Kaç çocuk, bir papel eder?


 

Radyoda eğitimle ilgili bir program… Programın konukları Karpaz köylerinden gelen bazı ilkokul öğretmenleri… Hepsi “birleştirilmiş sınıf” öğretmeni…

Kimisi ana, birinci ve ikinci sınıf öğrencilerine aynı sınıfta ders vermeye çalışıyor, kimisi üçüncü, dördüncü ve beşinci sınıf öğrencilerine…

Kaplıca’dan gelen öğretmen, kendi okullarında ana sınıfla üçüncü sınıfı birleştirdiklerini anlatıyor. Çünkü aralarında üçüncü sınıfları okutabilecek öğretmen dışında ana sınıf tecrübesi olan başka birisi yokmuş.

Öğretmenlerden bir diğeri “ben kendimi her yıl yeniden tayin oluyormuş gibi hissediyorum” diyor. Okuldaki beş öğretmenden dördünün her sene başında muhakkak değiştiğini anlatan öğretmen “okulun kadrosu sürekli yenilendiği için ben kendimi hep yeni bir ortamda bulurum” diyerek acı acı gülüyor…

Programda dile getirilen sorunlar ortak: Öğretmenlerin çoğu geçici. Branş öğretmeni hemen hemen hiç yok. Sınıflar birleştirilmiş. Üstelik birleştirilmiş sınıfların ihtiyacını karşılamaya yetecek kadro da yok. Bazı öğretmenler aynı anda iki okulu birden idare etmeye çalışıyor.

Öte yandan büyük sınıflara bile İngilizce dersi verilemiyor. Her yıl yeni tayin edilenler arasında İngilizce bilen biri olsun diye dua ediliyor.

Öğretmenlerin programda anlattıkları, kırsala doğru gidildikçe devletin nasıl eriyip buharlaştığını göstermeye yetiyor. Şu küçücük ülke “fırsat eşitliği” denen şeyi başaramadı.

Milli Eğitim Bakanlığı, birleştirilmiş sınıf sorununu çözmekten aciz. Hatta ana sınıfla üçüncü sınıfı aynı çatı altına mahkum edecek kadar plansız.

Öğretmen sendikası, birleştirilmiş sınıflarda görevli üyelerinin hakları verilmeyince son derece atak. Ek hakların verilmemesinin “anarşiye davet” olduğunu bile söylüyor. Fakat çocukların mağduriyetini pek gündeme getirdiği yok. Sendikaya göre çocukların birleştirilmiş sınıflara doluşturulması değil ama bu çocuklara ders verenlerin ödeneklerinin geciktirilmesi “anarşi” nedeni…

Medya deseniz başka alemde… Bu türden “gerçek” sorunlar ezelden beri pek ilgisini çekmez. Gözden uzak 80 çocuğu gündeme getirmeye ne niyeti var ne de dermanı… Halkla ilişkiler bürolarının servis ettiği çay partisi fotoğraflarıyla, “hayırsever” işadamlarının palyaçolu eğlence haberlerini yayınlamak daha kolay nasılsa…

İskele Belediye Başkanı’nın bir süre önce yaptığı açıklama oldukça sarsıcıydı. Başkan, bölgedeki yüzlerce yoksul çocuğun her sabah okula aç gittiğini söylemişti. Ne yazık ki bu açıklama gündemimizi yarım saat bile meşgul etmedi.

İskele milletvekili bile, Meclis kürsüsüne çıkıp bu çocukların sorunlarını anlatacağına, vaktini cami popülizmiyle heba ediyor.

İskele’de şapel olayıyla gündeme gelen yeni otelin sahibi “küsmüş.” Eskiden bu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyuyormuş ama artık KKTC’nin vatandaşlığını bile istemiyormuş.

Peki ya İskele’nin köylerinde mahrumiyet koşullarında okumaya çalışan bu çocuklar kime küsüp, kime darılsın? Bu çocuklara kulak verecek kim var ki?

Burası ciddi bir ülke, öyle değil mi? Burada şapel yıkılır ve hep “papel” konuşulur. Bizim çoluk çocuğa ayıracak zamanımız yoktur…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31