

Sipka’yı gördüm arkasında Baf Kalesi olduğu halde  elindeki ağları tamir ederken.

Dağa’yı fark ettim az ileride limanın hemen girişinde denize sepet koyarken.

Ficaların kokusu sanki yeni tutulmuş barbun balığının kokusu gibiydi.

Bu kadar nostaljiyi daha sonraya da saklamalıyım düşüncesi ile geri geldim…

İstanbul bugün iyice ıslanacak ve biz, yani fotoğraf grubu, ıslak İstanbul’u çekecektik.

Bir gün önce hoca, “Yağmurluklarınızı giyin, şemsiyelerinizi alın yarın sabah şıkır şıkır fotoğraf çekelim”.

Oysa hava o anlarda yaz gibi sıcak ve güneşli idi.

Hoca olmak kolay mı.

Sezmeli, önlem almalı, kendini hazırlamalı.

Bir gün önceden gideceğimiz Sarayburnu’nun krokisini göndermişti.

Yazdan kalma şemsiyeler altında ıslanmış sandalye ve masalar boştu Sarayburnu’ndaki çay ocağında.

İstanbul’da 50 yıldır yaşamış orayı bilmeyen bir arkadaş sora sora geldiğinde ilk sorusu, “Sarayburnu’ndan, kendimi atar intihar ederim, dedikleri yer bu deniz kıyısı mı?” oldu.

Belli ki hayallerde canlandırılanlar gerçeklerle örtüşmeyebilirdi.

Gerçi Yeşilçam filmlerinde çok görmüştük Sarayburnu’nu ama o arkadaş belki de unutmuştu.

Açıkladım, “İyi yüzme bilenler bile, Karadeniz’den Marmara’ya, Marmara’dan Karadeniz’e akan denizin tam burasında çarpışan akımla, dalgalar arasında kaybolup gider ve  kurtulma  ihtimali çok zayıftır”.

Hiç uyumayan İstanbul’u sabahın erken saatlerinde yağmurla fotoğraflarken bir daha anladık ki İstanbul, yağmurda da güzel.

Golifa mı?

Haşlanmış bulgur içine üzüm, badem, nar, susam ve  anason koyarsanız olur.

Ama bu mecazi anlamdaki golifadır.,

Esas golifa başkadır; zaten başımıza ne geldiyse bundan gelmedi mi?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31