Ülkede yaşanın tartışmaların başında gelen kaçak işçi olayı malum…

Yine bir yerlerden gelen talimatla bunların büyük kısmının kayıt altına alınması çalışmaları toplumu gererken, bir de burada kaçak yaşayanların yaşadıkları vahim olaylar var ki, her bir tanesi insan haklarını ayaklar altına alıyor.

Şimdi bu yazıyı okuyup, ‘gelmeselerdi’ diyebilirsiniz!

Haklı da olabilirsiniz, öyle ya da böyle onlar şimdi buradaysa, asıl sorgulanması gereken onlar mı yoksa, devlet ya da onları buraya getiren paragöz iş adamları mı diye de kendimize sormak durumundayız.

Hele de bazıları var ki burada tam anlamıyla bir cehennem azabı yaşıyorlar.

Hiçbir sosyal hakları yok!

Çalıştıkları iş yerlerinde başlarına bir iş kazası geldiği zaman bile çoğunun işvereni bunlara sahip çıkmıyor…

Hatırlarsınız, geçen ay bir narenciye bahçesinde çalışan işçi elektrik akımına kapıldı ve öldü…

Patronu büyük bir pişkinlikle, ‘o benim çalışanım değildi’ dedi, çıktı işin içinden!

Allahsız kitapsız patron aslında yalan söyledi ama kim soruşturdu?

Yine aynı günlerde bir işçi inşaattan düştü öldü, ama o da sadece bir gün haber oldu ve unutuldu…

O inşaatı yapan müteahhidi kim araştırdı kim deşifre etti, ya da devletin hangi birimi o insafsızın peşine düştü?

Yine geçtiğimiz günlerde bahçede çalışan bir işçi ağaçtan düştü, kolunu ve belini kırdı.

Bu haber basına bile yansımadı!

O bahçenin sahibi haber yollamış işçiye, ‘tedavin için tek bur kuruş bile harcamam bilesin, istersen git kime şikayet edersen et’ diye de tehdit savurmuş!

Yahu bu bir candır, senin işçindir yıllardır kanını emdiğin onun üzerinden para kazandığın adamdır, böyle söylenir mi hiç?

Allar vere ki işçinin yardımına arkadaşları çıktı, hatta yattığı hastanedeki oda arkadaşları üç beş kuruş ortaya koyup gereken bel korsesini aldı da bu dünya da birkaç insan daha kalmış diye geçirdik içimizden…

Siz yine de ‘oh olsun gelmeselerdi’ diyebilirsiniz!

Sizin tercihiniz bu olabilir, ama böyle olmamasını tercih ederdim doğrusu.

Sonuçta burada bir insan hayatı olursa, ve siz evrensel değerlerden bahsederken, bir insan oğlunun böyle rezil durumlar yaşaması, sömürülmesi ve bal gibi insan haklarının çiğnenmesi vardır ortada ve buna göz yummak, görmemezlikten gelmek, mangal başında sefa sürdürmek de o kişinin insanlığının tartışılır duruma gelmesinden başka bir şey değildir.

Eğer bu devlet doğru dürüst bir devlet olabilseydi, yanında çalıştırdığı kaçak işçi iş kazası geçirip hastaneye düşseydi, o iş veren bu kadar insafsız ve duyarsız olabilir miydi?

Bu devlet adam gibi bir devlet olsa, bu ülkenin ilgili daireleri, bu işin peşine çoktan düşmüş olur, hem devletten vergi kaçıran, hem de insanların kanını emenleri anında içeri atar, en ağır cezaları verir ve bu tür olaylar da gün geçtikçe azalır giderdi…

 

 

Tunalı: Koop-Süt’e talibim

 

