Demokrasi ile yönettiğimizi iddia ettiğimiz bir devletimiz var.

Aslında doğru sayılabilir. Siyasal partilerimizin varlığı da, seçimlerimiz de demokrasi gereği.

Çok partili bir sistemimiz var ayrıca. Siyasal partilerin önemli olduğuna yönelik inancımız da bundan geliyor.
Çok parti olacak ki, biri yönetsin biri eleştirsin...

Öyle kolay da değil ha! Bir kaç cümlede ifade edebilmek gibi değil ne iktidar ne de muhalefet olmak

Çok partili sistemde siyasal partilerin varlığının çok önemli bir işlevi vardır. Bir yandan partilerden bir tanesi seçimle iş başına gelerek hükümeti kurabilir ve devlet yönetiminde, yürütmede hak sahibi olabilirler; mecliste yasama sürecinde önemli bir kuvveti ellerinde tutabilirler, öte yandan muhalefette kalarak denetim, takip gibi çok önemli bir görevi devralarak dengeyi, adaleti, sistemin işleyişini takip ederler. Adaletin ve istikrarın sağlanmasının bekçisi, takipçisi olurlar.
Bir başka deyişle, iktidarı ele geçirdiği zaman, iktidar sarhoşluğuna kapılanların, halka zarar vermemeleri için gerekli misyonu üstlenirler.

İşte tam da bu noktada, muhalefetin üstlendiği misyonu gerçekleşmesi için izleyeceği yol bizim memlekette dikkatle üzerinde durulması gereken bir konu.

Son zamanlarda, ne iktidardan ne de muhalefetten memnun olmadığını dile getiren bir kesim var. Ne iktidarın, ne de muhalefetin memleket çıkarına hizmet edemediğini söyleyenler var.

Memnuniyetsiz bir biçimde eleştiren de var.

İktidarı elinde tutandan yana olan da eleştiriyor, muhalefette olanların bir kısmı da. Kimisi özlemlerini, kimisi gözlemlerini katıyor sözlerine. Kimisi saldırgan, kimisi önerilerine katarak eleştiriyor.

Hiç bir yere varamıyoruz tabii.

Ya da vara vara buradayız işte!

Son zamanlarda kamuoyunun ne iktidardan ne de muhalefetten memnun olmadığından dem vurarak politikayı takip etmek pek moda oldu. Ya da politikayı eleştirmek adına, hem iktidara hem de muhalefete çatmak ve bundan nemalanıp, söz söyledikçe büyümek, sözlerine itimad edilmesini beklemek de.
Memnuniyetsizliğini dile getirerek olan bitenlerin aslını görmeyi kaçıranlar da var anlayacağınız.

***

İktidarın içine düştüğü çekişmeli ortam, hem ülke hem de iktidar partisinin tarihine en kötü  dönem olarak yazılacak kadar zor ve karmaşık olduğunu benim söylememe, yazamama gerek yok. Bu dönemin aylardır sürmesinin ne kendilerine ne de bizlere fayda sağlamadığını, iyilik getirmediğini görebiliyoruz.
Şu sıralar taa ki genel kurul toplanıncaya kadar, yani 24 Şubat'a kadar o konuya dair bir şey yazmayacağım.

***

Bu dönemde muhalefete dikkatlice bakmanızı istiyorum.

Meclisimizde muhalefet görevini üstlenmiş siyasal partilerimizden 2 tanesinin, geçtiğimiz günlerde kendisini muhalefet görevinden azletmek suretiyle iktidara katıldıklarını hatırlayacaksınız.

İktidarın yanında olmak istediklerini, yürütmede ve yönetimde, iktidar görevini üstlenmede iktidar ile birlikte hareket etmeye karar verdiler. Hatta bunun için siyasal partilerini bile feshettiler.

Siyasal partilerin bu hamlesinin memleket adaletine ve istikrarına nasıl bir fayda sağladığını oturup hepimizin düşünmesi gerekiyor. Sizleri bilmem, fakat ben, bu hamlenin çok partili sistemimizde, demokrasinin işleyişini nasıl etkilediğini ve halkın bu durumdan nasıl bir fayda sağladığını uzun uzun düşündüm. Halka yansıyacak bir fayda bulamadım.
Kendilerine yansıyacak bir şey oldu mu diye sorarsanız: Onu dikkatlice bakarak sizlerin çok kolay kavraması mümkündür!

Bazı kesimlere göre muhalefette iş yok.

Hele ana muhalefette hiç iş yok!

Sokaklara dökülmüyorlar, olan bitenleri iyice takip etmiyorlar, eleştirmiyorlar vs vs.

***

Son söyleyeceğimi ilk başta söylediğimi okurlarım bilirler.

Bence muhalefet partileri, her biri kendi güçleri ve kitleleri doğrultusunda başarılıdırlar. Özellikle ana muhalefetin başarısız bir politika izlediğini savunmanın yanlış olduğunu rahatlıkla söylüyorum.

