Felaket tellalı değilim.

“Biraz da güzel şeyler yazın” diyenlere de hak veriyorum.

Peki, güzel bir şeyler var da acaba ben mi görmüyorum?

Bir defa şu bir gerçek;

Bu ülkede hiçbir şey eskisi gibi değil ve de bundan sonra da hiçbir şey eskisi gibi olmayacak.

Toplumun elindeki koçanın uluslar arası geçerliliği yoksa devlet denen mekanizma haklarını korumuyorsa, yöneticileri sadece koltuk derdindeyse hangi amaca neden inansın?

Demek ki “Biz devletiz” demekle olmuyor.

Resim oldukça nettir.

1974 sonrasında kurulan düzen sadece güne geçirme düzeni olarak dizayn edilmiştir.

Oluşturulan yasalar bile şahsi ve menfi amaçlar için kullanılmış yine bu uğurda değişiklikler yapılmıştır.

Bu değişiklikler her anlamda geçerli olmuştur.

Eşini en üst baremden emekli çıkaran bakanlardan tutunda, sırf torpilli birilerinin sınıfta kalan çocuklarına ek bütünleme sınavlarının yapılmasına kadar.

Hepsi de gün geldi unutuldu.

Hepsi de hiçbir sorgulama olmadan sıradan, normal olaylarmış gibi saygısızca yaşandı ve bitti.

Bitti derken o gün için bitti.

Bunların devamı yaşanıyor işte.

Vekil transferleri, sahte imza olayında adı geçenlerin yargılanmadan, aklanmadan hiç bir şey yokmuş gibi hayatlarına devam etmeleri en yakın örneklerdir.

Dış Türkler diye kurulan bir birim var.

Birimin kurulmasına yönelik maddi olarak hatırı sayılır bir miktar para da ödendi devlet kasasından.

Sonuç veya icraat var mı? Henüz yok.

Devletin yargıçlarını bir işadamı CANNES film festivaline götürdü.

“Başka ülkede olsa…” diye bu noktadan devam etmek isterdim ama gerek yok zaten anlaşıldı.

Milli havayolumuz batırıldı.

Ortada batıran yok.

Yaklaşık bir yıl önce bir müdür bizzat İçişleri Bakanımız tarafından suçüstü yakalanmıştı.

Olay “Rüşvet” iddiasıydı.

Müdür müşavir oldu ve emekliye çıkartıldı.

Söz konusu para ilgili bayana ödendi.

Ne soruşturma, ne bir gelişme.

Olay kapandı.

Bunlar sadece örnekler ama sonucu neyi getirir?

Sonuç güvensizliği, yasa dışılığı, keyfiliği getirir.

KKTC de mevcut devlet düzeni “Bakkal hesabı” ile yönetiliyor.

Bakkalın yöneticileri birden fazla ve veresiye defterine kendi isimlerini yazmıyorlar.

Veresiye defterine hep vatandaşın aldıkları ve de borç artırılarak yazılıyor.

Bunun yanında vatandaş kendisine verilen kırsal kesim arsasını ertesi gün kelepir fiyatına satıyor.

Nede olsa hak ederken para vermemiş.

“Partim sağ olsun” hesabı.

Devlette istihdamı bir şantaj haline getirip kullanıyor.

Siyasi yönetimlerle beraber devlet politikası ile yönetilen hiçbir şey olmadığından her şey bir anda değişiyor.

Spor federasyonlarından, kurumların, idarelerin yönetim kurulları yeni iktidar siyasi erkin tercihlerine göre belirleniyor.

Kabinedeki Bakanlar parti içi dengelere göre ayarlanıyor.

Devlet mekanizmasında işin uzmanları değil, partilerin “En iyi adamları” görev alıyor.

Devlet kaynakları bir “Memnun etme” aracı olarak kullanılıyor.

Ve gelinen nokta;

Artık son başladı.

Bu ülkeyi, bu devlet mekanizmasını biz yönlendirmeliydik.

Ama daha öncede yazdım “Kabul edelim beceremedik”.

Üsttekiler devlet kaynaklarını kendi saltanatlarını daimi kılmak için bizlerde neresinden ne koparabiliriz diye bitmeyecek bir deniz olarak gördük.

Artık elimizde ekonomik değeri olan varlık kalmayacak.

En büyük sebep bizim bu değerlerimizi idare edemememiz.

Doğa boşluk tanımaz.

Yapamazsanız, birileri gelir ve yapar.

Bu size uyardı, uymazdı kimsenin umurunda da değil.

Bu ülkede adına ne derseniz deyin iki ayrı dünya var.

Yukarıdakiler ve aşağıdakiler.

Ve yukarıdakiler aşağıdakilerin sesini ne hikmetse hiç duymazlar.

Onların, düşünceleri, sorunları, sıkıntıları ve öncelikleri hep farklıdır.

Birileri makamı devam etsin diye yangın olmuş ülkeyi sadece uzaktan seyreder.

Birileri kendi makamı dışında kalan makamları da etkilemek için yangına benzin döker.

Böyle bir ortamda açık seçik ortadadır ki aslında anlayış ve yöntemler anlamında farkları yoktur.

O kadar alışmışız ki, bugün yaşananları da normalmiş gibi izleyip günlerce tartışıyoruz.

Demokrat Parti Lefkoşa Milletvekili Sayın Mustafa Arabacıoğlu da sonunda isyan etti ki son dönemlerde bunu sıkça seslendiriyor.

Sayın Arabacıoğlu daha önce“Meclis bal yapmaz arılardan oluşuyor” demişti.

Pazartesi günü Meclis’teki bütçe görüşmeleri sırasında “Bir parlamenter olarak artık ortada bir devlet olduğuna inanmıyorum. Bu kadar hukuk dışılık, yasa yapmayan, yürütmesi olmayan devlet olur mu?” .

Sayın Arabacıoğlu’nun duruş ve düşünceleri malum.

Her kesimden insanın saygı duyduğu bir siyasetçi.

Ve böyle bir isim bile bu noktaya gelmiş “Böyle devlet olur mu?” diye soruyor.

Daha önce yaptığımız bir söyleşi de;

 “Bundan sonraki süreçte milletvekili adayı olmayacağım. Siyasete girdim mutlu olmadım ama pişmanda olmadım. Devletin, hükümetin çalışmasını bilen birisi olarak bugün yaşananları gördükçe ben mutlu olamam. Bu güne kadar pişman olmadım. Bunu söylerken yanlış yapmadım o yüzden pişman değilim. Girdim bu süreci yaşadım, katkı koymaya çalıştım ama doğrunun, doğru yapmanın artı getirmediği bir süreçten geçiyoruz. Şimdiki sistemde doğru yapan kazanmaz. Yanlış yapana artı değer kazandıran bir düzen oluştu kuzey Kıbrıs’ta. Yasa yapılıyor. Yapılan yasa ya belli kişilerin önünü tıkamak ya da belli kişilerin önünü açmak için yapılıyor. Yani halkın geneli için yasa yapılıp kullanılmıyor. Dolayısıyla öncelikle kurumsal yapılardan başlanarak yeniden yapılanmamız gerekiyor. Bu olmazsa Kıbrıs Türkünün gidişatı iyi değil”.

15 Eylülden bu yana sayılı toplanan sadece bir yasa yapabilen, nisap sağlayamayan KKTC Meclisinde böyle düşünen kaç kişi var acaba? 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31