Adanın kaderini değiştirecek erki elinde tutanları bilemem, ama benim düşlediğim Kıbrıs çok farklı.

Limasol’dan Erenköy’e, Karpaz’dan Bafa kadar bu coğrafyanın her karış toprağını korkmadan dolaşma düşüncesi bile başlı başına bir düş.

Bu noktada sadece Kıbrıs’ın bize düşen kısmını düşünürsem, ben yaşım itibarı KKTC ile büyüdüm diyebilirim. Ben büyüdüm hedeflerim değişti, düşüncelerim değişti, beklentilerim değişti.

Peki, KKTC de ne değişti? Doğruyu söylemek gerekirse devlet mekanizmasının işleyişi ve siyaset kurumu dışında her şey değişti. Başta günlük yaşamın unsurları olmazsa olmazları değişti.

Çevre, geriye dönüşü olmayan bir yolda mesela. İnsanların güvenliği her gün daha bir tehdit altında. Güvenlik sadece dış etkenlere bağlı bir durum değildir. Kaldı ki bizim içteki etkenlere bağlı güvenlik sorunumuz dış etkenlerden daha önemli bir boyuttadır. 

Pamuk ipliğine bağlı bir hayat yaşıyoruz. Trafikte kusursuz bir seyir halinde olsanız bile birilerinin hatası yüzünden hayatınızı kaybedebilirsiniz. İnsanlar sokakta birine baktı diye saldırıya uğrayabiliyor.

Bir kadın üç zorbanın insanlık dışı emellerine alet olabiliyor.

Gıdadan, solunan havaya kadar zehir her yerde. Bunlar her ülkede var, diye bir düşünce akıllara düşmüş olabilir. Fakat sorun bu olayların artması ve çözüm bulması gerekenlerin hiçte oralı olmamasıdır.

Aslında sormak gerek. Son 37 yılda düşlenen Kıbrıs’la veya KKTC ile bu günkü Kıbrıs veya KKTC düşlenen noktada mı? Kıbrıs’ın bütünü için sadece bizim düşlerimiz yetmiyor tabi ki.

O zaman şöyle sorayım, KKTC’yi yönetenler her şeyine garanti oldukları bu halk başta olmak üzere, hem kendileri hem de çocukları için düşlerini gerçekleştirdiler mi?

Bir kesim elbette düşlerinin de ötesine geçmiştir. Fakat esas mesele devleti ayakta tutan, köylüsünden, şehirlisine halkın düşleridir. Umut etmek, hayal kurmak yaşamın temelidir.

Beklentisiz bir insan topluluğu, hayatını sadece günlük yaşar. İlerisi için düşleri, hayalleri olmayan toplumlar oldukları yerlerden bir adım öte gidemezler. 

İşte bu noktada devlet ve devleti yönetenlerin katkısı ortaya çıkıyor. Devletin görevleri nelerdir? Veya devleti yönetenlerin, hükümetlerin görevleri nelerdir?

Elbette halkın refahını artırmak, iç ve dış olumsuzluklara karşı korumak.  Zaten bunlar yapılmayacaksa bu göreve talip olmak, bu görevde bulunmak gereksiz.

Bugün için bu ülkenin ilk akla gelen sorunları nelerdir? Turizmi, eğitimi, sağlığı her daim var olan ve günlük düşünülmeyecek sorunlar olarak düşünürsek. En başta tabi ki ekonomi. 

Sonra adli ve çevresel faktörlere bağlı güvenlik. Bunların varlığını toplumun her kesimi seslendiriyor. İş çözmeye gelince herkes başını kuma gömüyor.

Son dönemlerin önem arz eden, acil sorunları yukarda da anlatmaya çalıştığım gibi ekonomi ve güvenlik konularıdır.

Örneğin ekonomi ile ilgili olarak dövizin artış göstermesi tek tek bireyleri tek tek haneleri bunlara bağlı olarak piyasayı olumsuz etkileyecektir. 

Bunun altını sık sık çiziyorum.

Böyle bir ortamda memleketin ucuzlayacağından ve döviz artışının fırsata dönüşeceğinden bahsetmek ne kadar gerçekçi ve devlet politikasına yaraşır bir ciddiyettir.

Herhalde güney Kıbrıs’tan yapılacak alışverişlerde oluşacak bir azalma düşünülerek bu açıklama yapılmıştır. Fakat görünen o ki dövizin yükselmesi güneye olan ilgiyi azaltmadı.

Çevrenin kirlenmesine bağlı güvenlik sorununa bakarsak, elektrik santralinin bacası hala çözümsüz. Sorun maliyet. E devlet. Yani maliyet yüksek diye insanlar zehirlenmeye devam mı etsin.

Devlet, devleti yönetenler karar üretme, sorun çözme, çare bulma, halkını her türlü tehdide karşı korumakla görevlidir.

Peki, asayiş. Cephanelik halindeki evler, hırsızlıklar, ırza tecavüzler bunlarla ilgili atılan herhangi bir adım var mı?

Elbette yok.

Ama bunlara da bulunan pratik bir çözüm var tabi ki “Kimse sokağa çıkmazsa sorun çözülür” işte devletin bulduğu çözüm.

Bu kadar basit. Yani üç önemli sorun ve üç önemsiz söylem. 

RAPOR GERÇEKÇİ FAKAT

Türkiye Yardım Heyeti tarafından hazırlanan 2010 yılı faaliyet raporu KKTC ile ilgili gerçekçi bir veridir.

Bunun yanında raporun yayınlanma ve gündeme gelme şekli eleştiri noktasıdır.

Öncelikle böyle bir rapor, yani bir ülkenin başka bir ülke ilgili olarak düzenlediği bir tutanak, başka ülke haber ajanslarından önce ilgili ülkede yayınlanmalıydı.

Birçok noktada daha başka eleştiriler yapılabilir.

Fakat şu tespit çok önemli “2009 yılı mayıs ayında göreve başlayan hükümet, bir yıl sonra tekrar seçime gidileceğini değerlendirerek, bozulan ekonomik dengeleri düzeltmeye yönelik tedbir alma yoluna gitmemiş, bunun sonucu olarak 2008 yılında artan bütçe açığı 2009 yılında daha da kötüleşmiştir”. Bu alıntı sırf hükümeti eleştirmek için yapılmamıştır.

Bu durum KKTC siyasi yaşamının gerçek göstergesidir.

Ve bugünkü durumumuzu az çok anlatmaya yeter.

Bir başka nokta da bu tür rapor ve değerlendirmeleri, denetimleri bizzat hükümet yapacak.

Bunlar yapılmazsa ne oluşan krizleri yönetebilirsiniz, ne aldığınız tedbirlerin inandırılıcılığı olur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31