Bizler kişiler üzerinden siyaset yapmaya, kişilerin karalanması suretiyle siyasal partileri lekelemeye ve saldırarak oy kazanmaya çalışılmasına alıştık. Küçük bir toplum oluşumuzun ve küçük toplumlarda, hele bizim gibi imkanları kısıtlı, az gelişmiş ve her şeyin açığa kolaylıkla çıkabildiği memleketlerde kişiler üzerinden siyaset yapılmaya çalışılması anlaşılabilirdir.

Doğru mudur? Elbette değildir.

Doğru olan nedir?

Doğru olan sistemdeki aksaklıkları ortaya çıkarmak, sistemin hatalarını bulup birine mal etmeksizin, günah keçileri ilan etmeksizin düzeltmenin, istikrar ve adalete kavuşmanın yöntemlerini ortaya koyabilmektir.

Memlekette yaşamakta olan bireylerin, ister çocuk, ister genç, isterse de yaşlı olsun, ister öğrenci, ister emekçi, ister işsiz, isterse de kamu görevlisi olsun herkesin sorunlarından haberdar olmak, bu sorunların çözümüne dair fikirler ve yöntemler geliştirebilmektir ustalık. Yöntemleri geliştirirken, toplumun huzurlu olduğu noktaların farkına vararak onların kuvvetlendirilmesi için çalışmalar yapabilmektir.

Bir siyasal partinin, özellikle bizim gibi memleketlerde, çok iyi çalışabilen gençlik örgütlerine ihtiyacı var.  Çevrenize bakın lütfen!

Bugün iktidardaki siyasal partinin gençlerine ve muhalefetteki gençlere bakın! Kişisel çıkar için örgütte olmak ve memleket gayesi ile örgütte olmak arasındaki farkı izlemeye, kavramaya çalışın.

Gençlik örgütünün kendi fikirleri olmalı. Gençlik örgütü konuştuğunda saygı duyulmalı. Parti felsefesine ve prensiplerine aykırı olmadan mesajlar verebilmeli.

Ancak parti başkanını tekrarlanmamalı. Görüş ortaya koyabilmeli, söz söyleyebilmeli anlayacağınız.
Aynı şey partilerin kadın örgütü için de geçerli.  Sistemin kendisine yönelik, partinin işleyişine yönelik, dünyadan kopmadan, politika üretebilmeli. Her organizasyonda parti liderine bir demet çiçek vermek, sosyalleşmek uğruna çaylar, partiler düzenleyip başkalarından bir adım yukarıya çıkamayacak kadınlardan oluşan bir parti kadın örgütünün hiç bir işlevi yoktur. En azından demokrasimiz için, geleceğimiz için yoktur

***

Medya'dan takip edin!

Saldırgan ve eleştirilerini kişilere yönlendirerek, doğru düzgün bilgi toplamadan olaylar hakkında gelişigüzel konuşup, sonra lafı kıvırmalara çalışarak; mecliste çok öfkelenen bir vekilin, hatta hiç kimsenin ağzına yakışmayan kelimeleri kullanmak, sonra da özür dilemek hangi türden siyasal partilerin işi olabilir? Nasıl kabullenlir? Nasıl "bu politikadır" denir?

***

Eleştirmek kolaydır dostlar!

Takip etmek ve sırasında takdir edebilmek daha da güzeldir. Bir sabah kalkıp, adınızı gazete sayfalarından okumanın, birilerinin kulaktan dolma bilgilerle sizin üzerinizden prim yapmaya çalıştığını görmenin ne demek olduğunu bu ülkede bilenler var, bilmeyenler var.

Medya kuruluşunun yayınladıklarına bizzat kaynak teşkil eden kişilerin asılsız veya sağlam dayanak olmaksızın verdiği bilgiler ile ideolojileri değil, kişileri hedef aldığı da açıktır. Kişileri hedef alanlar, henüz kapsamlı ve analiz kapasitesini geliştirememiştirler.

Baktığınızda, iddia ediyorum, politikayı bırakacak yaşa gelmiş bu bireylerin, artık bu anlamda kendilerini geliştirme ihtimali de kalmamıştır!

***

Şimdi etrafınıza bakın!

Lefkoşa'da belediye başkanı seçilecek!

Bilboardlarda bir adayın dev posterleri var. Ama yanında bir başka siyasal partinin sosyal bir probleme yönelik duyarlılığını yansıtan posterler var.

Biri kendi imajına çalışıyor. Öbürü toplum sağlığına, gençlerin iyiliğine.

Televizyonlardan ve gazetelerden de bunu takip edebilirsiniz.

Şimdi soruyorum:

Kendisine çalışan bir kişi ve böylesi kişilerin partisi mi, topluma çalışan ve kendisinin sağlayacağı çıkarı düşünmeyen bir parti mi?

Saldırarak politika yapan mı, hatalı işleyişi görüp çare arayan mı?

Not: İktidarı ve muhalefeti, demokrasiyi ve Kuzey Kıbrıs'ı değerlendirmek için işte size güzel bir fırsat...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31