Dün, dünyamız bir diktatörün çöküşünü izledi gene…

Muhaliflerinin silahlı güçlerinin başkent Trablus’a girmesi ile Libya lideri Kaddafi’nin düzeni,  yıkıldı.

Kırk iki yıl önce, Muammer Kaddafi’nin iktidarı nasıl ele aldığını hatırlayanımız azdır!

Libya Kralı Sunusî’nin Türkiye ziyaretinde olduğu bir dönemde, ordusundaki bir yüzbaşı, bütün komuta kademesine bir parti vermiş, orada hepsini tutuklayıp,  komutanı olduğu bölükle, saraya gidip, iktidarını ilan etmişti.

Yüzbaşı Kaddafi, o gece kendi rütbesini albaylığa, yardımcısı üsteğmen Callud’u da yanılmıyorsam binbaşılık’a yükseltip, onu da başbakan tayin etmişti. Ondan sonra kral, uzun yıllar Bursa’da misafir kaldı…

Şimdi, “öyle gelen, böyle gider” demek de var ama ne yalan söyleyeyim, bizim gençliğimizde Kaddafi sempatik bir figürdü? Arada bir şaşırıp, tarihsel gerçekleri ters yüz eden açıklamalar yapmasına rağmen…

İyi saatte olsun, hazret bazı bazı, Enver paşa ile Mustafa Kemal’e sardırırdı…

1912’de Bingazi ve Tobruk’u bırakıp gittiler diye…

Oysa o zaman 1. Balkan Harbi yaşanmaktaydı…

İmparatorluğun ikinci büyük şehri elden çıkmış, İstanbul kapılarında da Bulgar orduları fink atmaktaydı.

Ordunun en seçkin subayları olduklarını tarihin ortaya çıkardığı, Mustafa Kemal, Halil Paşa, Süleyman Askeri, Enver Paşa ekibi (sonuncuyu tenzih ederim) mecburen Trablusgarp’ı bırakıp, İstanbul önlerine koştular…

Kaddafi bunu hiç hazmetmedi! Adı geçenlerin Libya’da bıraktıkları Aziz el Mısri’nin kalan paraya da el koyup, Osmanlı’ya ihanet etmesini ise hiç konuşmadı! O Arap’tı…

Şimdi “batı türü demokrasi” diyorlar ya? Libya’da, Suriye’de, Mısır’da ve hatta Somali’de! Batı türü demokrasi, ulus devletin üst yapı kurumudur.

Bunun olması için ortada bir ulus ve onun devletinin olması gerekir!

Dünyanın bu bölgesinde ise sınırlar “ayni dili konuşan halkların ortak pazar kaygısı” ile değil, Sycess-Picot Andlaşması sonucu İngiliz ve Fransız diplomatları tarafından, harita üzerinde cetvelle belirlenmişlerdir.

Ortada ne homojen bir Arap ulusu var, ne de her bir Arapça konuşan memlekette, bir Ürdün, Suriye, Mısır, Irak, Libya ulusu… 

Araplar, Beriberiler, Tuareg’ler, Bedeviler, Mısır ve Ürdün’de Çerkezler, Suriye ve Lübnan ile Ürdün’de Ermeniler, Yahudiler…

Bu çok etnoslu yapı, bırakın ulusal düzeyi, etnik düzeyde bile değil, geniş kabileler düzeyindeki bir sosyal örgütlenme sistemi içinde yaşıyorlar.

Kölecilik öncesi Çoban Toplum biçiminde yaşayanlar bile var…

Çağdaş düşünce de yaşıyor bu toplumların içinde, orta çağ düşüncesi de ondan öncesi de…

Bu coğrafya’da ne bilindiği haliyle bir ulus devlet yaratabilirsiniz, ne de onun üst yapısı olan demokrasi’yi…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner5

banner31