“Sn Özadam,


Ben Ceran Tic.Ltd koordinatörü Tözün Tunalı. Bildiğiniz ve tanıdığınız Kıbrıslı bir Türk vatandaşım.
Ömrümü ülkemin kalkınması gelişmesi ve dünyada saygın bir ülke olması için katkı koyan birisiyim.
Emekli olduktan sonra tüm emekli ikramiyem ve diğer birikimlerimi çocuklarımın geleceği ve için ikramiyemi yine ülkeme yatırım yaparak sürdürüyorum. Hükümetin özelleştirme kapsamında sürdürdüğü politikadan güç alarak 8.6.2011 tarihinde Kooperatif Merkez Bankası Yönetim kuruluna KOOP süte talip olduğumuzu beyan eden bir yazı
yazdım ve yanıt istedim.
Dünkü yazınızda Koop Süt’ün Ülker ile pazarlığından söz ediyorsunuz. Ben bir Kıbrıslı Türk vatandaşı olarak kendi ülkemdeki bir işletmeye talip olamayacaksam nere talip olacağım.
Bu politikalar böyle devam ettiği sürece bizim kıbrıslı Türklerin Kıbrıs’taki yerinin ne olacağını merak etmeye başladım.
Bu tesisin ihaleye çıkmadan verilmesi durumunda ara emri dahil her türlü yasal işlem başlatacağım.
Ayrıca Kıbrıs’taki küçük süt işletmelerine de seslenmek isterim gelin hepimiz Koop-Süt’e birlikte yeni bir şirket
kurarak sahip çıkalım.
Saygılarımla..”
(Tözün Tunalı)

 

 

MESAJ KUTUSU

 

Sayın Ersan SANER, Osman Kutup adlı vatandaşla imza altına aldığınız sözleşmenin tarihi geçti ve yükümlülüklerinizi yerine getirmediniz. Bu iş artık mahkeme sürecine taşınıyor ve o makamda oturan birisi için hiç de hoş olmayan tablolar ortaya çıkabilir.

Sayın Nil KELEŞOĞLU, koyu bir CTP’li olan damadınız Ahmet Arnavut’un istihdam edilecekler listesinin başında olması UBP örgütünü fena halde karıştırdı. UBP’li gençler sçim mitinglerindeki resimleri derliyorlar ve basına vereceklermiş. İşiniz bir hayli zor bilesiniz.

Sayın Osman KORAHAN, DAÜ VYK’ya gönderdiğiniz mektup sivil toplum örgütlerini bir hayli heyecanlandırdı. Ancak sanırız biraz geç kaldınız gibi geliyor bize, alan aldı sattı artık değil mi?

Sayın Kemal DÜRÜST, Bostancı’dan Sibel Güler hanım tüm uğraşlarına rağmen size bir türlü ulaşamamış. Konu öğrenci olunca biraz daha duyarlılık rica ediyoruz. Hepimizin evladı var unutmamak lazım değil mi?

Sayın Mehmet ZAFER, belediyenin ambarlarının bazı özel şahıslar tarafından depo olarak kullanılması vatandaşın tepkisini çekiyor. Böyle bir şey etik ve yasal olarak doğru mu? Yoksa torpillilere özel yasalar mı var?

Sayın Özay ANDIÇ, İhtiyat Sandığı Yönetim Kurulu başkanlığı gitti diye sakın üzülmeyiniz. Zira önümüzdeki günlerde ‘şükürler olsun’ diyeceksiniz. Çünkü kıyamet günü yakın!

Sayın Özkan YORGANCIOĞLU, hangi takımı tuttuğunuzu söylemeyerek siyasi bir kurnazlık yapıyorsunuz ama bu küçücük ülkede hiçbir şey gizli kalmaz bilirsiniz değil mi?

Sayın Ali Çetin AMCAOĞLU, Hasan Yenal adlı vatandaşın tam 138 tane hayvanı bilinmeyen nedenle öldü ve sizin bakanlıktan bir Allahın kulu olayla ilgilenmedi. Peki o zaman o bakanlık başka ne iş yapar ki?

Sayın Serdar DENKTAŞ, küskün DP’lileri partiye bir kez daha kazandırmak için yoğun bir çalışma içinde olduğunuz görülüyor. Ancak çok hassas olmanız gerekiyor çünkü bazıları eğer geri dönerse, bir o kadar da partiden kaçabilir bizden uyarması.

Sayın Nilgün ŞEFİK, içiniz rahat olsun, Şerife hanım ağırlığını koydu ve sizin müsteşarlık sizde kaldı. Şimdi sizden ricamız zalim patronların üzerine cesurca gitmeniz ve onları deşifre etmenizdir.

Sayın Cihan ERDOĞAN, sizden hiç beklemezdik doğrusu, taş fırın olarak bildiğimiz birinin yoga derslerine başlaması nedeniyle şok içine girdik. Yine de kolay gelsin diyoruz, vardır bir bildiğiniz değil mi?

Sayın Ahmet GENÇ, Kaplıca’da ülkeye kazandırdığınız o müthiş tesis için sizi ve eşiniz kutlarız. Yıllar önce hurda bir araç içinde başladığınız bu işte büyük başarı sağladınız. Hayırlı işler dileriz.

Sayın Ertuğrul HASİPOĞLU, parti içindeki kavgalar konusundaki sert çıkışınız hem etkili oldu, hem de bazı söylentilere neden oldu. Her an sigortalarınızın atabileceği endişesi var bilesiniz.

Sayın Mustafa UĞURLU, sıcaklar bastırınca ev yemeklerine ağırlık verdiğiniz gözlemleniyor. Bir de şu sigarayı bırakabilseniz ne iyi olacak değil mi? Ayrıca THY’nin uluslar arası başarısından dolayı kutlarız.

Sayın Ahmet YÖNTEM, kan bağışı kampanyanız büyük memnuniyet yarattı. Her ne kadar artık toplum bu bağışlara fazla ilgi göstermese de siz görevinizi yaptınız tebrik ederiz.

Sayın Mehmet ÇAKICI, meclise bundan böyle benzinle gelecek olmanız itfaiyenin alarma geçmesine neden olmuş. Arkadaşlar soruyor, kurşunlu benzini mi yoksa kurşunsuz benzini mi tercih edeceksiniz diye…

Sayın Erdal ANDIZ, siz kendinizi unutturmaya çalışsanız da sizi unutmak mümkün mü? Gazinolara getirilen ağır vergiler konusunda görüş belirtecek misiniz? Bu arada uzun bir zamandır köşe yazılarınızı göremiyoruz, hayırdır emeklilik halleri mi?

Sayın Turgay HİLMİ, milletvekili adaylığına sıcak baktığınız ama illa ki bakanlık isterim diye tutturduğunuzu öğrendik. Sizin başınız kel mi az bile istemişsiniz…

Sayın Belgin AKYILDIZ, telefondaki teknoloji artınca artık kredi kartını dilediğiniz gibi kullanamıyormuşsunuz. Hazır deniz kenarındayken eşinizin telefonu kaza sonucu denize düşemez mi yani?

DV 615 plakalı aracın sürücüsü, dün saat 12.45’de Tekin Yurdabak caddesinde önünüzdeki motosikleti geçerken karşıdan gelen araçlar büyük tehlike yaşattınız. Şehir içinde lütfen biraz daha dikkatle sürüş yapmanızı salık veriyoruz.

 

Günün Fıkrası

 

Doktor ormanda!

 

Ormanda oturan acil vaka bir hasta varmış, hastaneye gitmesi mecburmuş.

Bizim doktor da ne yapsın, almış jipini gitmiş kadının ormandaki evine. Almış kadını atmış jipinin arkasına ve ormanda gidiyorlarmış.

Önüne kıpkırmızı bir adam çıkmış, ben demiş ormanın kırmızılı delisiyim. Bana bir yiyecek.

Adam düşünmüş, sandvicini vermiş deliye.

Sonra bir gölün etrafından geçerken sapsarı bir tip çıkmış, el kol sallamış falan, bizimkini durdurmuş. Ben demiş bu gölün sarılı delisiyim demiş. Bana bir içecek.

Bizimki durmuş düşünmüş, vermiş kolasını. Sonra yola devam etmiş. Bizimki işte bildiğimiz asfalta çıkmış en sonunda.

Önüne masmavi bir adam çıkmış, el kol sallamış falan durdurmuş bizimkini. Bizimki sinirlenmiş. "Yaa asfaltın mavili delisi sen ne istiyorsun?"

Mavili herif dönmüş:
"Ehliyet, ruhsat lütfen!"

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31